Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar
TT

İntikam adası

ABD, artık hiçbir şeyi gizleme gereği duymadan, Küba’da büyük dönüşümün adımlarını atmaya başladı. CIA Başkanı’nın bizzat adayı ziyaret etmesi, halka açık biçimde şu mesajı verdi: Florida kıyılarının yalnızca 75 mil açığında, Donald Trump’ın aile mülklerinin hemen karşısında yükselen Castrocu komünizmin seksen yıllık hâkimiyeti artık son günlerini yaşıyor. Washington, Küba meydan okuması kadar sert bir sınavla pek az karşılaştı. Soğuk Savaş’ın en hararetli döneminde Fidel Castro kızıl bayrağı göndere çekmiş, Sovyet nükleer füzelerini Amerikan sahillerinin dibine yerleştirmiş ve tüm dünyayı bir nükleer savaş tehdidiyle karşı karşıya bırakmıştı. ABD, Domuzlar Körfezi Çıkarması’nda Castro’ya karşı doğrudan savaşa girişmiş ancak yenilmişti. Ardından onu ortadan kaldırmak için kırktan fazla suikast planı hazırlanmış, fakat hiçbirisi başarıya ulaşamamıştı. Sonunda Washington meseleyi zamana bırakmayı tercih etti. Ve şimdi o zaman gelip çatmış görünüyor. Fidel’in kardeşi Raul Castro doksan beş yaşına ulaştı. Küba ise Hürmüz’deki petrol darboğazının da etkisiyle ağır bir ekonomik çöküş içinde; halk günde yalnızca iki saat elektrikle yaşamaya çalışıyor. Geçmişin bütün romantizmi artık etkisini yitirmiş durumda. Ne Fidel’in yedi saate varan meşhur nutukları, ne Ernest Hemingway, Gabriel Garcia Marquez ya da Regis Debray gibi büyük edebiyatçıların desteği bugün bir anlam taşıyor.

Bu artık Donald Trump’ın zamanı. Küba, Venezuela’dan sonra sıranın kendisine geleceğinden korkuyor. Zira Amerikan komandolarının Venezuela devlet başkanını kaçırıp New York’taki bir hapishaneye götürdüğü anlatısı hâlâ hafızalarda. Trump, Kuzey Kutbu’ndaki uzak Grönland üzerinde bile hak iddia ederken, en sevdiği malikânenin ve golf sahalarının hemen yakınındaki bu sıcak Karayip adası hakkında nasıl bir tutum alacağı merak konusu.

İran meselesi ise Küba’ya yönelik ‘nihai hesaplaşmanın’ gecikmesinde önemli bir rol oynuyor. Trump’ın tüm dikkatini İran dosyasına vermesi, yorgun Küba’ya indirileceği düşünülen son darbeyi şimdilik erteliyor. Oysa Havana’da elde edilecek bir zafer, Karakas’ta ya da herhangi bir Latin Amerika başkentinde kazanılacak başarıdan çok daha büyük anlam taşıyor. Çünkü burada meydan okuyan, John Kennedy’den Donald Trump’a kadar ardı ardına gelen Amerikan başkanlarına kafa tutmayı başarmış küçük ama inatçı bir güç bulunuyor. Trump ise Nicolas Maduro ile eşini Venezuela başkanlık sarayından kaçırarak, Brooklyn’de yolsuzluk suçlamasıyla yargılatacak kadar ileri gitmiş durumda.