Sudan ordusu, ne zaman savaşın bitmesi olasılığını yakınlaştıran zaferler elde etse, savaşın kapsamını genişletmek ve süresini uzatmak için ona karşı yeni bir cephe açılıyor.
Savaşın başlangıcından itibaren, silah tedariki dışarıdan, birçok komşu ülkenin sınırlarından Sudan içine aktı. Arap diasporasından çok sayıda asker ve paralı asker ülkeye girdi ve bazı sınır bölgeleri, Hızlı Destek Kuvvetleri'ni (HDK) destekleyen, silah ihtiyacını ve savaşmaya devam etmesi için tüm gereksinimlerini karşılayan kilit merkezler haline geldi.
Bazı ülkeler iç baskılar (Çad örneğinde olduğu gibi) veya diğer komşu taraflarda olduğu gibi dış baskılar nedeniyle etkisiz hale getirildiğinde, Etiyopya ve Güney Sudan sınırlarında yeni cepheler açıldı.
Bu nedenle, son olarak Mavi Nil Eyaleti'nde gerilimin tırmanması şaşırtıcı değil, zira Güney Sudan yönündeki hareketliliğe paralel olarak HDK saflarına katılan Güney Sudanlı paralı askerlerin sayısında da belirgin artış gözlemleniyordu. Güneydeki bazı bölgeler de yaralı HDK savaşçılarının tedavi merkezleri haline gelmişti. Çok geçmeden, medyada Etiyopya içinde HDK için büyük bir eğitim kampının kurulduğunu doğrulayan güvenilir haberler yayınlanmaya da başlandı. Nitekim Fransız Le Monde gazetesi, geçen yılın sonundan bu yılın başına kadar dört ay boyunca, toplamda 36 uçuş yapılarak, Etiyopya toprakları üzerinden HDK'ye nasıl silah taşındığını ayrıntılarıyla anlatan bir araştırma haberi yayınladı.
Sudan ordusu, savaşa herhangi bir şekilde müdahil olduğunu reddeden Etiyopya'yı alenen uyarmıştı. Ancak, Sudan'ın güneydoğusundaki Mavi Nil bölgesinde bulunan Kurmuk şehrinde patlak veren çatışmaların yanı sıra Etiyopya sınırına yakın diğer Sudan şehirlerine insansız hava araçları ile yapılan saldırılar, dış güçlerin yeni cepheler açma çabasında olduğunu teyit ediyor gibi. Amaç, Sudan ordusunun dikkatini dağıtmak ve Darfur'da HDK'ye karşı beklenen herhangi bir saldırıyı engellemektir.
Kurmuk'ta gerilimin tırmanması, Sudan ordusunu şaşırtmak, planlarını engellemek, batı Sudan cephelerinde ve özellikle de Kordofan bölgesinde gerileyen Hızlı Destek Kuvvetleri üzerindeki baskıyı hafifletmek için tasarlanmış bu “sınırları genişletme” politikasının tek örneği olmayacak. Le Monde'un araştırma haberi, bu güçlerin destekçilerinin son zamanlarda Orta Afrika ve Etiyopya üzerinden kendisine silah taşımak için alternatif ikmal yollarını aktif hale getirmeye çalıştıklarına işaret ediyor. Sadece geçen ay içinde, güneydoğu cephesini açmak için HDK’ye silah ve teçhizat temin etmek amacıyla bu iki ülke üzerinden dokuz uçuş yapıldığının gözlemlendiğini belirtiyor.
Bu sınırları genişletme politikası yeni bir gelişme değil; savaş patlak verdiğinde başladı ve giderek de yoğunlaştı. Gerçek şu ki ilk göstergeler, bu savaşın Sudan'ı hedef alan daha geniş ve daha eski bir planın parçası olduğunu gösteriyor.
1996 yılında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, “Terörizmle Mücadele” başlığını taşıyan İngilizce bir kitap yayınladı. Bu kitapta, terörizm ideolojisi olarak tanımladığı şeye karşı mücadeleye dair güvenlik vizyonunun özelliklerini açıklayarak, terörizmi desteklediğini düşündüğü ülkelerle başa çıkmak için “önleme tedaviden daha iyidir” ilkesine dayalı bir yaklaşım benimsiyordu. Gerektiğinde yaptırımlar ve askeri müdahale yoluyla onları zayıflatıp izole etmeyi savunuyordu. 2008 yılında Tel Aviv Üniversitesi Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü'nde verdiği “İsrail'in bölgesel çevredeki bir sonraki stratejik hamlesinin boyutları” başlıklı konferansta, eski İsrail İç Güvenlik Bakanı Avi Dichter tarafından sunulan listede Sudan’ın da adı yer alıyordu. Dichter, İsrail'in 1950'lerden beri Sudan'ı kaynakları, geniş toprakları ve nüfusuyla önemli bölgesel oyuncu olma potansiyeli taşıyan bir güç olarak gördüğünü ve buna dayanarak onu zayıflatmak için erken müdahalede bulunması gerektiğini düşündüğünü açıklamıştı. Ona göre, bu müdahale Güney Sudan'ın ayrılması ile sonuçlanan savaşa dahil olmayı ve ardından onun da ayrılmasını sağlamak için Darfur'a müdahale etmeyi içeriyordu.
Sudan ordusunun mevcut savaşta karşı karşıya olduğu durum, kendisine büyük miktarda malzeme ve gelişmiş silah temin edilen, komşularını düşmanlaştırarak, çevredeki ülkeleri silah tedariki için bir kanal, hatta zaman zaman stratejik insansız hava aracı saldırıları için bir fırlatma noktası olarak kullanarak, Sudan'ı kuşatan dış müdahalelerle desteklenen HDK’nin gücünü aşmaktadır.
Bu bağlamda, savaş artık sadece bir iç çatışma değil, doğrudan müdahaleden ve neden olabileceği komplikasyonlardan kaçınmak için milislerin bir araç olarak kullanıldığı daha geniş bir bölgesel mücadelenin parçası haline gelmiştir.
Buna rağmen, birçok kişi stratejik boyutlarını görmezden gelmeyi tercih ediyor, “iki generalin savaşı” veya “İslamcıların savaşı” gibi basitleştirilmiş anlatılara sarılıyor, çatışmanın daha derin doğasını ve Sudan'ı hedef alan varoluşsal savaşı, bölgeyi istikrarsızlaştırmaya yönelik devam eden bir planın parçası olarak görmeyi reddediyor.