Abdullah Utaybi
Suudi Arabistanlı yazar. İslami akımlar araştırmacısı
TT

Kaşıkçı davasını kullananlar, hayal kırıklığına uğradı

ABD Başkanı Donald Trump, Cemal Kaşıkçı davasına karşı kesin ve rasyonel bir tutum sergiledi. Şöyle ki Trump, Kaşıkçı davasını Suudi Arabistan’ın yürüttüğü hukuki ve kriminal çerçevede ele alarak Türkiye, Katar ve ABD liberal sol medyanın öncülük ettiği olayı siyasallaştırma işlemlerine karşı çıktı. Trump, Kaşıkçı olayına medyaya hakim olan demagoji ve ticaretten uzak bir şekilde tutarlı ve doğruluk gözüyle baktı.
Kaşıkçı davası, Suudi Arabistan Başsavcılığı’nın müdahalesinde normal sürecine girdi. Kral Selman bin Abdulaziz, davaya bakması için başsavcılığı görevlendirmesinin ardından yetkililer, ilk açıklamasını yaparak davayla ilgili belirsizliklere netlik kazandırdı. Bugün bilinen şekliyle olay, cesur bir şekilde itiraf edildi. Yürütülen dezenformasyonlar açıklığa kavuşturularak düşmanların elindeki birçok kart geri çekildi. Davayı devralmasının ardından başsavcılık, olaya açıklık getirdiği basın toplantısında yeni gerçekleri kamuoyuyla paylaştı. 
Genel olarak başsavcılık, büyük cezalar talep ediyor. Kendilerini savunacak avukatlar eşliğinde olaya karışanlara yönelik dava işlemleri tamamlandığında ve yargılama süreci sona erip hükümler yayınlandığında yargı son sözü söyleyecek. Bu, dünyadaki benzer süreçlere kıyasla olayın karmaşık olmasından dolayı uzun sürecektir. Buna rağmen Suudi Arabistan Başsavcılığı, gerçekleri hızlı ve dikkatli bir şekilde ortaya çıkarmaya çalışıyor.
Herhangi benzer bir olay gibi Kaşıkçı olayı da sadece kriminal bir olay değildir. Aksine bu olayda, Türkiye’nin davayı devamlı büyütmek amacıyla sistematik bir şekilde sızdırdığı bilgiler nedeniyle kasıtlı bir oynama ve iğrenç bir istismar vardı. Başkan Trump’ın işaret ettiği gibi bu olayın bazı yönleri belki de yıllar sonra ortaya çıkacak. Medya ve olayı manipüle edenlerin ortaya çıkması için nispeten uzun bir süreye ihtiyaç var.
Kral Selman, davayı üstlenmesi için başsavcılığı görevlendirdiğinden bu yana Kaşıkçı’nın kanıyla ticaret yapanların yarısı dikkate alınmadı. Başkan Trump’ın sert tutumunun ve Suudi Arabistan’ın olayı şeffaf bir şekilde ele almasının ardından Kaşıkçı’nın kanıyla ticaret yapanların diğer yarısı da ortadan kaybolmaya başladı. Zaman, olayı ticarete dökenleri ve manipüle edenleri ortaya çıkaracaktır. Bölgede ve dünyadaki müttefiklerinin zamanlamasına bağlı olarak Suudi Arabistan’ın elinde düşmanlarla oynayacağı ve dengeleri altüst edeceği büyük kozlar var.
ABD Başkanı'nın tutumunun ardından Kaşıkçı olayını ticarete dökenlerin saflarında felaket yaşandı. Bundan önce de onlar, Suudi Arabistan’ın sert ve kararlı tutumundan dolayı peş peşe felakete uğradılar. Suudi Arabistan’ın gizleyeceği bir şey yok. Onlar, Suudi Arabistan’ın güçlü ve sağlam duruşu ve krizi profesyonel bir şekilde yönetmesi sayesinde başarısız oldular. Onlar, Suudi Arabistan’ın Kaşıkçı olayı gibi geçici bir olayla sarsılabilecek zayıf bir devlet olduğunu düşündükleri zaman hayal kırıklığına uğradılar. Nitekim Kaşıkçı olayı, adaletin gerçekleşmesi talep edilen ve sempati duyulan insani bir meseledir. Fakat bu olay, diğer devletlerin başka bir devletin istikrarını sarsmak için bir silah haline geldiği zaman siyasi çatışmalarda değeri olmayan marjinal bir meseleye dönüştü.
