ABD Başkanı Donald Trump, günümüz dünyasının en tehlikeli siyasi oyununu yönetmek için az sözcüklü ve çok muğlak bir sözlük kullanıyor. ABD Başkanının yaptığı her konuşmanın, yapmasına izin verilmeden önce beş farklı daire tarafından incelendiği, gözden geçirildiği ve yeniden formüle edildiği biliniyor. Zira konuşan kişi, dünyanın en güçlü ülkesinin başkanı ve söylediği herhangi bir kelime bir savaşı veya çatışmayı ateşleyebilir. Ancak Trump, en tehlikeli durumları basitleştirmekte ısrar ediyor ve “İran teslim olmazsa, kötü olacak” diyor. Burada “kötü”nün derecesi nedir ve ne anlama geliyor? Bunların hepsi yoruma açık konular ve dünyayı korku ve bekleyiş içinde tutuyor. Dünya onun oyun alanı ve Ebü’t Tayyib el-Mütenebbi'nin çıkmazı tanımlarken söylediği gibi, “Sen hem anlaşmazlık konusu hem hasım hem de hakimsin.”
Başkan Trump, tüm önleyici tedbirleri atlayarak mesajları bizzat iletmekte ısrar ediyor. Savunma Bakanı yok, Dışişleri Bakanı yok, kongre liderleri yok. Şimdi bu beylere zaman yok. Sayın Nancy Pelosi, Trump'ın ilk döneminde bu rolü üstlenmiş, onu her gün sert eleştiriler bombardımana tutmuştu. Ama bugün, çok az kişi Başkan’a karşı durmaya cesaret ediyor. Ve eğer dururlarsa, sonuçlarına katlanmak zorundalar.
Aydınlar ve Demokratlar, Trump'ın dilinin yıllardır siyasetle tamamen uyumsuz olduğu konusunda hemfikir. Örneğin, Demokrat Parti'yi “şeytan, kötülük ve nefret" partisi olarak tanımlarken, kendisi ile ilişkili herkesi tanımlarken üstün sıfatlar kullanıyor. Bir keresinde de Demokratları komünist, neo-faşist ve “akıl hastası” olarak nitelendirmişti.
Trump'ın rakiplerini alaya alarak, ABD'deki demokratik süreci ortadan kaldırmak ve Hannah Arendt'in ünlü sözüyle “siyasetin reddettiği” faşist tarzı otokratik bir rejimin kurulmasını teşvik etmek istediği söyleniyor.