Muhammed Rumeyhi
Araştırmacı yazar, Kuveyt Üniversitesi'nde Sosyoloji profesörü...
TT

Hürmüz Boğazı'ndaki Bermuda Üçgeni

“Bermuda Üçgeni” kavramı küresel kültürde ilk ortaya çıktığında, gemileri ve uçakları açık bir uyarı olmaksızın yutan gizemli bir bölge olarak sunuldu. Zamanla, dünya bu anlatımların çoğunun bilimsel gerçeklerden ziyade medyanın abartıları ve popüler hayal gücü olduğunu keşfetti. Ancak, Ortadoğu şu anda Atlantik Okyanusu'nda değil, Hürmüz Boğazı'nda başka bir Bermuda Üçgeni içinde yaşıyor; burada İran, uluslararası gemi trafiğini engelleyerek ve uluslararası bir su yolunu şantaja dönüştürerek dünyayı rehin almaya çalışıyor. Başka bir deyişle, küresel ekonominin damarını kontrol etme konusunda istisnai bir hak iddia ederek, efsaneyi yasal kılıfa büründürmeye çalışıyor. Bu, dünyaya savaş ilanıyla eşdeğerdir.

Hürmüz Boğazı sıradan bir su yolu değil; petrol ve doğalgazdan petrokimya ve endüstriyel gübrelere kadar, küresel enerji ticaretinin büyük bir bölümünün geçtiği hayati öneme sahip damardır. Bu hayati su yolundaki herhangi aksama Körfez bölgesiyle sınırlı kalmayıp, etkileri Avrupa fabrikalarına, Asya limanlarına, Afrika pazarlarına ve hatta Latin Amerika'daki insanların sofralarına kadar uzanıyor. Bu, küresel ekonomiyi şantaj ipi ile askıya almaktır. Bu nedenle, bu su yolunu boğmak bir sınır anlaşmazlığı değil, küresel ekonomi ve siyasi istikrara yönelik doğrudan tehdittir.

İran Devrim Muhafızları'nın Hürmüz Boğazı'nı kapatması ve uluslararası seyrüseferi tehdit etmesinden bu yana, krizin etkileri yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Çin'den İtalya'ya kadar büyük sanayi ülkeleri enerji ihtiyaçlarını karşılamakta zorluk çekiyor, ulaşım ve sigorta fiyatları keskin bir şekilde yükseldi. Tarım ve sanayi sektörleri de hammadde, gübre ve yakıt tedarikindeki aksamalardan etkilenmeye başladı. Her geçen gün yükselen fiyatlar ve işsizliğin yayılması nedeniyle küresel endişe çemberi genişliyor. Çünkü modern dünya, dünyayı kapalı bir siyasi projenin esiri yapma mantığı üzerine değil, serbest ticaret ve açık su yolları fikri üzerine kuruldu.

İronik olan şu ki, uluslararası hukuk bu konuda açık; uluslararası su yolları, tüm devletler için geçiş özgürlüğünü garanti eden kurallara tabidir ve hiçbir tarafın bunları engelleme veya siyasi şantaj aracı olarak kullanma hakkı yoktur. Ancak Tahran'da krizi yöneten siyasi zihniyet, coğrafyayı özel mülkmüş ve sanki tarih deniz kaleleri ve geçen gemilerden geçiş ücreti alma çağına geri dönmeye izin veriyormuş gibi davranıyor. Burada siyaset, Bermuda Üçgeni efsanesine benzer bir tür mite dönüşüyor, gerçekler sloganlar ve ideolojik seferberlik sisiyle örtülüyor.

Üçüncü dünyadaki bazı devrimci rejimler her zaman egemenlik ve hegemonya kavramlarını birbirine karıştırdılar. Egemenlik, bir devletin sınırlarını korumak ve uluslararası hukuka saygı göstermek anlamına gelirken, hegemonya ise başkalarını zorla veya şantajla boyunduruk altına almaya çalışmak anlamına gelir. Bugün Hürmüz Boğazı'nda yaşananlar, dünyanın çıkarlarına zarar veren bu tehlikeli karıştırmayı ortaya koyuyor. Zira İran sınırlarını savunmuyor; aksine, uluslararası düzene dair kendisini tüm dünyaya ait bir deniz geçidinin koruyucusu olarak konumlandıran bir yorumu dayatmaya çalışıyor.

Denizlerdeki boğazlar üzerinde tek taraflı kontrol fikri, modern çağın doğasıyla da bağdaşmaz. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra dünya, hayati öneme sahip su yollarının tekelleştirilmesini veya siyasi silah olarak kullanılmasını önleyen geniş bir uluslararası anlaşmalar sistemi kurdu. Büyük güçler bile, anlaşmazlıklarına rağmen, küresel ticaretin güvenliğinin ağır bir bedel ödemeden taviz verilemeyecek ortak bir çıkar olduğunu kabul ediyorlar. Şu anda diğer konular üzerinde müzakere etmek için buna göz yumuyorlar. Bu nedenle, uluslararası hukuku kendi ideolojik vizyonuna göre yeniden tanımlamaya çalışan herhangi bir ülke, yalnızca doğrudan rakipleriyle değil, tüm uluslararası toplumla fiilen bir çatışmaya giriyor demektir. Mevcut krizin belki de en tehlikeli yönü, bölgedeki bazı seslerin olayları stratejik düşünce yerine siyasi duygularla ele almasıdır. Bazıları Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasını bir tür kahramanca meydan okuma veya belirli bir konuda siyasi avantaj elde etme aracı olarak görüyor! Gerçekte ise su yollarının kapatılması bölgeyi ve dünyayı, zengin ve fakir herkesi tehdit ediyor. Körfez ekonomileri, Asya pazarları ve küresel ticaret akışı, tarihin daha önce hiç tanık olmadığı bir şekilde birbirine bağlı. Bu ağdaki herhangi bir çöküş galipler yaratmayacak, aksine uzun bir kayıp ve kargaşa zinciri oluşturacaktır. Son deneyimler bize dünyanın artık maceracı projeleri tolere edemeyeceğini öğretti. Uzun süren savaşlar, ideolojik sloganlar ve krizleri veya devrimleri ihraç etme politikaları, toplumların tükenmesine ve kaynakların heba olmasına neden oldu. Bundan ilk önce zarar görenler de bu intihara benzeyen eylemlerde bulunan ülkelerdir. On yıllarca sürekli tehdit altında yaşayan Körfez ülkeleri, kalkınma ve istikrarın genişleme ve rekabet yanılsamalarından daha önemli olduğunu ve bir insani sermaye oluşturmanın milis gruplar kurmaktan ve boş sloganlar atmaktan daha faydalı olduğunu erken bir dönemde anladılar. Hürmüz Boğazı'nı siyasi bir Bermuda Üçgeni’ne dönüştürmek İran için etki veya avantaj yaratmayacaktır. Bunun yerine, izolasyonunu artıracak, düşmanlıklarını genişletecek ve bölgesel ve küresel olarak ona olan güven kaybını derinleştirecektir. Dünya siyasi olarak farklı görüşlere sahip olabilir, ancak deniz yollarının güvenliği söz konusu olduğunda çıkarları zarar gördüğünde buna direnmekte birleşir. Ekonomik damarları tıkayarak dünyayı boyunduruk altına alabileceklerine inananlar, coğrafyanın geçici bir avantaj sağlayabileceğini ancak kalıcı bir meşruiyet yaratmadığını eninde sonunda keşfedeceklerdir.

Sonuç söz: Coğrafya, onu görmezden gelenlerden intikamını alır!