Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu oturumları eski ihtişamını ve üzerine yüklenen umutları büyük ölçüde yitirdi. Liderler, uluslararası meşruiyetin geç de olsa sonunda yeniden uyanmasına dair umutlarını yenilemek için oraya gidiyorlar. Bundan önce bu uluslararası platformdan halklarına seslenmeye gidiyorlar, ancak gerçekte konuşmalar ve dilekler salonunun dışında gerçekleşen halkla ilişkiler gösterisine bahis oynuyorlar.
Geçmiş on yıllarda, küçük devletlerin liderleri ülkelerinin gözyaşlarını BM’nin duvarına yapıştırırlardı. Ve Genel Kurul uzun bir süre iki bloklu dünyayı yöneten çatışmanın gürültüsüyle birlikte yaşadı. New York'taki binanın hafızasında, dünyanın dikkatini çeken çalkantılı anlar da yaşandı. Sovyetler Birliği Başkanı Nikita Kruşçev'in ayakkabısı ile masaya vurarak protestoda bulunması, Fidel Castro'nun, karizmatik yaşamı, sakalı ve asker yeşili kıyafetiyle, Amerikan emperyalizmini kınayan ve onun için bir diken olmaya devam edeceğini vurgulayan coşkulu, görünüşte sonsuz olan konuşması, Libya heyetini şaşkın, utanmış ve mahcup bir halde bırakan, Muammer Kaddafi'nin BM Antlaşması'nı yırtıp yere atmaya çalışması, bu türden anlar arasında yer alıyor.
Zaman, hayallerin ve yanılsamaların boyunlarını kesen bir cellattır. Castro'nun mezarı, yakıt kıtlığı nedeniyle sık sık yaşanan elektrik kesintilerinden muzdarip. Ülkesi komşusu ve düşmanı ABD'nin eline düşme anını beklerken, krizlerin alevleri içinde kıvranıyor. Castro artık ne kendi ülkesinde ne de dışında bir ilham kaynağı değil. Muhtemelen “General”, Donald Trump'ın yoldaş Nicolás Maduro'yu Amerikan hapishanesine götürdüğünü ve yardımcılarıyla bir anlaşma yaptığını öğrendiğinde korkunç bir acı hissetti.
Dünya değişti. Sovyet delegesi artık Rus delegesi olarak adlandırılıyor. Kremlin'in efendisi artık Beyaz Saray'ın efendisiyle dünya meselelerinin yönetimini eşit şartlarda görüşemiyor. “Kızıl Ordu”nun varisi beş yıldır Ukrayna topraklarında savaşıyor ve soğuk Rus topraklarına geri dönen tabut sayısını azaltmak için Kim Il-Sung'un torununun askerlerinden yardım alıyor. Bu uzun savaş, büyük Rusya'ya ve Çar Vladimir Putin'e yakışmıyor. Gölgesi Medvedev'in açıklamaları üzücü; elinde nükleer bomba tutuyormuş gibi konuşuyor ve onu çökmüş bir Avrupa'ya doğru sallıyor.
Bu hafta, Ortadoğu halkları Genel Kurul'daki konuşmalara pek dikkat etmeyecek. Guterres'in örgütünün artık sadece büyüklerin temsilcileri ve bölgesel entrikalar tarafından rehin alınan yangınların kurbanlarına un, çadır ve battaniye gönderen bir yardım kuruluşu haline geldiği hissi var. Dünyanın gözleri, Trump'ın “dünyanın fabrikasının” ve yapay zekâ laboratuvarının başı olan “dostu” Şi Cinping'i ağırlayacağı büyük zirveye kesinlikle çevrilecektir.
Hasta Ortadoğu'nun gözleri New York'a çevrilmeyecek. BM'nin dileklerden başka silahları olsaydı, onları kullanırdı. Ortadoğu'nun gözleri kesinlikle Babu’l Mendeb'e çevrilmiş olacak. Orada yaşananlar şüphesiz Yemen-Yemen çatışmasının ötesinde. Bu bölgesel ve uluslararası bir mesele. Husilerin saldırılarını kendi inisiyatifleriyle gerçekleştirdikleri düşünülemez. Tarihleri, silahlarının ve kararlarının İranlı olduğunu gösteriyor. Dünyanın İran'ın iki boğazın jandarması unvanını alma çabasını kabul edeceğine inanmak zor.
Babu’l Mendeb'de yaşananları anlamak için ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Brad Cooper'ın, ABD güçlerinin son iki ayda Hürmüz Boğazı'ndan 1 milyar varilden fazla ham petrolün geçişini kolaylaştırdığı ve 2 binden fazla ticari geminin geçişine yardımcı olduğu yönündeki açıklaması dikkate alınmalıdır. Ancak bundan daha da endişe verici olan, ABD deniz ablukası nedeniyle İran'ın tek bir varil petrol bile ihraç edemediğini söylemesidir.
ABD ablukasının şiddetinin, İran'ı büyük bir küresel enerji krizi çıkarmak ve Cumhuriyetçi Parti'nin ara seçimlerdeki şansını zayıflatmak için hamleler yapmaya itmiş olması oldukça muhtemel. Dolayısıyla, Babu’l Mendeb'i kontrol etmek, İran'a deniz ablukası uygulayan Trump'a karşı bir misilleme gibi görünüyor ve İran para biriminin yaşadığı sürekli değer kaybı bu ablukanın etkinliğini teyit ediyor. Bazıları, İran'ın, kötüleşen ekonomik ve yaşam koşullarını protesto etmek için İranlıların sokaklara dökülmesinden korkarak, dünyayı kalıcı bir ateşkes talep etmeye zorlamak, böylece mevcut çıkmazdan kurtulmasını kolaylaştırmak için bölgede büyük bir patlamaya neden olmaya meyilli olduğuna inanıyor. Bu gözlemciler, Suudi Arabistan'a yönelik Husi saldırılarını da bu bağlamda değerlendiriyor.
Gözlemciler, İran'ın karar alma süreçlerinin, Dini Lider'in onayıyla Devrim Muhafızları generallerinin neredeyse intihar niteliğindeki politikalarının esiri kalması durumunda, önümüzdeki ayların zorlu geçeceğini tahmin ediyor. Burada soru şu: Bölgeyi mevcut durumundan kim kurtaracak? ABD'nin doğrudan askeri baskıya geri dönme olasılığını dışlarsak, birçok kişi, Trump-Şi zirvesinin iki dev arasında birlikte yaşama, rekabet ve iş birliği için ciddi bir yol haritası oluşturması koşuluyla, bu bağlamda rol oynayabilecek tek tarafın Çin olduğuna inanıyor. İki boğazın kaderi, enerji kaynakları için bölgeye bağımlı olan Çin için son derece önemli. İran ile güçlü ilişkileri, İran'ın kararlarını yumuşatmak ve rasyonelleştirmek için baskı uygulamasını mümkün kılıyor. Peki, Çin temkinli yaklaşımından vazgeçip, istikrarı kendi ekonomisi ve küresel ekonomi için hayati önem taşıyan bir bölge için çözüm bulmaya girişmek istiyor mu?
Babu’l Mendeb Boğazı, bölge ve dünya için Genel Kurul'daki sahnelerden çok daha fazlasını ifade ediyor. Ukrayna'dan, Sudan ve Babu’l Mendeb'e kadar, anahtarlar BM Genel Sekreteri'nin değil, ABD Başkanı'nın çekmecelerinde gibi görünüyor.