Kriz şiddetlendiği sırada medya, olayın üzerine daha fazla gitti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil el-Cübeyr, bu durumu psikolojik bir rahatsızlık olarak nitelendirdi. Suudi Arabistan, kriz öncesinde, kriz sırasında ve kriz sonrasında dış politikada kışkırtma çıkartmak isteyenlere karşı güçlü mesajlar iletti. Devletler; Türkiye’nin, Katar’ın ve ABD sol görüşlü medyanın yürüttüğü söylentilerin arkasından gitmeden resmi bir tutum sergiledi. Krizden önce Suudi Arabistan’ın İsveç, Almanya ve Kanada’ya karşı sergilediği sert tutumlarda bu durum gözlemlenebilir. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ifade ettiği gibi kriz sırasında İspanya ve Almanya, Suudi Arabistan’a karşı demagojik bir şekilde hareket etmeyi reddetti.
Kriz sonrası süreç fiilen başladı. Olayı politize edenlerin ve ticarete dökenlerin en büyük hedefi haline gelen Suudi Arabistan Veliaht Prensi, bu olaydan daha güçlü çıktı. Tüm dünya, Suudi halkının Veliaht Prens’in ve onun büyük projesinin etrafında toplandığını gördü. Ayrıca dünya, göz kamaştırıcı kalkınma, ilerleme ve ekonomik yükselme modelinin Arap halklarını temsil ettiğini gördü. Veliaht Prens’in sadece bir hayali, düşmanları hezimete uğratabiliyorsa onun bütün hayallerinin etkisi nasıl olur siz düşünün!
Kriz sırasında dünyadaki büyük şirketlerin yönetim kurulu başkanlarından bazı fırsatçılar, medya saldırıları üzerinden yükselmeye çalıştı. Şirketleri ise onları ihraç ederek tutumlarını düzelttiler ve Suudi Arabistan’la ilişkilerini pekiştirmeye devam ettiler. Ayrıca bu şirketler, Suudi Arabistan Veliaht Prensi’nin vizyonunu, hayallerini ve inşa edeceği geleceği gerçekleştirmesine katkı sağlamaya özen gösteriyor.
Yine kriz esnasında düşmanlar, Suudi Arabistan’ın konumuna ve geleceğine zarar vermek için yalan ve sahte haberlerle, sızma bilgilerle ve küresel medya kampanyası yürütmekle meşguldü. Suudi Arabistan Veliaht Prensi, sadece Suudi Arabistan’ın geleceğine değil tüm bölgenin geleceğine yönelik vizyonundan ve kişisel projesinden bahsediyordu. Prens, Ortadoğu’yu yeni Avrupa olarak görüyordu. İşte burada yalan, sahte haberlerle yıkmaya ve tahrip etmeye çalışanlarla kalkınma ve gelecek konusunda kararlı olanlar arasında önemli bir fark ortaya çıkmaktadır.
Daha önce burada benim ve diğer yazarların işaret ettiği gibi Suudi Arabistan, bu krizde en kötü şeyleri geride bıraktı. Bugün Suudi Arabistan, ülkedeki adalet kurumları vasıtasıyla kurbanın hakkını arayarak ve suçluları adalete teslim ederek bu krizi başarılı bir biçimde sona erdirmeye çalışıyor. Suudi Arabistan, Vizyon 2030, farklı programlar ve sağlam dış politikalar aracılığıyla Veliaht Prensin öncülük ettiği eşsiz modeli inşa etmeye odaklanıyor. Böylece yeni Suudi Arabistan, bölgesel ve uluslararası tüm siyasi denklemlerde önemli bir rol oynayacak.
Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Arjantin’de düzenlenecek G20 zirvesinde Suudi heyetine başkanlık yapacak. Veliaht Prens, G20 zirvesine katılmadan önce Suudi Arabistan’ın en güçlü ve en sağlam müttefiki olan Birleşik Arap Emirlikleri’nin başkenti Abu Dabi’den başlayarak çeşitli müttefik devletleri ziyaret edecek. Bu da pratik olarak söz konusu krizin sona erdiğini ve politize edilmeden normal bir şekilde ele alınacağını gösteriyor.
Sonuç olarak tüm bu anlatılanlardan sonra meselenin çözüme kavuştuğunu söylemek mümkündür. Düşmanların başka meseleler aramaya ve yeni krizler çıkartmaya başlaması gerekiyor. Fakat bundan önce onlar, kararlı politikalarla yüzleşmeye hazır olmalılar. Zira meselenin içyüzü keşfedildi ve pek çok gizli düşman ortaya çıktı. Zalim, elbet bir gün zulüm görecektir.