Ahmed Mahmud Ucac
Lübnanlı yazar
TT

Starmer Çin'de: Değişen dünyada zor seçimler

İngiliz İşçi Partisi ezici bir çoğunlukla iktidara geldiğinde, hükümeti politikasının pragmatik olduğunu ve dünyayı olmasını dilediği gibi değil, olduğu gibi ele aldığını ilan etti. “Dilediği” kelimesinin arkasında, İngiliz yetkililerin, hızla değişen bir dünyada dileklerin bir mucize gerektireceği ve bu değişime ayak uyduramayanların çıkarlarına ve güvenliklerine zarar vereceği kanaati yatıyor. İngiltere Başbakanı Keir Starmer'ın Çin Halk Cumhuriyeti ziyareti de bu bağlamda yer alıyor. Amacı, eski Roma (ABD) ve yeni Roma (Çin) arasında bölünmüş bir dünyada kendine bir yer bulmak. Bir zamanlar “bütün yollar Roma'ya çıkar” denirdi, ancak bugün her ikisi de tehlikelerle dolu iki yol var. ABD Başkanı Donald Trump, yeni Roma'yı ziyaret eden Kanada Başbakanı Mark Carney'i yüzde 100’e varan gümrük tarifesiyle tehdit ederek, kendisini Çin'den hiçbir şey kazanamayacak bir kaybeden olarak nitelendirdi. Carney’den önce, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron yeni Roma'yı ziyaret etmişti ve Trump onu da küçümseyerek, “yakında görevden ayrılacaksın” demişti. Ayrıca Fransız alkollü içeceklerine gümrük tarifesi uygulama tehdidinde de bulunmuştu. Buna karşılık, yeni Roma da kendi yolunu izlemeyenleri cezalandırıyor. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, koronavirüs pandemisinin kaynağına ilişkin uluslararası bir soruşturma çağrısında bulunan Avustralya'ya gümrük vergisi uyguladı; bu çağrıyı, Başkan Trump'ın Çin'in salgından sorumlu olduğu yönündeki suçlamalarını kabul etmek olarak değerlendirdi. Şi, Güney Kore ve Japonya’ya karşı da aynı davranışı benimsedi. Bu karşılıklı yaklaşım göz önüne alındığında, Trump'ın Starmer'ı tehdit etmesi, pragmatizmini alaya alması ve yeni Roma'yı kucaklaması konusunda uyarması şaşırtıcı değil.

Diğer bir deyişle ne Starmer'ın ne de Carney'nin gerçekçiliği iki Roma dünyasında geçerli değil. İki gerçekçiliği ayıran husus ise birincisinin yumuşak ve temkinli, ikincisinin ise sert ve maceracı olması. Carney, Soğuk Savaş dönemindeki Bağlantısızlar Hareketi'ne benzer üçüncü bir yol çağrısında bulunurken, Starmer, bir ayağını eski Roma'da, diğerini yeni Roma'da tutmaya çalışıyor. Ancak her iki girişim de Çin ve ABD'nin pençeleri arasında kalacak. Trump, Kanada'yı yüksek gümrük tarifeleriyle cezalandırdı ve İngiltere'yi yaptırımlarla tehdit etti. Rakibi Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ise Carney'e kırıntılar sunarken, Trump'a inat olsun diye Starmer'ı övdü ve Clement'in İşçi Partisi hükümetinin 1950'de Çin Halk Cumhuriyeti'ni tanıyan ilk hükümet olduğunu ve İşçi Partisi İngilteresi'nin 2001'de ülkesinin Dünya Ticaret Örgütü'ne girişini desteklediğini, her ikisinin de Çin'in ekonomik büyümesine katkıda bulunduğunu belirtti. Bu, seçeneklerin ve manevraların çok sınırlı olduğunu ve kuralın, “ya benimlesin ya da bana karşısın” olduğunu gösteriyor.

Eski ve yeni Roma dünyasında ideolojinin hiçbir rolü yok ve hakim ekonomi sapına kadar kapitalisttir. Her iki Roma da uluslararası hukuku hiçe sayıyor ve birinin zaferinin diğerinin yenilgisi olduğunun farkında. Bu sıfır toplamlı denklemde, Starmer'ın pragmatizmi ona yardımcı olamaz. Her birinin hem iç hem de uluslararası alanda sonuçları olacağından, zor seçenekler arasında seçim yapmak zorunda. İç politikada, İngiltere'de Çin konusunda bir fikir birliği yok. Yükselen sağ ve bir ölçüde Muhafazakarlar, Çin'i İngiliz güvenliğine bir tehdit ve düşman bir devlet olarak görüyor. Bu arada, aşırı sol ve bir ölçüde ılımlılar, pragmatik bir bakış açısıyla Çin ile yakınlaşmanın mümkün olduğunu düşünüyor. Ancak herkes, Çin'in kültürel olarak farklı olduğu ve özellikle İngiliz ulusal güvenliğine yönelik riskler nedeniyle ülkenin ekonomisine, özellikle de altyapısına dahil olmasına izin verilmemesi gerektiği konusunda hemfikir. Sol ve sağ arasındaki fark, ideolojik açıdan solun daha az düşmanca olması ve hepsi olmasa da bazı alanlarda iş birliği olasılığını öngörmesidir. Bu fark önemli çünkü Çin, solcu bir hükümetle herhangi bir yakınlaşmanın gelecekte sağcı bir hükümet tarafından bitirileceğinin ve ilişkilerin başa döneceğinin farkında olacaktır. Bu da mantıksal olarak Çin’in “ben kazanayım, diğerleri kaybetsin” ilkesine dayalı, pragmatik ve titizlikle hesaplanmış bir politika izlemesine yol açacaktır. Nitekim Starmer, ziyaretinden önemli bir ekonomik kazanım elde etmeden, yalnızca Çin-ABD çatışmasında pozisyonunu belirlemesini bekleyen vaatlerle döndü.

Kanada Başbakanı Carney'nin seçeneğine gelince, Soğuk Savaş sırasındaki benzer bir deneyim (Bağlantısızlar Hareketi) hiç de cesaret verici olmadığı için bu uygulanabilir bir seçenek değil. Uzun vadeli ittifaklar yalnızca çıkarlara değil, kültür, tarih, coğrafya ve din gibi diğer önemli unsurlara da dayanır. Bu nedenle, Avrupa şu anda Trump ile ne kadar aynı fikirde olmasa da onu Amerikan nüfuz alanında kalmaya zorlayan sayısız bağla ona bağlı kalacaktır. Starmer ve Avrupalı ​​liderlerin karşı karşıya olduğu zorluk, ABD ve Çin ile kültürel, tarihi ve coğrafi bağları olmayan diğer ülkelerin karşılaştığı zorluklardan çok daha azdır. Nitekim İngiltere, Avrupa Birliği'ne yeniden katılabilir ve çıkarlarını koruyabilir, ABD ile eşit şartlarda ve kardeşlik ruhu içinde diyalog kurabilir. Diğer ülkelerin ise tek bir seçeneği var; kültürel ve tarihsel olarak benzer komşularıyla birliklerini güçlendirmek, ticaret ilişkilerini derinleştirmek ve karşılıklı fayda sağlayan ittifaklar kurarak güvenliklerini güvence altına almak.

Eski ve yeni Roma dünyasında, seçenekler herkes için açık: Gizlisi saklısıyla ve tüm kusurlarıyla Çin yolunu izlemek veya tüm zorluklarıyla Amerikan yolunda devam etmek ya da iş işten geçmeden hızla Avrupa'nın birlik modelini taklit etmek.