Nebil Amr
Filistinli siyasetçi ve yazar
TT

Araplar ve Müslümanlar sadece arabulucu değiller

Aksa Tufanı ve İsrail'in buna verdiği cevap ile başlayan Ortadoğu'daki savaşın başlangıcından, genişlemesinden ve uzamasından bu yana, Araplar ve Müslümanlar hem savaş sırasında hem de sonrasında Ortadoğu'nun şekillenmesinde arabuluculuk ve aktif katılım ile karakterize edilen bir rol oynadılar.

Suudi Arabistan Krallığı: New York'ta Filistin Devleti Konferansı'nı düzenleyerek, daha önce belirsiz olan ancak nihayet netleşen bir ilke için uluslararası destek topladı. O ilke, Filistin devletinin kurulması, uluslararası güvenlik ve istikrar için kaçınılmaz bir gereklilik ve zorunlu bir adımdır.

Gazze savaşında arabuluculuk rolü oynayan ve savaşı bitirmeye yönelik Arap ve İslam çabalarında önemli bir yere sahip olan, kendisine sunulan tüm teşviklere rağmen Gazze'nin boşaltılmasını önlemede kilit rol oynayan Mısır, Gazze ve Filistin ile ilgili tüm konularda aktif rolünü sürdürmeye devam etti. Savaşın tüm cephelerinde durdurulması ve savaş sonrası düzenlemeler için Arap ve Müslüman arabulucularla birlikte çalıştı.

Şu anda savaşan taraflar arasında arabuluculukta kilit rol oynayan Pakistan, savaşın sona erdirilmesi ve sonrasındaki günler için düzenlemeler konusunda ortak bir ajandayı paylaşan tüm kardeşleri tarafından destekleniyor, hatta belki de onlar tarafından yetkilendirilmiş bulunuyor.

Rusya-Ukrayna savaşına olumlu müdahalelerde bulunan Türkiye, Gazze'ye yönelik net ve hedef odaklı bir politika izledi ve İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki hassas ilişkinin tüm yönlerine dahil oldu. Suriye'deki olumlu ve etkili rolü de göz ardı edilemez; bu durum Türkiye'nin İsrail tarafından hedef tahtasına konulmasına ve ilişkilerinde önemli bir bozulmaya neden oldu.

Çatışmaları çözmeye yönelik her yerde ve çabada aktif olarak yer alan Katar, Gazze'den Lübnan ve İran'a kadar savaşları sona erdirmede rol oynayan herkesle birlikte çalışıyor.

Bireysel veya toplu olarak, bu ülkelerin hepsi, sanki hayırsever bir eylem gerçekleştiriyormuş gibi çatışan taraflar arasında sıradan bir rol oynayan geleneksel veya teknik arabulucu tanımına uymuyor. Aksine, devletlerin rollerinin siyasi standartlarına göre, müdahalelerini ve ulusal hedefler olarak tanımladıkları amaçları belirleyen kendi çıkarları var.

Bunların hepsi Ortadoğu’nun asli unsurlarıdır; bölgenin mevcut durumuyla iç içe geçmiş, uluslararası güçlerin buradaki rekabetinde ilişkileri şekillendiren aktörlerdir. Aynı zamanda, başkalarının yürüttüğü savaşların ve kurduğu oyunların bedelini en ağır biçimde, kendi topraklarında ve çıkarlarının tam merkezinde ödemişlerdir. Bu nedenle, savaşlar ve büyük güçler arasındaki nüfuz paylaşımı sonucunda Ortadoğu’da yeni bir düzenin, bölge halkları ve aktörleri belirleyici rol üstlenmeden şekillenmesi artık ne mantıklıdır ne de gerçekçidir. Aksine, ortaya çıkacak yeni yapılanmada onların asli ve etkili unsur olması kaçınılmazdır. Böylesi bir etkin rol ise yalnızca yeni düzenin tartışıldığı masalara davet edilmekle sınırlı kalamaz. Asıl belirleyici olan, sürecin başlangıç aşamalarına, yani hazırlıklarına ve girdilerine nüfuz edebilmek; böylece sonuçlar ve çıktılar üzerinde gerçek bir etki yaratabilmektir.

Savaşlarının başlangıcını istediğiniz herhangi bir zamandan itibaren ele alabileceğiniz Ortadoğu’nun hem ulusları hem de devletleri her zaman en çok etkilenen ama savaş sonrası düzenlemelerde en az söz sahibi olanlar olmuştur. Bu durum ne şu anda yaşananlar ne de İran, Gazze ve Lübnan'daki büyük cephelerdeki savaşlar sona erdikten sonra Ortadoğu’daki düzenlemelerin gidişatında yaşanması beklenenler sırasında tekrarlanamaz.

Arap ve İslam devletleri ve özellikle de Gazze dosyasına aktif olarak dahil olan ve şimdi temsilcileri Pakistan aracılığıyla arabuluculuk yapan devletler, ABD-İran savaşının sonucundan bağımsız olarak hem Gazze'yi hem de Filistin devletini kapsayan Filistin dosyasını ele almalıdır. Bu sorun Gazze, Güney Lübnan ve İran'da maliyetli bir girişim olan savaşın yok ettiklerini yeniden inşa etmeye odaklanarak ya da savaşın, istikrarsızlığın temel nedenlerini çözmek için siyasi yollar açarak ciddi çözüm yoluna girmelidir. Her iki durumda da Arap ve İslam devletleri, savaşın ardından verilecek ilk tepkilerden, bir süredir “Yeni Ortadoğu” olarak adlandırılan siyasi haritaların yeniden çizilmesine kadar uzanan kararlarda aktif ortaklar olacaklardır.

İslam ve Arap devletlerimiz, ülkelerinin bölünmesine, sınırlarının değiştirilmesine izin vermeyeceklerdir. Bu hem İsrail'in yeni “sarı hatlar” oluşturduğu Gazze ve Lübnan'da hem de İsrail'in sözde “tampon bölgeler” bahanesiyle işgalini genişletmeyi hedeflediği Suriye'de geçerlidir. Bu artık sadece kardeşlerimizle dayanışma meselesi veya savaşan taraflar arasında ateşkes sağlamak için yapılan basit bir arabuluculuk meselesi değildir. Çok daha açık, derin ve acil bir hal almıştır.

Bu, kendimizi ve çıkarlarımızı meşru bir şekilde savunmaktır. İsrail, Başbakanı aracılığıyla, devletleri ve halkları yayılmacı emelleri konusunda uyarma görevini üstlenmiştir. Nitekim değişmez hayali olan Büyük İsrail’den, Ortadoğu'da doğrudan kontrol sağlamak için güç kullanımına olan bağlılığından, ajandasını gerçekleştirmek için ABD'yi de yanına çekme yönündeki yorulmak bilmeyen çabalarından açıkça bahsetmektedir. Bu durum, Ortadoğu'yu, halklarını ve çıkarlarını her türlü müdahaleden korumak için uluslararası hukuk ve adalet çerçevesinde işleyen bir savunma kalkanı gerektirmektedir.