Mevcut savaşın patlak vermesi ile birlikte Şah monarşisinin yeniden kurulmasına dair tartışmalar, 1970'lerin sonlarında Pehlevi rejiminin devrilmesinden bu yana hiç olmadığı kadar yoğunlaştı. Şah'ın oğlu Rıza Pehlevi'nin dönüşü konusunda hevesli olanların sayısı İranlıların yaklaşık üçte biri olarak tahmin ediliyor; bu tartışmalı bir rakam ve mevcut dini rejimin başarısızlıkları nedeniyle bu sayının daha yüksek olduğuna inanılıyor.
Gelgelelim İran, merhum Dini Liderin oğlu Mücteba Hamaney'in diğer dini figürlere tercih edilerek seçilmesiyle farklı bir tür kalıtsal yönetimin eşiğinde. İkinci Hamaney’in seçilmesi aynı sonuca götürüyor; monarşik olmasa da veraset meşruiyetinden yoksun bir kalıtsal yönetim.
Bu, birden fazla karar merkezi ve çatışan yetkilerinden muzdarip kurumsal dini rejimin krizine bir çözüm olabilir. Nitekim devlet, farklı dönemlerde kurulmuş çok sayıda güç tarafından yönetiliyor. Bunlar arasında Uzmanlar Meclisi, Anayasayı Koruma Konseyi, Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi, İlim Havzaları Yüksek Konseyi ile Kültür Devrimi Yüksek Konseyi bulunmaktadır. Dini Liderlik Ofisi ve Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi gibi önemli karar alma merkezlerinin yanı sıra, en öne çıkan güç olan ve kararların uygulayıcısından, kararların alımına ortak hale gelen Devrim Muhafızları Ordusu da bulunmaktadır.
Kurumların birikmesi, devlet anayasasına göre “anayasal” kabul edilen cumhurbaşkanlığı ve hükümet gibi kurumları marjinalleştirdi. Diğer ülkeler, Hatemi, Ahmedinejad ve Ruhani gibi cumhurbaşkanlarının, bölgedeki bu büyük, etkili ve tehlikeli devleti yöneten diğer güçler için sadece birer vitrin haline geldiğini zamanla anlamışlardır.
Hükümet içindeki karar alma merkezleri ve iktidar mücadeleleri, İslam Cumhuriyeti’ni tehdit eden, rejimin varlığı için en az savaş tehdidi kadar tehlikeli olan bölünmelerin habercisiydi. On yıldan kısa bir sürede kilit isimler sahne dışına itildi veya etkisiz hale getirildi. Kerrubi ve Musevi, merhum Dini Lider'e karşı düzenlenen sokak protestolarına katkıda bulundukları için ev hapsinde tutuluyorlar. Rafsancani'nin ailesi, zehirlenerek öldürüldüğünde ısrarcı. Sokakların en popüler figürü olduğu söylenen Ahmedinejad, Ruhani gibi cezalandırıldı ve dışlandı. İbrahim Reisi bir uçak kazasında öldü ve ondan önce yükselen yıldız Kasım Süleymani öldürüldü. Ayrıca, geçen yılki savaş ve mevcut savaş sırasında etkisiz hale getirilen askeri liderlerin listesi de uzun.
Eğer dini kurumun kalıtsal yapısı devam eder ve yeni Dini Lider İsrail'in kendisini hedef alma girişimlerinden sağ kurtulursa, İran'ın Dini Lider kavramından, büyük ölçüde Dini Liderin kişiliğine dayalı farklı bir yönetim sistemine geçmesi muhtemel. Monarşik olmayan kalıtsal veraset yönetimi dünyada benzersiz değil; Kuzey Kore, 70 yıldır Kim ailesinin üç üyesi tarafından yönetiliyor, Küba da Castro ailesi tarafından yönetildi.
Tahran'da dini kurum bu sonuca, çıkmaza girdiği ve sokak tarafından kuşatıldığı için ulaştı. İkinci Hamaney'in seçilmesi, şu anda dini ve askeri olan rejimin barışçıl, sivil bir hükümete dönüşmeye karar vermesi durumunda, rejimi çöküşten kurtaracak can simidi olabilir.
Mücteba'nın babasından bile daha sert olduğu ve bölgenin daha çalkantılı ve kaotik bir döneme hazırlanması gerektiği söylentileri var. Belki de bu sadece bir söylentidir ve nispeten bilinmeyen bir figür olan Mücteba’yı yalnızca kısa biyografisine dayanarak yargılamamalıyız. Üstelik, bölge daha babasının döneminde geçen yıl ve bu yıl yaşanan savaşların ardından zaten önemli değişikliklerden geçiriyor.
Gerçekten de yaygın inanışın aksine, Hamaney selefi Ayetullah Humeyni'den daha sert ve radikaldi. Hamaney, İran'ın radikal sisteminin mimarıdır. Onun liderliğinde, Devrim Muhafızları, geniş dış ağlara sahip devasa askeri ve ekonomik kurumlara dönüştü. Hizbullah, Iraklı milis gruplar, Fatimiyyun Tugayı ve Husiler gibi İslam Cumhuriyeti'nin öncü orduları haline gelen bölgesel vekil güçler kavramı icat edildi. Nükleer program da onun döneminde doğdu.
Hamaney daha sert bir tutum sergilemesiyle bilinirken, Humeyni Saddam Hüseyin ile savaşı sona erdirmeyi kabul etmiş ve bunu pragmatizminin bir işareti olarak “zehir içmek” olarak nitelendirmişti. Buna karşılık Hamaney, bardağı taşıran son damla olan 7 Ekim olaylarına kadar, hedeflerine ulaşamamalarına rağmen tüm projelerini sürdürmekte ısrar etti. Amerikan ordusunun ülkesinin kıyılarındaki büyük askeri yığınağına rağmen, Trump yönetimiyle kaybedilmeye mahkum bir çatışmada diretti.
Bu, İkinci Hamaney'in babasının izinden gideceği anlamına mı geliyor? İktidarın içinde yaşadığı ve çalıştığı göz önüne alındığında, her iki olasılık da mümkün. Ancak bu, savaşın yarattığı yeni koşullar ve öncesinde İran sokağında yaşanan değişimler göz önüne alındığında, mutlaka babasının birebir kopyası olacağı anlamına gelmiyor.