Gerçekte, Mısır'ın İran ve Irak ile Yemen'deki vekillerine karşı Körfez cephesine katılması zaten bekleniyordu. Bu, Mısır'ın kendisi için bölgesel güç dengesi açısından hayati önem taşıyordu.
Kahire'nin katılmaya hazır olduğunu açıklamasının ardından, bu resmi Mısır tutumunun çeşitli düşman ve şüpheci çevrelerden şüphe ve eleştiriyle karşılanacağını tahmin ediyoruz: Kahire neden on ay önce katılmadı? Bu tutum Suudi Arabistan’ın mali mevduatıyla mı ilgili? Yoksa sadece boş bir retorik mi?
Ancak Kahire, istemeden de olsa, savaşın bir tarafı haline geldi. Doğrudan füzelerle hedef alındı ve daha önce Yemen ve Irak'taki İran destekli örgütlerin açık tehditleriyle karşı karşıya kaldı.
Üç yıldır Mısır, Kızıldeniz'deki gemilere yönelik Husi saldırılarının bedelini döviz gelirleriyle ödüyor. Bu maliyet, Libya, Sudan ve Gazze'deki savaşların toplam sonuçlarını aştı. Uluslararası tahminlere göre Kahire, Süveyş Kanalı gelirlerinden yılda yaklaşık 6 milyar dolar kaybediyor.
Mısır ekonomisi, savaşın Körfez'de çalışan Mısırlılar üzerindeki etkisi nedeniyle en ciddi tehditle karşı karşıya. Beş milyondan fazla Mısırlı beş Körfez ülkesinde çalışıyor ve savaş devam ederse ve bu ülkelerin petrol ve doğalgaz ihracatı azalırsa, işleri ve gelirleri tehlikeye girebilir.
Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi döneminde Kahire, savaşlara girmeye hiçbir zaman istekli olmadı. Ancak bu Körfez savaşları, Mısır'ı istemeden de olsa ateş hattına soktu. Zorluk, ekonomik tehlikelerin ve milyonlarca Mısırlının geçim kaynaklarına yönelik tehdidin ötesine uzanıyor. İran'ın Körfez'de baskın bir güç olarak öne çıkması, Mısır'ın nüfuzunu azaltacak ve ulusal güvenliğini tehdit edecektir.
Müslüman Kardeşler iktidara geldikten sonra Kahire, Körfez hükümetleri ile İran rejimi arasında ilan edilmemiş bir çatışmanın arenası haline geldi. O dönemde Tahran, bir dizi hamleyle Müslüman Kardeşler'i desteklemeye ve devlet üzerindeki kontrollerini pekiştirmeye çalıştı.
Cumhurbaşkanı Sisi'nin savaşa girmeye hazır olduğunu açıklaması, Körfez'i parçalanmış ve izole hale getirmiş olan anlaşmazlıklardan ve Arap desteğinin yokluğundan faydalanan Tahran'a açık bir mesaj gönderiyor.
Mısır'ın bu hamlesini aylar önce değil de bugün yapmasının ardında anlaşılabilir nedenler olabilir; müzakere ve uzlaşma fırsatı tanımak ve İran'a karşı Washington ile aynı safta görünmekten kaçınmak.
Bazıları Kahire'nin motivasyonlarını sadece mali karşılık ile sınırlamak istiyor. Ancak denklem çok daha karmaşık. İran'ın yükselişi, çıkarlarını, etkisini ve ekonomisini savunmak için hareket eden Mısır'ın aleyhine olacaktır. Tahran, daha önce yaptığı gibi, Mısır'ın işlerine karışmaya ve onu istikrarsızlaştırma çabalarına geri dönecektir. Mısır ayrıca ekonomik güvenliğini de savunmaktadır. Süveyş Kanalı, Husi ve İran saldırıları nedeniyle yılda yaklaşık 6 milyar dolar (üç yılda 18 milyar dolar) kayıp yaşıyor; bu kayıplar, seyrüseferin hedef alınması sebebiyle gemilerin kanaldan geçmemesinden kaynaklanıyor. Kanaldaki kayıplara ek olarak, savaş Körfez'de çalışan milyonlarca Mısırlının geçim kaynaklarını da tehdit ediyor.
Son soru şu: Mısır'ın katılımı, sahadaki askeri denklemi değiştirecek mi? Bu, savaşın niteliğine ve ölçeğine bağlı; bunu zaman gösterecek.
Siyasi olarak Kahire, İran'a ve Arap dünyasına bir mesaj gönderiyor: İran'ın Körfez'deki savaşına artık sessiz kalmak mümkün değil.