İsrail'de (işgal altındaki Filistin'de) iki devletli çözüme bahis oynayan herhangi bir rasyonel sesin kaldığından şüpheliyim.
Açıkçası, Binyamin Netanyahu siyasi sahnenin temel bir parçası olduğu, İsrailli çocukların ebeveynlerinden, büyükanne ve büyükbabalarından bile daha sağcı, Araplara ve barışa düşman olacak noktaya varacak kadar beyinlerini yıkama uygulaması devam ettiği, muhafazakar Amerikalılar İsrail'in lobilerine, finansmancılarına, sponsorlarına ve aktivistlerine koşulsuz ve hesap sormadan destek verdiği sürece, iki devletli çözüm imkansız hale geldi.
Kanser gibi yayılan siyasi kariyeri boyunca Netanyahu, hem sivil hem de askeri onlarca rakibini bitirdi ve diğerlerinin önemsizliğini, korkaklığını veya ikiyüzlülüğünü açığa çıkardı. Sonuç olarak, hepsi yarı yolda kaldı, o ise defalarca yenilginin pençesinden zaferi çekip aldı.
Netanyahu gibi insanların utanma duygusu ve pişmanlıkları yoktur. Yalan söylemek, abartmak, kışkırtmak ve ihanet etmek -hatta müttefiklerine karşı bile- onun belirleyici özellikleridir ve bunlar, 1984 ile 1988 yılları arasında İsrail'in Birleşmiş Milletler temsilcisi olarak başladığı ve Knesset'e ilk girdiği yıl ile devam eden siyasi yükselişinin çoğu aşamasında kendisine eşlik etmiştir. Onun için “amaca giden her yol mübahtır”, bu durumda, kişisel skandalları örtbas etmek için dini istismar etmesinden ve intikam alma ve siyasi hesaplaşma uğruna ulusal güvenliği tehlikeye atmasından bahsetmeye bile gerek yok. Bu seçimde Netanyahu'nun önünde onun gibi kurnaz bir fırsatçının kaçırmayacağı bir dizi katalizör vardı.
İlk katalizör kişiseldi ve başbakan olarak dokunulmazlığını korumakla ilgiliydi. İsrail'de, Netanyahu'nun 2020'den beri yargılandığı rüşvet, dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçlamalarıyla ilgili yolsuzluk davalarında, başbakanlık makamı sahibine “otomatik” bir dokunulmazlık sağlamasa da, görevde kalması ona yasal süreçlerin seyrini geciktirmek ve manevra yapmak için sayısız araç ve imkan sağlıyor.
İkincisi içseldir ve İsrail kamuoyunun bir kısmının Netanyahu'yu ihmalkarlıkla suçlamasına ve yargılanmasını istemesine rağmen, 7 Ekim 2023 saldırısının ardından Filistinlilere ve Araplara karşı artan düşmanlıktan kaynaklanmaktadır.
Yine içsel olan üçüncüsü, Netanyahu'ya meydan okuyabilecek ve onu iktidardan uzaklaştırabilecek karizmatik ve harekete geçirici muhalefet figürlerinin yokluğuyla ilgilidir. Son seçimlerin sonuçları da bunu doğruladı. Netanyahu, kendisinin ve aşırı sağcı müttefiklerinin hükümeti kurmasını sağlayacak çoğunluğu elde edemedi. Ancak sonuçlar, özellikle toplam temsili daha önce görülmemiş bir orana, 19 sandalyeye ulaşan iki Arap parlamenter bloğu (Ortak Liste ve Birleşik Arap Listesi) ile iş birliğine getirilen sürekli yasak göz önüne alındığında, rakiplerine alternatif bir hükümet kurmak için yeterli çoğunluğu da sağlamadı.
Dördüncüsü ise şüphesiz ki, hem Netanyahu'nun şahsına hem de yaklaşımına elverişli dış iklimdir.
Bir yandan, Beyaz Saray şu anda -en azından şimdilik- neredeyse tamamen Siyonist evanjelizme bağlı, en sağcı Amerikan liderliği tarafından yönetiliyor. Bu Siyonist evanjelizm ise düşmanlarına karşı Güney Amerika'dan Doğu Çin Denizi'ne uzanan ve Avrupa ile Ortadoğu'yu kapsayan küresel bir savaş yürüttüğüne gerçekten inanıyor.
Öte yandan, yorum, beklenti, eylem veya hesaplar açısından olsun, Arap dünyasında kronik ve haklı gösterilemeyecek bir bölünmüşlük durumu var. Doğal olarak, farklı pozisyonlar ve farklı hedeflerle ortaya çıkan diğer bölgesel oyuncuların da olduğu böyle bir durumda, en iyi niyetlerle bile, eylemleri önceliklendirme konusunda net bir fikir birliği bulunmuyor.
Beşinci ve son katalizör, ki bence en önemlilerinden biri, İsrail'in bilgi veri devriminden geniş yapay zeka dünyasına kadar ileri teknoloji alanında bir “kale”ye dönüşmesi, bunun laboratuvarı ve deposu haline gelmesidir. Böylece, İsrail “demografik” olarak çektiği sıkıntıları “teknolojik” olarak fazlasıyla telafi ediyor.
Okuduklarımız ve duyduklarımız, “Silikon sahili” ve İsrail yapay zekasının artık bir gerçeklik olduğunu doğruluyor. Büyük Tel Aviv-Yafa bölgesini kapsayan “deniz kuşağı”nda artık dünyanın en önemli bilgi teknolojisi ve yapay zeka kurum ve şirketlerinin ana merkezleri bulunuyor. Bu bölge kuzeyde Netanya'dan güneyde Rehovot ve doğuda Petah Tikva'ya kadar uzanıyor ve Tel Aviv, Ramat Gan, Ra'anana, Herzliya ve Ness Ziona (Vadi Huneyn) şehirlerini kapsıyor.
Öte yandan, dün Netanyahu'ya yakın isimlerin, Birleşik Liste'nin Başkanı ve İslami Hareket’in liderlerinden milletvekili Mansur Abbas ile, bütçe ve belirli talepler karşılığında ulusal birlik hükümetine katılması veya dışarıdan desteklemesi olasılığını görüştüklerini okudum. Burada dikkat çekici olan, bu adımın -eğer gerçekten gerçekleştiyse- Arap adayların yabancı destek almakla suçlanmasından sadece bir veya iki gün sonra gelmesidir.
Dahası, işgal altındaki toprakların gerçekliğini bilen herkes, İsrail hükümetinin bazı Filistinli grupların sivil amaçlarla Körfez ülkelerinden destek almasına hiçbir zaman itiraz etmediğini bilir. Ancak bunun en ironik yönü, suçlamaları yöneltenlerin, yani Likud ve liderinin, seçimlerden önce ve sonra Amerikan lobilerinden tükenmez bir mali destek almasıdır.
Üstelik, ve tüm bunlara ek olarak, Başkan Donald Trump, bu seçimlerde Likud Partisi’ne desteğini bizzat ve açıkça deklare etti. Buna, ne en önde gelen muhalefet lideri General Gadi Eisenkot'tan ne de Netanyahu'ya karşı olan diğer Yahudi güçlerden, örneğin (merkez ve merkez sol partilerin kalıntıları olan) Demokratlardan ve Naftali Bennett, Yair Lapid, Avigdor Lieberman ve diğerlerinin bloklarından hiçbir itiraz gelmedi.
Bunlar garip ve ilginç şeyler… Allah el-Kazvini'ye rahmet etsin!