Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin üzerinden neredeyse iki yıl geçtikten sonra, Suriye, savaş yıllarında işlenen ihlallerden sorumlu olanlardan hesap sormak için uzun ve karmaşık bir sürecin ilk adımlarını atmaya başladı. Esed ve bazı üst düzey yetkilileri hakkında gıyaben verilen idam cezası, önemli bir siyasi ve hukuki anlam taşıyor. Ancak, uygulanamayacak cezaların etkinliği, adaletin sınırları ve yeni devletin elli yılı aşkın bir süreyi kapsayan bir mirası ele alma gücü hakkındaki zor soruları da yeniden gündeme getirdi.
Bir Suriye mahkemesi, Esed'i kasten öldürme, işkence ve özgürlükten mahrum bırakma suçlarından mahkûm ederek, bu eylemleri savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar olarak sınıflandırdı. Birçok Suriyeli, sorumlulardan hesap sormanın uzak bir hayal gibi göründüğü yıllardan sonra çektikleri acıların resmi olarak kabul edilmesi olarak gördükleri bu kararı memnuniyetle karşıladı.
Ancak Beşşar Esed 2024 yılının sonlarında rejiminin çöküşünden sonra sığındığı Rusya'da ikamet ettiği için karar şimdilik büyük ölçüde sembolik kalıyor. Gözlemciler, Moskova ile uzun süredir devam eden ilişkisi ve idam cezasıyla ilgili yasal engeller nedeniyle Suriye makamlarına iadesinin olası olmadığını düşünüyor. Ayrıca, bir dizi eski üst düzey yetkilinin ülkeyi terk etmesi veya bilinmeyen yerlerde saklanması, haklarında verilen cezaların infazını zorlaştırıyor.
Yeni Suriye hükümeti, yurt dışında aranan kişilerin takibi ve iadesi amacıyla Interpol ile iş birliği yapacak bir komite kurduğunu açıkladı. Ancak bu adımın başarısı, sanıkların ikamet ettiği ülkelerin iş birliğine ve Şam'ın uluslararası hukuka ve adil yargılama standartlarına uygun güvenceler sunabilmesine bağlı.
Mağdurlar için adalet, rejimin eski başkanına veya sınırlı sayıda yardımcısına karşı alınan bir yargı kararı ile sınırlı değil. Savaş yılları, karar alıcılardan başlayarak, soruşturmacılara, cezaevlerindeki gardiyanlara ve bireylerin tutuklanmasına, işkence gördükleri, öldürüldükleri ve kimi zaman ailelerin toplu olarak öldürüldükleri bilinen gözaltı merkezlerine nakledilmesine yol açan raporlar yazan muhbirlere kadar uzanan geniş bir sorumluluk ağını geride bıraktı.
Doğu Guta'ya 2013'te yapılan kimyasal saldırıdan sağ kurtulan bir kadın, yaralıların çığlıklarını ve boğulma hissi ile gözlerindeki yanmayı hâlâ hatırladığını anlatıyor. Saldırıda kız kardeşini kaybetmiş, evi ve işlettiği kadın merkezi yıkılmış ve 2018'de şehrinden kaçmak zorunda kalmış. Bugün, yeni bir merkezin inşasına katkıda bulunmak için bölgeye geri döndü, ancak her ziyaretinde yıkımın izleriyle ve peşini bırakmayan anılarla yüzleşiyor.
Sayılar, yerine getirilmesi beklenen görevin büyüklüğünü ortaya koyuyor. Suriye insan hakları örgütlerine göre, savaş sırasında 234 binden fazla sivil öldürüldü; bunların 202 binden fazlası eski rejim ve müttefikleri tarafından öldürüldü. Yaklaşık 181 bin keyfi tutuklama veya zorla kaybettirme vakası kaydedildi ve işkence nedeniyle 45 binden fazla kişi hayatını kaybetti. Buna ek olarak, rejimin gerçekleştirdiği 217 kimyasal saldırı belgelendi. İnsan hakları aktivistleri gerçek sayıların çok daha yüksek olduğuna inanıyor.
