Moskova ve Pekin'i korkutan belirli bir tehdit var mı? İki rakip gücü tehdit eden yeni bir ölümcül Amerikan silahı türünün olmadığı kesin, aksine her ikisinin de üzerinde beliren, ABD ile ilgisi olmayan yeni bir iç tehlike var.
Son birkaç on yıldır Çin, nüfusunu ekonomik ilerlemesinde ve küresel etkisinin güçlenmesinde önemli bir faktör olarak görüp övünüyordu. Ancak işler şimdi değişmeye başlıyor; Çin, nüfusu eşi görülmemiş bir hızla küçülüp yaşlanırken belirsizlikle karşı karşıya.
Ulusal İstatistik Bürosu'na göre, ülke 2022'de 850 bin kişilik büyük bir nüfus azalması yaşadı. Bu durum, Hindistan'ın demografik olarak Çin'i geçerek dünyanın en kalabalık ülkesi olmasına olanak tanıdı.
Bugün Çin, hızlı nüfus yaşlanmasından muzdarip ve bu durum kendisi için bir dizi ciddi sosyal ve ekonomik meydan okuma oluşturuyor. 2050 yılına gelindiğinde, 2010'da yüzde 12 olan yaşlı nüfus (60 yaş ve üzeri) genel nüfusun yüzde 33'ünü oluşturacak, bu da onu dünyanın en yaşlı nüfusu haline getirecek.
Bu dönüşüm, sağlık hizmetleri maliyetleri ile bakım oranlarının artmasına ve işgücünde eksilmeye neden olacak. Bu eksiklik de ücretlerin yükselmesine ve ülkenin ekonomik rekabet gücünün zayıflamasına yol açacak. Sorunu daha da büyüten, Çin'in nispeten düşük bir yaşlanma oranı yaşaması ve bunun da yüksek gelirli bir ekonomiye geçişini zorlaştırması.
Çin'de yaşlanan nüfus, özellikle gelişmiş ülkelerin sahip olduğu ekonomik istikrar olmadan bu dönüşümlerle karşı karşıya kaldığı için ciddi meydan okumalar yaratıyor.
Çin için ciddi ekonomik etkileri işte burada ortaya çıkıyor; işgücünde yaşanan eksilme büyümeyi yavaşlatıp vergi gelirlerini azaltırken, yaşlanan nüfus emekli maaşlarının maliyetinin artmasına neden olur.
Yaşlanma, Çin'in kutup olma sürecini etkileyen bir faktör ve etken mi olacak? Büyük olasılıkla Çin liderliğinin şu anda en çok korktuğu şey budur.
Rusya'daki durum da Çin'dekinden farklı değil; Rus toplumu, doğum oranlarındaki endişe verici düşüşle karakterize edilen ve Rus toplumunun istikrarını ve büyümesinin sürdürülebilirliğini tehdit eden ciddi bir demografik krizle karşı karşıya bulunuyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in son Valdai Forumu'ndaki konuşmasını takip edenler, bu konuda derin endişe duyduğunu anlayacaklardır. Putin, özellikle ekonomik olarak gelişmiş ülkeleri etkileyen bu “küresel yönelimi” kınadı ve Rusya'nın da bundan muaf olmadığını belirtti.
Yaşlanma sorunu Rusya içinde yeni bir mesele değil; ilk belirtileri İkinci Dünya Savaşı'nın sonunda ortaya çıkmaya başladı. Savaş sonrası Rusya'da doğum oranı istikrarlı görünse de 1960'larda 60 yaş ve üzeri kişilerin yüzdesi ikiye katlanarak demografik yaşlanma yaşanmaya başladı. Bu olgu 1959 ile 1990 yılları arasında daha da yoğunlaştı.
Ancak, yaşlanan nüfusa rağmen, Rusya'nın nüfusu nispeten genç kaldı. Doğurganlık çağındaki kadın sayısı oldukça fazlaydı ve bu durum, doğum oranlarındaki düşüşü dengeleyerek nüfus artışının sürmesini sağladı. 1945 ile 1990 yılları arasında nüfus 45 milyon arttı.
Buna rağmen,1990'ların başlarından itibaren yaşlanan nüfus yapısı, nihayetinde büyüme yerine nüfusun azalmasını tetikleyecek şekilde değişti. Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından doğurganlık oranlarındaki düşüş bu azalmayı daha da pekiştirdi.
Şu anda Rusya nüfusunun yüzde 13'ü 65 yaş ve üzerindedir. Rus Bilimler Akademisi'nin 2000'li yılların başlarındaki verilerine göre, 2016 yılında 60 yaş ve üstü kişilerin Rus nüfusunun yüzde 20'sini oluşturması bekleniyordu, 15 yaş altı çocukların oranı ise yüzde 17'yi geçmiyordu.
Ukrayna'daki savaş Rusya’nın bedeninde büyük bir yara mı açtı? Gerçekten de öyle oldu. Savaş, on binlerce genç Rus'un ölümüne neden oldu ve bu da büyüme oranlarını zayıflatacak.
Rusya'yı ve diğer birçok sanayileşmiş ülkeyi etkileyen bu demografik krizin, 1990'lardaki krizden daha ciddi olduğu kesin görünüyor. Zira eğer bu eğilim tersine çevrilmezse, Rusya’nın nüfusu 2100 yılına kadar 90 milyona düşebilir ki bu, Başkan Putin'in kaçınmaya çalıştığı potansiyel ekonomik ve siyasi sonuçlarla dolu en kötü senaryo.
Kısacası, orta ve uzun vadede Rusya ve Çin'i tehdit edebilecek olan tehlike nükleer bomba değil, demografik bombadır.