Abdulmunim Said
Kahire’de Mısır Gazeteciler İdaresi Meclisi Başkanı ve Kahire Bölgesel Strateji Çalışma Merkezi Yönetim Müdürü
TT

Bir kez daha, kendimizden başka kimsemiz yok

Yaklaşık iki yıl önce -13 Mart 2024'te- bu köşede “Kendimizden başka kimsemiz yok mu?!” başlıklı bir makale yazmıştım.

Ukrayna savaşından ve ardından uluslararası düzenin sarsılmasından iki yıl sonra yaşadığımız o dönem, karanlıktı. Daha da tehlikelisi, beşinci Gazze savaşının ve bunun sonucunda bölgesel sistemde meydana gelen sarsıntıların üzerinden altı ay geçmişti. Şimdi dünyayı, bölgeyi ve bütün Arap devletlerini sarsan deprem döngüsü tamamlandı. Bu döngü, geçen yılın haziran ayındaki 12 günlük savaşı da içeren dördüncü Körfez Savaşı ile başladı ve 28 Şubat 2026'da başlayan ve halen devam eden savaşla doruğa ulaştı. Bu üç savaşın birleşimi, Arap dünyasını bir aşırı gerilim durumuna soktu; savaşların gölgesinde, bu durum, önceki tüm savaşları ve bölgesel gerilimleri aşan bir tırmandırma olarak nitelendiriliyor. Arap dünyası, Başkan Donald Trump yönetimindeki Amerika Birleşik Devletleri ile Çin ve Rusya’yı içeren bir dizi uluslararası güç mücadelesinin ortasında kaldı. Yeni bir stratejik bağlantı noktası olan Hürmüz Boğazı, aşılmaz olarak görülen ancak mevcut koşullar altında, Babul Mendeb Boğazı ve Süveyş Kanalı'ndaki benzerlerinin arasına katılan ciddi tehlikelere maruz kaldı. Arap dünyasının doğu kanadı, Husi milislerinin Körfez Arap devletlerine fırlattığı füzelere maruz kalırken, şimdi de önce İran’ın saldırılarına ve ardından Irak'taki Haşdi Şabi Güçleri ve benzeri örgütlerin saldırılarına maruz kaldı.

Bu bağlantıların yakınlaşması ve iç içe geçmesi, Arap eyleminin mevcut aşamasını en kritik noktaya getirdi; bu da Arap elitleri üzerinde, önceki herhangi bir dönüm noktasından çok daha ağır bir yük oluşturacak. Bunu en iyi vurgulayan husus, Gazze savaşının barış girişiminin ilk uygulama aşamasının ötesine neredeyse hiç geçmemiş olan mevcut sonucudur. Dördüncü Körfez Savaşı'nın ezici tehdidi göz önüne alındığında, Barış Konseyi’nden hâlâ bir ses bekliyoruz.

Körfez'deki savaşın iniş çıkışlarının son çıktısı, Tahran ve Washington arasında bazen Pakistan'ın başkenti İslamabad'a atfen “İslamabad Belgesi” olarak da anılan bir “mutabakat zaptıdır”. Bu durum, İsrail'in Gazze, Batı Şeria, Güney Lübnan ve Litani Nehri'nin ötesindeki toprakları yuttuğu ve Filistin devletinin kuruluşu için hâlâ garantili herhangi “anlayışın olmadığı bir dönemde yaşanıyor.

Tüm bunların ortasında yeni gerçeklik, “Arap dünyası”nın artık eskisi gibi olmadığıdır. Sözde “Arap Baharı”nın çalkantılarının ardından, hiçbir türden milis gücü olmayan veya hiçbir türden iç savaş yaşamayan 12 Arap ülkesine reformist bir akım hâkim oldu. Tüm bunların ortasında, ulusal deneyimlerinin olgunluğunu yansıtan reformist deneyimler ortaya çıktı; bu deneyimler artık karışıklık veya provokasyon girişimlerine karşı dururken, anavatanlarını inşa etmeyi sürdürmeye hazırlar. Aslında, Körfez İşbirliği Konseyi devletleri, acımasız İran saldırganlığı karşısında bilgelik ve ihtiyatla dimdik dururken, savaşı kontrol altında tutan siyasi performanslarını sürdürdüler. İç politikada, bürokrasi, muhafazakarlık ve gericiliğin üstesinden gelmede mucizeler yaşandı. Buna, “stratejik genişleme” ve “yoksulluğun dağıtımı” yerine “stratejik konsolidasyon” ve “servet yönetimi” gibi yaklaşımların yanı sıra, özellikle Asya'daki küresel kalkınma deneyimlerinin çeşitliliğinden elde edilen faydaların en üst düzeye çıkarılması da eşlik etti. Belki de İkinci Dünya Savaşı sonrası bağımsızlık dönemlerinin başlarından bu yana ilk kez, büyüme oranları, ilerleme ve gelişmeyle doğrudan bağlantılı olmadıkları sürece, içerisinin ve kapasitesinin harekete geçirilmesi uluslararası olaylardan daha önemli hale geldi.

Özetle, bu bizi şu sonuca götürüyor: Değişken ve çalkantılı bir gerçeklikle karşı karşıya olduğumuzda, sağlam iç yapılara ve yeterli demografik, coğrafi ve siyasi kaynaklara sahip kudretli devletlerden oluşan bir ittifak hem bölgesel hem de küresel olarak krize dahil olan çeşitli taraflarla diplomatik ve siyasi etkileşim için elzemdir. Bu devletler bir yandan, alevlerin yayılmasını, genişlemesini ve devam etmesini önlemeye çalışıyorlar. Mısır, Suudi Arabistan, Katar ve Umman çeşitli şekillerde arabuluculuk çabalarına katılırken, diğer önemli Arap oyuncular -Ürdün, Bahreyn, Kuveyt ve belki daha fazlası- istişare alanında faaliyet gösteriyorlar. Ancak daha fazlasına ve en azından ortak çıkarları olan güvenilir kişiler tarafından tasarlanmış kapsamlı bir stratejiye ihtiyaç var. Bu, medya ağlarımıza hâkim olan sosyal medya araçları kültüründen kurtulmak için tarihi bir fırsat olacaktır.