Adalet sadece ceza davalarıyla ilgili değildir; aynı zamanda kayıp kişilerin akıbetinin ortaya çıkarılmasını, ihlallerin araştırılmasını, mağdurların tazmin edilmesini, yargı ve güvenlik kurumlarının reformunu ve suçların tekrarının önlenmesini de içerir. Gözlemciler, mağdurların bu sürecin merkezine yerleştirilmesi gerektiğinin altını çiziyorlar; sadece tanık olarak değil, aynı zamanda önceliklerin belirlenmesinde, tazminat mekanizmalarında ve hafızanın korunmasında ortak olarak da yer almaları gerektiğini vurguluyorlar.
Suriye makamları bu dosyayı ele almak için iki komite kurdu; biri kayıp kişiler için ve bu komite de ailelerin bilgi sunmasına olanak tanıyan bir platform kurdu. Diğeri ise adaletin sağlanması için. Fakat, ikinci komitenin çalışmaları bugüne kadar eski rejimin suçlarıyla sınırlı kaldı, silahlı fraksiyonların, radikal örgütlerin veya çatışmaya dahil olan diğer tarafların işlediği ihlallere açıkça değinmedi.
Burada, dengenin gerekliliği görülüyor. Kapsamlı hesap sorma, suçların ölçeğini eşitlemek veya belgelenmiş ihlallerin çoğunda eski rejimin sorumluluğunu görmezden gelmek anlamına gelmiyor, ama tüm tarafların suçlarının aynı yasal standartlara göre soruşturulmasını gerektiriyor. Adaleti yalnızca bir tarafla sınırlamak, bazı Suriyelilerin sürece olan güvenini zayıflatabilir ve onların gözünde, gerçek bir ulusal uzlaşmanın temeli olmaktan ziyade siyasi bir araca dönüştürebilir.
Ölüm cezası da Suriyeliler arasında tartışmalara neden oluyor. Bazı mağdurlar bunu suçların ölçeğiyle orantılı adil bir ceza olarak görürken, insan hakları savunucuları ilke olarak bunu reddederek, yasal olarak uygulanabilir cezalarla sonuçlanacak kamuya açık ve bağımsız yargılamalar çağrısında bulunuyorlar. Gıyaben verilen ağır cezaların -şeffaf prosedürlere dayanmadığı takdirde- hesap sormanın hukuki değerini zedeleyeceğinden endişe ediyorlar.
Bir diğer zorluk ise tanıkların ve hayatta kalanların korunmasıdır. Tanıklık etmek, onları korku ve kayıp anlarını yeniden yaşamaya zorlayabilir ve bu nedenle psikolojik, hukuki ve güvenlik desteğe ihtiyaçları var. Aynı şekilde acıları siyasi veya medyatik amaçlar için istismar edilmemeli; bunun yerine resmi olarak tanınmalı, uygun bir şekilde tazmin edilmeli ve gönüllü katılımları güvenceye alınmalı.
Bu süreç aynı zamanda zaman, kaynak ve bağımsız adli uzmanlık gerektirir, çünkü milyonlarca belge, hayatta kalanların tanıklıkları ve toplu mezarlar, aceleye getirilemeyecek titiz bir çalışma gerektiriyor. Başarısı ayrıca yetkililerin toplumun güvenini kazanma ve davaların, kamuoyu baskısına veya misilleme taleplerinin yoğunluğuna bakılmaksızın, intikam veya siyasi hesaplaşma için kullanılmamasını sağlama yeteneğine de bağlıdır.
Esed'in yargılanması, dokunulmazlığın norm gibi göründüğü bir dönemi sona erdirdiği için sembolik bir adım olmayı sürdürüyor. Ancak bu sadece bir başlangıç. Gerçek adalet, Suriye'nin kayıp kişileri bulma, arşivleri açma, delilleri koruma, tüm taraflardaki sorumlulardan hesap sorma ve suistimallerin yaşanmasına izin veren kurumları reforme etme gücüyle ölçülecektir. Bu adımlar atılmadığı takdirde, karar henüz tam olarak ele alınmamış bir dosyada sadece bir manşet olarak kalacaktır.