Donald Trump'ın da katıldığı Lübnan ve İsrail arasındaki ikinci tur doğrudan ön görüşmelerin ardından, Trump'ın iki ülke arasındaki ateşkesin üç hafta daha uzatılması kararını açıklamasıyla birlikte, mesele bu uzun süreli çatışmada diplomatik atılım olasılığıyla sınırlı kalmayıp, krizin doğasının dış çatışmadan açık bir iç sınava dönüşme potansiyeline kadar uzanıyor. Lübnan, savaş ve barış kararlarında tekel sahibi olan devlet konumuna değil, resmi kararlarının bir dış askeri gücün kararlarıyla kesiştiği bölünmüş bir gerçekliğe dayanarak müzakere ediyor. Bu nedenle, herhangi bir sonuç sadece İsrail'in kabulüyle değil, başta Hizbullah'ın tutumu olmak üzere, Lübnan kamuoyunun bunu özümseme kapasitesiyle ölçülecektir.
Olasılıkları incelemeden önce, bu müzakereleri yöneten bir dizi gerçeği gözden geçirmek şart. Birincisi, İsrail son yıllarda İran'ın zayıflamasından ve Suriye rejiminin devrilmesinden yararlanarak Hizbullah'ı askeri, mali ve örgütsel olarak zayıflatmayı başardı. İkincisi, İsrail, Hizbullah tehdidinin yeniden ortaya çıkmasına izin verecek herhangi bir uzlaşmayı kesinlikle reddederek geçici çözümlerden kaçınıyor. Üçüncüsü, bu savaşı kendi savaşı olarak görüyor, İran ve vekilleriyle olan çatışmayı birbirine bağlı bir çatışma olarak değerlendiriyor; ABD ile olan ittifakı içinde bile bağımsız karar alma gücünü korumaya çalışıyor. Buna karşılık, Hizbullah önemli tavizler vermeyi reddediyor çünkü herhangi bir önemli geri adım konumunu ve işlevini tehdit ediyor. Lübnan devleti ise gerçekliğin baskısıyla müzakerelere girdi ve nadir bir fırsattan ve karşı koyması zor olan Amerikan desteği ve baskısından yararlandı. Ancak, Hizbullah ile doğrudan yüzleşmiyor ve ateşkesi sağlamlaştırarak, gerilimleri kontrol altına alarak ve silah sorununu kademeli olarak ele alarak iç çatışmadan kaçınmaya çalışıyor.
Bu gerçeklere dayanarak, müzakereler için her biri tarafların tepkilerinin doğasına bağlı olan üç olası sonuç öngörülebilir.
İlki, çatışmanın temel nedenlerine değinmeden ateşkesi sürdürmeye, yani 2024 sonlarında varılan anlaşmaların akabinde kurulan statükoya geri dönüşe dayalı sınırlı bir anlaşmadır. Bu seçenek hızlı ve geçici bir çözüm gibi görünebilir, ancak mevcut bir tehdidi yeniden ürettiği için İsrail bunu reddedebilir, bu da onu zayıf bir olasılık kılıyor. Bu, Lübnan için de en tehlikelisi çünkü devlet kendini başlangıç noktasında bulacak, krizi çözmek yerine sadece erteleyen, patlayıcı unsurları olduğu gibi bırakan, kırılgan bir istikrarla karşı karşıya kalacak. Hizbullah’a gelince, bu senaryo en iyisidir, çünkü ona saflarını yeniden organize etme fırsatı veriyor, kendisini “kararlılıkla elde edilen zaferin” kanıtı olarak sunmasına olanak tanıyor, herhangi bir iç çatışmadan kaçınmasını ve güç dengesinde bir değişiklik beklerken zaman kazanmasını sağlıyor.
İkinci ve tercih edilebilir olasılık, sınır düzenlemeleri, iyileştirilmiş bir ateşkes mekanizması ve belki de daha sıkı izleme mekanizmalarıyla birlikte sınırların nihai olarak belirlenmesi de dahil olmak üzere daha geniş çaplı güvenlik uzlaşıları, hatta iki ülke arasındaki savaş halini sona erdirecek bir ateşkes anlaşması ve formülü içeriyor. Bu senaryo, İsrail koşullarıyla daha yakından örtüşüyor ve Lübnan devletine rolünün bir kısmını geri kazanma fırsatı sunuyor. Ancak, ideolojisinin ve işlevinin özüne dokunduğu için Hizbullah için gerçek bir ikilem yaratıyor. Dahası, Hizbullah’ın silahlı bir güç olarak devam etmesi, silahsızlandırma yerine silahının kontrol altında tutulması düşüncesini kaldıramıyor ve hatta onunla çatışıyor.
Bu durumda Hizbullah'ın yanıtı basit olmayacaktır. Bir yandan, rolünü sınırlayan herhangi bir düzenlemeyi siyasi olarak reddedecektir. Diğer yandan, muhtemelen doğrudan ve maliyetli bir iç çatışmadan kaçınacaktır. Bu nedenle, siyasi engelleme, halk baskısı ve belki de bazı maddeleri örtülü olarak kabul ederken, bunların içini kademeli olarak boşaltmaya çalışma yoluna gidebilir. Bu senaryonun başarısı, ilave faktörlere bağlı: ABD-İran ilişkilerinin olumlu veya olumsuz yönde evrimi, istisnai Arap ve uluslararası destek ile ABD'nin İsrail'e taleplerini azaltması için yapacağı baskı.
Üçüncü olasılık, kademeli de olsa, güvenlik çerçevesinden daha sürdürülebilir bir barışa doğru uzun vadeli bir sürece geçiştir. Bu seçenek en kompleks olanı çünkü tam olarak mevcut olmayan iç koşullar gerektiriyor; dirençli bir otorite, etkili kurumlar ve daha az bölünmüş bir iç ortam. Ayrıca, sürekli bir Arap ve uluslararası destek, dahası, özellikle Şii toplumu içinde, Hizbullah’ın yapısına olan bağımlılığı azaltmak ve böylece onu izole etmek için yardım yoluyla sosyo-ekonomik boyutu ele almayı gerektiriyor.
Bu bağlamda, Hizbullah'ın konumu daha da hassas hale geliyor. Böyle bir sürecin başarılı olması, onun ideolojik ve askeri rolünün fiilen sonu anlamına geliyor. Bu nedenle, bölgesel gerilimlerden yararlanarak süreci engellemeye veya maliyetini artırmaya çalışabilir. Ancak, dönüşümlerin baskısı altında ve İran'ın onayı sonrasında, sıkı koşullar altında ve önemli güvencelerle bile olsa, kademeli bir yeniden konumlandırma olasılığı göz ardı edilemez. Hatta siyasi İslam çizgisi doğrultusunda kademeli olarak İslamcı bir partiye dönüşebilir.
Sonuç olarak, zorluğun bir anlaşmaya varmakta değil, sonuçlarına katlanabilme gücünde yattığı açıkça görülüyor. Lübnan sadece İsrail ile olan çatışmayı sona erdirmek için değil, aynı zamanda iç dengesini yeniden yapılandırmak için de müzakere etmektedir. Bu boyutu dikkate almayan herhangi bir çözüm, kırılganlığının tohumlarını kendi içinde taşır. Bu nedenle, gerçek soru sadece müzakere masasında neyin başarılabileceği değil, Lübnan'ın daha sonra neyi uygulayabileceğidir.