Husi milislerinin iki gün önce Suudi Arabistan'ın Abha, Hamis Muşayt, Cizan ve Necran şehirlerine yönelik sivil alanları hedef alan ve sivillerin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlanan saldırıları, gerilimde ciddi bir tırmandırmayı temsil ediyor.
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan'ın belirttiği gibi, bu saldırılar Husilerin iç krizlerini Suudi Arabistan'a ihraç etmeye ve kendilerini herkese karşı bir tehdit haline getirmeye çalıştıklarını gösteriyor. Ancak, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı'nın dediği gibi, bu küstah saldırılardan sonra Husiler “Sonuçlarını kaldıramayacakları bir kapıyı açtılar.” Bakan Faysal bin Ferhan, diplomasi kapısının tamamen kapanmamış olduğuna da dikkat çekti. Peki, Yemen'deki Husi güvenlik ve siyasi sorununun çözümünü engelleyen şey nedir?
Sorun, BM Güvenlik Konseyi, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve elbette Rusya ve Çin tarafından temsil edilen uluslararası toplumun yaklaşımının doğası mı?
Gelin ABD önderliğindeki Batı'yı ele alalım; askeri, ekonomik -veya her ikisi de- bir savaşın içinde olan Batı'nın Yemen'e bakış açısı nedir?
Yemen Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da siyasi süreci destekleyen ülkelerin büyükelçileriyle yaptığı görüşmede, “Uluslararası toplum Yemen krizine yaklaşımını yeniden gözden geçirmeli ve kökenlerini ele almadan gerilimi önleme politikasından vazgeçmelidir. Yeniden silahlanmayı önlemeyen bir ateşkes, Husi milis grubuna yeni çatışma turlarına hazırlanma fırsatı vermektedir” dedi.
Husilerin Suudi Arabistan'ın güneyindeki şehirlere ve enerji tesislerine yönelik saldırılarının ardından yapılan kınama ve Suudi Arabistan'la dayanışma açıklamaları arasında, Bahreyn'in açıklamasında dikkatimi çeken bir cümle vardı. Manama, “Güvenlik Konseyi üyelerinin kınamalarını pratik önlemlere dönüştürme” çağrısında bulundu.
İran rejimi için Yemen, gücünün ve savaş stratejisinin temel taşıdır. Fars Haber Ajansı'nın aktardığı Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin Muhibbi'nin şu sözleri de bunu yansıtıyor: “Eğer ABD bu durumu sona erdirmek istiyorsa, savaşı tamamen durdurmanın yanı sıra, tehditlerini tekrarlamaktan kaçınmalı, İsrail ordusunu Lübnan'dan çekmeli, Yemen'e uygulanan ablukayı kaldırmalı, dondurulmuş 24 milyar dolarlık İran varlığını serbest bırakmalı, ülkenin nükleer ve füze gücüne yönelik tüm müdahalelerini durdurmalıdır.”
Dikkat edin, Yemen'i ve Husilere teslimini (ablukanın kaldırılması olarak ifade etse de) İran rejiminin temel sorunları olan fonların serbest bırakılması, nükleer mesele ve füze gücüyle eşdeğer görüyor!
Kısacası, Husilerle mücadele, İran tehdidiyle mücadelenin özünde yer alıyor. Bu, söz konusu gruplarla müzakere veya uzlaşma için yer olmadığı anlamına geliyor. Burada grup dedik çünkü Tahran rejimi bir devleti kontrol eden bir gruptur. Bunlarla iletişim kurmak için kullanılabilecek tek dil, güç ve kararlılık dilidir. Bunu başarmak için de Yemen içindeki ve dışındaki tüm siyasi, askeri, istihbarat, mali, medya ve sosyal kaynaklar, Yemen'deki tek bir hedefe odaklanmak üzere seferber edilmelidir: Husi tehdidini kesin ve net bir şekilde sona erdirmek veya etkisiz hale getirmek.