Sam Mensa
TT

Husi genişlemesinin Lübnan için anlamı nedir?

El-Muha Lübnan sınırında değil, Perim (Mayyun Adası) da Doğu Akdeniz’e bakmıyor, ancak Husilerin bu bölgeleri kontrol etmesi Lübnan için doğrudan sonuçlar doğurabilir. Husilerin Yemen'in önemli bölgelerini kontrol eden gayrimeşru bir silahlı güç olarak dönüşümü, Yemen savaşındaki güç dengesini değiştirmekle kalmıyor, aynı zamanda İran ekseni içindeki rolleri de yeniden düzenliyor. Hizbullah'ın kayıplarından sonra bu eksen içindeki konumu hakkında şu soruyu sorduruyor: İran artık Husileri alternatif birinci vekil güç olarak mı görüyor, yoksa birinin gerilemesini diğerinin ilerlemesiyle telafi etmek için vekillerinin işlevlerini yeniden mi düzenliyor?

Zayıflayan İran ABD ile savaşından, Husi müttefikinin askeri ve stratejik nüfuzunu genişletmek için yararlandı. Husiler Suudi Arabistan'a saldırdı, Krallığın ulusal güvenlik gereksinimleri ile sınır ötesi tehditleri kontrol altına alma ihtiyacını, Yemen savaşını sona erdirip devlet kurumlarının güvenilirliğini yeniden tesis edecek onurlu bir siyasi çözüme ulaşma arzusuyla dengelemeye çalıştığı bir dönemde kutsal yerleri hedef almaya cüret etti. Bab’ul Mendeb yakınlarındaki Kızıldeniz kıyısında Husilerin ilerlemesi, boğazın güvenliği ve ticaret ve enerji akışı üzerindeki etkisi göz önüne alındığında, çatışmaya bölgesel bir boyut kattı.

Bab’ul Mendeb'deki Husi ilerlemesi, İran'ın Hürmüz Boğazı'nda baskı uygulama gücünü tamamlayarak, en önemli iki enerji ve ticaret yolunu tek bir eksenin tehdidi altına sokuyor. Boğazdaki stratejik konumları kontrol etmek, boğazı tamamen kapatma gücüne sahip olunduğu anlamına gelmiyor, ancak artan seyrüsefer risklerinin ve maliyetlerinin önünü açıyor. Dahası bu,  bir pazarlık kozu olarak kullanılabilir. Washington'un yeni bir cephe açma konusundaki isteksizliği göz önüne alındığında, bu pazarlık kozu daha da önem kazanıyor. Haberlere göre, seçenekleri, müdahale etmemek, Amerikan ve şaşırtıcı bir şekilde İsrail gemilerinin güvenliğini garanti eden bir anlaşmaya varmak arasında değişiyor. Böylelikle, Husiler sadece İran'ın jeopolitik nüfuzunu genişletmekle kalmıyor, aynı zamanda vekil güçler ağındaki kendi konumunu da yükselterek, Hizbullah'ın bu ağ içindeki rolünün yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılıyor.

Bu bağlamda, Husilerin artan stratejik değeri, Hizbullah'ın yerini aldığı anlamına gelmiyor. Her birinin kendi işlevi var: Hizbullah, İsrail sınırındaki varlığı ve Lübnan siyasi sistemindeki etkisi göz önüne alındığında, Husilerin yerine getiremeyeceği bir rolü üstleniyor. Bu arada, Husiler, güvenliği büyük güçlerin çıkarları için hayati önem taşıyan bir uluslararası deniz koridorunu tehdit etme gücüne sahip. Bu nedenle, İran büyük olasılıkla birincil bölgesel vekili olarak Hizbullah'a güvenmekten, her birinin farklı coğrafi ve askeri öneme sahip vekilleri arasında rolleri dağıtmaya geçiş yaptı.

