İmil Emin
Mısırlı yazar
TT

Fransa ve Büyük Cumartesi'deki hak talepleri

Fransa'da tarih tekerrür ediyor mu ve mevcut gösteriler Mayıs 1968'de yaşananlara benziyor mu?

Fransa sahnesi bugün (cumartesi) derin bir sınava hazırlanıyor gibi görünüyor; bu sınavda Fransa, bir yandan Aydınlanma, hümanist ve etik mirası ile diğer yandan isyancıların çağrıları ve anarşi fırsatları arasında hayati bir denge kurmak zorunda kalacak.

Bugün, özellikle “Sarı Yelekliler” hareketinin medya aracılığıyla sokaklara dökülme çağrılarının tekrarlanmasının ardından, siyasi olmaktan ziyade insani olarak gergin ve tıkanmış olan Fransa Cumhuriyeti'nde bir dizi senaryo yaşanabilir.

Burada akla şu soru geliyor: Bu isyanlar siyasi ideolojiye mi yoksa bilhassa ekonomik boyutuyla özellikle eğitim-öğretim koşullarıyla bağlantılı sosyo-ekonomik koşullara mı dayanıyor?

Gerçek şu ki, ideolojik güdümlü grupların bu isyanları istismar ettiği ve hatta belki de kışkırttığı yönündeki suçlamaların (ki güçlü bir kanıt olmamasına rağmen, bunların bazıları doğru olabilir) aksine, Fransa ekonomisi büyük olasılıkla mevcut krizin derinliğinde önemli bir rol oynuyor.

Fransa’nın kamu borcu sorunu, okulların kötüleşen koşullarını, binaların çökmekte olan altyapısını, su sızıntılarını, fare istilasını ve yetersiz havalandırmayı, ayrıca aşırı kalabalık sınıfları, ciddi öğretmen açığını ve uzun okul günlerini protesto etmek için öğrencilerin sokaklara dökülmesinin başlıca nedeni gibi görünüyor.

Benzer ölçüde, ekonomik faktör, yükselen yakıt fiyatlarından, azalan satın alma gücünden ve iş fırsatlarının azlığından şiddetle şikayet eden “Sarı Yelekliler” hareketi ve diğer sendikalı işçiler için de itici bir güç olmaya devam ediyor.

Büyük olasılıkla, ikilemin gerçek özü, Fransız devletinin sosyal talepleri karşılamak için daha fazla para harcamak zorunda kalmasıyla ilgilidir; bu sırada borçlar birikiyor, borçlanma maliyetleri artıyor ve bütçe açığı büyüyor. İşte burada finansal zorunluluklar halkın talepleriyle çatışıyor.

Bu yılın ikinci çeyreğinde, Fransa’nın borcu 3,59 trilyon dolara ulaşarak GSYİH'nin yüzde 120'sine ulaştı. Bu ne anlama geliyor?

 Bu endişe verici rakamlar, Fransa'nın borcunun yıllık ekonomisinin büyüklüğüne yaklaştığını ve ülkenin gelirinden daha fazlasını harcadığını gösteriyor.

Bu gelişmiş veriler, büyük bir sanayileşmiş, kapitalist, liberal Avrupa ülkesinin kalbinde sosyal adalet krizine işaret ediyor.

Burada, Fransa Ulusal İstatistik ve Ekonomik Çalışmalar Enstitüsü'nün (INSEE) geçen temmuz ayında yayınladığı ve 2024 gelirlerine ilişkin son veriler, Fransızların genel yaşam standardının yükseldiğini gösteriyor. Ancak aynı zamanda, eşitsizlik 1996'da istatistik serisinin başlamasından bu yana en yüksek seviyesine ulaştı ve yoksulluk kaydedilen en yüksek seviyesinde kaldı.

INSEE tarafından yayınlanan bir başka araştırmaya göre, paradoks, Fransa'nın eşitsizliği azaltmak için en etkili vergi ve sosyal transfer sistemlerinden birine sahip olmasına rağmen, Fransa’da sosyal sınıflar arasındaki uçurumun genişlemesini önleyememesinde yatıyor.

Son şiddet olayları ve arkasında kimin durduğu hakkındaki yorumlar, krizi tetikleyen gerçek nedenlere derinlemesine inmeden çeşitlilik gösterdi.

Bazıları, devlet kurumlarının bunlarla iş birliği içinde olduğunu öne sürerek, cumhuriyete ve demokrasiye düşman bir ruh taşıyan bu eylemlere kasıtlı olarak izin verilmiş olabileceğini yaydı. İddialarına göre amaç, Fransızların 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde önde gelen aşırı sağcı figür Marine Le Pen'i cumhurbaşkanı olarak seçmeleri için mümkün olan en iyi ortamı yaratmak.

 Bazıları da aşırı sol ve anarşi savunucularının Fransa genelindeki yangınların başlıca kışkırtıcıları olduğunu ileri sürdü. Bu analiz, sanki birileri yerli nüfusu sahnenin dışına itmek istiyormuş gibi, göçmenleri ve Fransız olmayan etnik kökenlileri suçlama düşüncesini de es geçmedi.

Bu bakış açılarının merkezinde, protestoların arkasında yabancı fonların olduğunu savunanlar yer alıyor; ancak 2 Ekim'de Le Monde'da yer alan bir haberde, Paris polis istihbarat departmanı tarafından 28 Eylül'de hazırlanan ve bu varsayımı doğrulamayan bir nottan bahsedilmişti.

Gelgelelim bu argümanlar, Sébastien Lecornu hükümetinin öncülük ettiği kemer sıkma önlemleri karşısında çöküyor. Bu önlemler arasında, kamu harcamalarını azaltma ve kamu sektöründe çalışanların ücretlerini dondurarak bütçe açığını küçültme planları ve gelecek yılın bütçesinde yer alan diğer kemer sıkma önlemleri de yer alıyor.

TikTok ve Snapchat gibi sosyal medya platformları, seferber etme ve kitleleri harekete geçirmede önemli bir rol oynayarak bugünü (cumartesi) çok önemli bir gün haline getirdi.

Fransa, gündüzü ve gecesiyle bugün (cumartesi) gerçek bir sınavla karşı karşıya. Arap dünyasının dostu ve başta Filistin davası olmak üzere haklı Arap davalarının destekçisi olarak Fransa, Arap dünyasıyla dayanışma içinde olan bir ülkedir. Umarız bugün karanlık değil, aydınlık bir gün olur.