Emel Musa
Tunuslu şair ve yazar
TT

Nahda gerçekten köşeye mi sıkıştırıldı?

Nahda Hareketi’ne bağlı gizli paralel askeri yapılanma meselesi, geçtiğimiz haftalarda partiler ve Tunuslu politikacılar arasında siyasi ve ideolojik tartışmalara yol açtı.
Eğer gizli askeri yapılanma varlığına ilişkin hikâye doğruysa son derece ciddi olan bu mesele, Nahda Hareketi’ne karşı çok tehlikeli bir koz sayılmaktadır.
Nahda Hareketi’yle gergin ilişkiler yaşayan ve kendisiyle uzlaşmaya dayalı ilişkiler kuran Cumhurbaşkanı El-Baci Kaid es-Sibsi’nin yurtiçinde ve yurtdışında bu meselenin Nahda Hareketi’ni suçlayacak kadar yeterince güçlü olduğunu anlaması, söz konusu meselenin tehlikesini teyit etmektedir.
Her şeyden önce bu suçlamanın doğru olup olmadığına bakılmaksızın söz konusu suçlama, medya tarafından Nahda Hareketi’ne indirilmiş bir darbedir. Ayrıca bu suçlama, 14 Ocak 2011 devriminin ardından gelecek yıl Tunus’ta ikinci parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin belirleyeceği Nahda Hareketi’nin hedeflerini ciddi bir şekilde karalamaktadır.
Diğer yandan doğru olmasa da ya da yargı tarafından doğruluğu tespit edilmemiş olsa bile bu suçlamayı acı hale getiren durum şudur: Nahda’nın tarihi, İslami Cemaat olarak isimlendirilen ve 1981 yılında İslami Yöneliş Hareketi’ne dönüşen gizli paralel yapılanma hakkında bir bahsin açılmasına şahit oldu.
Başka bir ifadeyle Nahda’nın tarihi, bu tür işaretlere sahne oldu. Şöyle ki Nahda Hareketi, 1987 yılında merhum lider Habib Burgiba’ya darbe girişimi yapmakla suçlandı. Ayrıca Nahda Hareketi’nin bazı temsilcileri, bu gizli yapılanmanın varlığını itiraf etti. Bu itiraflar, sızdırıldı ve hatıratlarda geçti.
Doğru olabileceği ya da siyasi çekişmeler için kullanılabileceği düşüncesiyle birçok kimse, 2013 yılında suikasta uğrayan Şükrü Beleyid ve Muhammed Brahmi’yi Savunma Komisyonu’nun açıklamalarına kulak verdi. Beleyid ve Brahmi’yi Savunma Komisyonu’nun açıklamalarının ardından başsavcılık tarafından soruşturma açılarak dava, Terörle Mücadele Yargı Birimi’ne gönderildi. Nahda Hareketi’ne bağlı gizli askeri yapılanmanın varlığına dair bilgi ve belgelere sahip olduğunu açıklayan komisyon, önemli suçlamalara değinerek Nahda’yı yabancı devletlere bilgi sızdırmakla suçladı.
Diğer yandan yaptığı açıklamalarla ve liderlerinin konuşmalarıyla kendisine yöneltilen suçlamaların asılsız iddialardan ibaret olduğunu belirten Nahda Hareketi, bu iddiaların tarihi çekişmeye ve ideolojik ilişkilere sahip Halk Cephesi’nin düşmanca bir provokasyonu olduğunu söyledi.
Bu mesele, cumhurbaşkanı devreye girecek kadar büyürken Beleyid ve Brahmi’yi Savunma Komisyonu, Cumhurbaşkanı Sibsi tarafından ağırlandı. Cumhurbaşkanı Sibsi’nin Beleyid ve Brahmi’yi Savunma Komisyonu’nu ağırlaması, bu suçlamaların cumhurbaşkanlığı tarafından desteklendiğini göstermektedir. Buna ek olarak cumhurbaşkanının ulusal güvenlik konseyinin toplantısında yaptığı konuşma, Nahda Hareketi’ne net bir suçlamayı temsil etmektedir. Savunma Komisyonu, Nahda Hareketi’ne bağlı gizli askeri yapılanmanın 2013 yılında Cumhurbaşkanı Sibsi’ye ve önceki Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’a yönelik suikast planladığını söyledi.
Aynı şekilde Fransa devleti de bu suçlamaların doğru olup olmadığını teyit etmek için bir soruşturma açabilir. Yukarıda ifade ettiğimiz gibi bu suçlamalar, her iki durumda da(doğru ya da asılsız olsun) siyasi bakımdan sakıncalıdır.
Bugünlerde Nahda Hareketi’ne bağlı gizli askeri yapılanma ilgili öne çıkan en önemli detaylar bunlardır.
Şu an şöyle bir soru sorulabiliriz: Biz, sadece sert kozlara ve araçlara sahip ideolojik bir çatışmayla mı yoksa kesin ve doğru bilgilerle mi karşı karşıyayız?
Yine şöyle bir soru gündeme gelebiliriz: Beleyid ve Brahmi’yi Savunma Komisyonu, devletin ulaşamadığı bilgi ve belgelere nasıl ulaştı? Seçimlere ve yönetime katılan ve parlamentoda büyük bir çoğunluğa sahip olan siyasi bir hareket, Tunus devletinin ve organlarının bilmediği gizli askeri bir yapılanmaya sahip olması kabul edilebilir bir durum mudur? Eğer gizli askeri yapılanmanın varlığı doğruysa devletin bundan haberinin olmaması bir kere kabul edilebilir bir durum değildir.
Öte yandan cumhurbaşkanının tutumu, Nahda Hareketi’nin uzlaşmaya karşı çıkmasından ve şu anki başbakanı -ki cumhurbaşkanı, başbakanın kendisine başkaldırdığını dile getirdi- desteklemesinden dolayı Nahda Hareketi’ne yönelik siyasi bir darbe olarak analiz edildi.
Her şeyden önce bu suçlamaların sonuçlarından istifade eden, Halk Cephesi ve diğer partilerdir. Yargı, Nahda Hareketi’ni temize çıkartsa bile bu yeterli değil.
Çünkü bu mesele, Nahda liderlerinin ideolojik nefrete sahip olduklarını reddettiklerini göstermektedir. Bu tür bir ifade, Nahda Hareketi’nden sivil olduğunu kanıtlaması ve siyasi düşüncelerini ve yöntemini değiştirdiğini net bir şekilde belirtmesi için büyük bir çaba sarf etmesi gerektiğini söylüyor. Hatta dini faaliyetleri siyasetten ayırma kararı bile Nahda’nın rakiplerini ikna etmemiş gibi görülüyor. Zira onlar, dini faaliyetleri siyasetten ayırma işlemini geçici bir takiyye olarak görüyor.
Nahda Hareketi’ne bağlı gizli askeri paralel yapılanması meselesinden uzak bir şekilde bana göre gerçek politikacılar, seçim kampanyalarını rakiplerini suçlayan dosyalar üzerine inşa etmemeli. Aksine Tunus’u yoksulluğun ve işsizliğin pençesinden kurtarma programı, fırsatçı politikayı belirlemede ölçüt olmalıdır.
Yargı, Beleyid ve Brahmi’yi Savunma Komisyonu’nun suçlamalarının doğru olduğunu kanıtladığı zaman, politik değil ulusal ve etik bir tutum sergilemelidir. Çünkü Beleyid ve Brahmi’nin kanına karışan herkes, hem normal hem de siyasi bir suçludur.