İki taraf arasındaki farklılıklar sadece işlevleriyle sınırlı değil, aynı zamanda faaliyet gösterdikleri koşulları da kapsıyor. Husiler geniş toprakları, yönetim kurumlarını, limanları ve stratejik denizcilik konumlarını kontrol ediyor. Öte yandan Hizbullah, çoğulcu bir devlet içinde faaliyet gösteriyor, meşruiyetini ortadan kaldıran hükümet kararlarıyla, silahlarına yönelik önemli iç muhalefetle ve destek tabanına yönelik İsrail baskısıyla karşı karşıya bulunuyor. Bu nedenle, Husilerin ilerlemesi Hizbullah'a siyasi ve manevi destek sağlayabilir, ama Lübnan içinde yaşadığı krizi çözmez, güç ve kapasitesini veya milis güç olarak meşruiyetini yeniden inşa etmez ya da Yemen modelini Lübnan'da tekrarlamasına izin vermez.

 Bununla birlikte, Hizbullah, Husi deneyiminden kendisini daha sert bir çizgi izlemeye teşvik edecek bir ders çıkarabilir. Eğer Washington'un Husilerle yüzleşme konusundaki isteksizliği, Husilerin silahını veya kontrol ettikleri toprakları ele almadan Amerikan gemilerini koruyan bir uzlaşıyla sonuçlanırsa, Hizbullah bunu, maliyeti yükseltme gücünün tanınmayı ve müzakereyi dayattığının kanıtı olarak yorumlayabilir. O zaman, Husilerin ilerlemesi, silahlarına sıkıca tutunmasında ve Lübnan ordusuyla ilişkisinde, İsrail ile müzakerelerinde sert bir tavır benimsemesi için ek bir gerekçe haline gelebilir; baskının nihayetinde vazgeçilmez bir ortak olarak görülmesini sağlayacağına dair bir bahis oynayabilir.

Öte yandan, Husilerin yükselişi, İran'ın Hizbullah'a olan bağımlılığını ve onu koruma veya önceki koşullar altında gücünü yeniden inşa etme maliyetini üstlenme isteğini azaltabilir. İran projesinin öncüsü olan vekil güç parçalanmışken, Husiler bölge devletlerini ve uluslararası seyrüseferi tehdit etme gücüne sahip. Bu durum Lübnan'ı korumak yerine, Tahran diğer alanlarda daha etkili bir nüfuz sahibi olduğu sürece, Lübnan'ın daha geniş kapsamlı müzakerelerde bir pazarlık kozu olarak kullanılma veya İsrail baskısı altında kalma olasılığını artırıyor.

Yemen'deki gelişmeler, Lübnan'ın Amerikan desteğine ne kadar güvenebileceğinin sınırlarını da ortaya koyuyor. Washington, saldırıları hayati bölgelere ve kutsal mekanlara ulaşmasına rağmen, Husilerin yayılmasını engellemekten kaçınır ve yeni bir savaştan kaçınmak için onların nüfuzuyla birlikte yaşamayı veya onlarla müzakere etmeyi tercih ederse, Lübnan'daki silah krizini çözmek veya İsrail'i caydırmak için müdahale edeceği garanti edilemez. Lübnanlılar, İran ve Hizbullah’ın uzlaşmazlığı ile İsrail baskısı arasında sıkışıp kalabilirken, ABD doğrudan çıkarlarını tehdit etmediği sürece krizleri yönetmekle yetinebilir.

 Lübnan, ABD-İran çatışmasının veya müzakerelerinin sonucunu veya hem ABD hem de İsrail'deki seçim sonuçlarını bekleme lüksüne sahip değil. Husilerin yükselişi, Lübnan'ı müzakerelerde bir pazarlık kozu olarak tutmanın maliyetini azaltmayacak. Bu durum, yetkililerin olağanüstü adımlar atmasını, müzakerelerdeki tereddüt ve durgunluğu bir kenara bırakmasını, hükümet kararlarını uygulamaya koymasını, Arap ve uluslararası bir destek ağı kurmasını gerektiriyor. Egemenliğini geri kazanmayan bir devletin geleceği, katılmadığı müzakerelerde belirlenir.