Suriye'nin örgün eğitim sisteminde, Suriye'nin coğrafi konumu sürekli olarak uluslararası etkileri olan önemli bir bölgesel rol oynamasına olanak tanıyan stratejik avantaj olarak vurgulanmıştır. Bu vurgu, Doğu ve Batı arasında kavşak noktası ve Kuzey ile Güney arasında bir geçit olarak Suriye oluşumunun doğasına dair açıklamalarla sıklıkla desteklenmiştir. Bu açıklamalar bazen, ticaret kervanları, paralel kültürel ve dini faaliyetler, Suriye'den geçerek tarihinde ve sakinlerinin yaşamlarında iz bırakan askeri seferler hakkındaki anlatımları da içermiştir.
Suriye elitinin ve bağımsızlık yanlısı kişilerin, devletlerinin bölgesel bağlamda bir medeniyet ve ekonomik rolü olmasıyla ilgilenmeleri doğaldı. Bu ilgi, Arap komşularına yönelik yönelimlerinde ve politikalarında açıkça görülüyordu ve bölgesel hedeflere sahip üretken ve hizmet odaklı bir ekonomik altyapının kurulmasıyla pekiştirilmişti. Söz konusu yapı buğday ve pamuk gibi stratejik tarım sektörlerini, tekstil ve çimento fabrikalarını, bir banka ağını, ulaşım ve turizm ağını, prestijli ve seçkin bir üniversiteyi, Lazikiye'de bir limanı ve Kuzey Irak ve Körfez bölgesinden Akdeniz kıyılarına uzanan petrol boru hatlarını içeriyordu.
Ancak, Suriye yaşamında 1949 darbeleriyle başlayan ordunun artan rolü, Suriye'yi militarizasyon yönünde derin değişikliklere götürdü. Zamanla, askeri ve güvenlik meseleleri hem iç hem Arap, hem de uluslararası düzeyde politikaların ve ilişkilerin odak noktası ve yönlendirici gücü haline geldi. Bilhassa 1963'ten 2000'e kadar iktidarda kalan ve hüküm süren Hafız Esed rejiminde bu belirgindi. Esed, darbeler, savaşlar, çatışmalar ve uzlaşılar arasında adeta bir operasyon odasında yaşadı. Bunlar Suriye’deki silahlı gruplarla çatışmaların yanı sıra, Irak, Ürdün ve Lübnan gibi ülkeler ve Filistinliler ile siyasi ve askeri çatışmaları ve onlara karşı müdahaleleri, İsrailliler ile çatışmaları, bunlara ek olarak 1967 ve 1973 yıllarında İsrail ile yapılan savaşları içeriyordu. Esed, Birinci ve İkinci Körfez Savaşlarına da farklı şekillerde katıldı. Halefi Beşşar Esed da aynı yolu izledi ve 2011-2024 yılları arasında Suriye halkına karşı yürüttüğü savaş, Suriye'nin kanlı militarizasyonunda en önemli dönüm noktası oldu.
Esed rejiminin çöküşü ve yerine yenisinin gelmesiyle, Suriye’nin politikalarının ve yönelimlerinin, başta yeni rejimin ideolojik ve siyasi farklılıkları olmak üzere çeşitli faktörlere bağlı olarak değişmesi doğal görünüyordu. Rejim, dönüşümlerini söz ve eylemlerle gösterdi. Dış ilişkilerinde barışçıl niyetli olduğunu ilan etti ve önceki rejime ait tüm askeri ve güvenlik kurumlarını feshetti. Ordu ve güvenlik aygıtını farklı bir vizyona göre yeniden yapılandırdı; bu vizyonun yakın gelecekte yalnızca düzeni sağlamaya ve hukuku uygulamaya odaklanması bekleniyor.
Suriye'de iktidarın doğası ve politikalarıyla ilgili yaşanan değişiklikler, despot bir askeri-güvenlik devletinden yeni bir sisteme dönüşümünü yansıtıyor. Geçiş evresinde şekillenecek bu yeni sistem, yürütme, yasama ve yargı yetkilerinin paylaşıldığı, ülkeyi Suriye yaşamını normalleştirmeye ve tüm Suriyeliler için adalet, eşitlik ve fırsat eşitliği sağlayan özgür bir siyasi, ekonomik ve sosyal sistem yaratmaya yönlendiren bir başkanlık deneyimine işaret etmektedir. Bunlar, Esed rejimine karşı başlatılan Suriye devriminin temel talepleridir.
Suriye'nin bölgesel rolü meselesine gelince, yeni rejimin önceliklerinde üç açık göstergeyi içeriyor. Birinci gösterge, Suriye'nin sadece eski rejimin bıraktığı mirastan kurtulmak için değil, çeşitli taraflar arasında ortak çıkarları güvence altına alan olumlu ilişkiler ve daha iyi fırsatlar yaratmak ve geliştirmek için çevresine açılmasıdır. İkincisi, Suriye ile bölge ülkeleri arasında gelecekteki çalışma düzeylerini, yollarını şekillendirmeye katkıda bulanacak şekilde mevcut ve uygun iş birliği ve ortak eylem alanlarının araştırılmasıdır. Üçüncüsü, Suriye devleti ve kurumları ile bölge ülkeleri, şirketler ve kurumlar arasında anlaşmalar ve mutabakatlar yoluyla çalışma önceliklerinin ve ortaklık düzeyinin tanımlanmasıdır.
Suriye, bölgesel ve uluslararası müttefikleriyle iş birliği içinde, kendisine karşı uygulanan uluslararası yaptırımları kaldırmaya çalıştı. Görüşmeler ve toplantılar yaptı, iş birliği ve ortaklık yolları sunma fırsatlarına katıldı, bazıları yürürlüğe girmiş olan iş birliği protokolleri ve anlaşmaları imzaladı. Hatta hem Suriye devlet kurumları hem de özel yatırımlar aracılığıyla bazı projeleri hayata geçirmeye başladı ve bazı projeleri de inceliyor. Bu projelerin çoğunun, Türkiye ve Suudi Arabistan'ı birbirine bağlayan, yolcu taşımacılığı ve ithalat-ihracat zincirlerinin güvenliğini sağlamayı amaçlayan modern bir demiryolu ağı projesinin Suriye'den geçmesi gibi çoğunlukla bölgesel iş birliği çerçevesinde olacağı varsayılıyor.
Suriye’deki dönüşüm ve kendisiyle bağlantılı gelişmelerde sorun, bunların açık bir plan ve gerekli şeffaflık olmadan ilerlemesidir. Bu, hem bireyler hem şirketler hem de ülkeler için endişe uyandıran ve özellikle bu dönemde Suriyeli yetkililerin harekete geçmesini gerektiren konular arasındadır.