Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar
TT

Lübnan Bedevisi

Emin Reyhani, Arap gezginleri arasında müstesna bir yere sahiptir. Kısacık hayatını, yavaş hareket eden gemiler ve yoksulluğun olduğu, yolların olmadığı bir dönemde, Lübnan'dan New York'a, New York'tan diğer eyaletlere, oradan da Arap Yarımadası'na seyahat ederek geçirdi.
‘Arapları’ birlik olmaya çağırdı. Bölgenin prenslerinin himayesinde yaşadı ve Kral Abdülaziz ile özel bir dostluk kurdu. Reyhani, yazılarında edebi bir üslup kullandı ve yabancı gezginler gibi küçük ve büyük detayları ihmal etmedi. Okurlarına ‘Arap Kralları’ adlı ünlü eserini bıraktı. Adanın tarihini ve coğrafik özelliklerini resim ve tablolar eşliğinde yazdı.
Son yıllarda, belki de başka herhangi bir ülkeden daha fazla, Kuveyt kendi tarihi incelemek için çaba sarf ediyor. Reyhanî’nin kendi kaleminden şunları aktarayım. İşte bir Konsey toplantısında Şeyh Ahmed el-Cabir es-Sabah ile beraber olduğu bir anı şöyle naklediyor:” Arap ülkelerine yapmış olduğum bu uzun yolculuk nedeniyle beni tebrik etti ve aynı zamanda şaşkınlığını da gizlemedi. Sonra şöyle dedi: ‘Bu bölgenin Arapları dahi gözlerinde bu yolculukları büyütüyor ve yolculuk yapmaktan çekiniyorlar. Bazıları ise zorlu koşullara katlanamıyorlar. Günlerce bu zorlu yolculuğa nasıl katlandınız? Sizi gerçekten tebrik ediyorum.’ Benim rahatımı düşündüğü için birinci oturumu fazla uzun tutmadı. Kahvemizi içtikten sonra beni karşılayan çalışanlar, Saraya kadar bana eşlik ettiler.”
Reyhani başka ayrıntılar vermeye devam ediyor: “... Allah yaşamı zorlaştırmaz. Kuveyt'teki saraya girdim, hayatında hiç güzel saray görmemiş bedevi gibiydim. Sütun ve kemerler son derece süslüydü. Bu kadar görkemli ve lüks bir salon daha önce görmemiştim. Hizmetkârlar ellerinde yemek tabaklarıyla peş peşe gelmeye başladılar. Getirdiklerini oradaki halıya koydular, bana eşlik eden kişiyle beraber yere oturduk.
Bakliyatlarla beraber pişirilen renkli pirinçlerin olduğu masadan oldukça etkilenmiştim. Bakliyatlar! Yolculuk boyunca yediğimiz pirinç, kuru etin ardından iyi gelmişti. Aşırı sevincin ve savurganlığın affedildiği nimetlerden biridir baklagiller.
Sevgilinin sevdiğine kavuştuğunda ölmesi gibi bu renkli nimetlere kavuştuğumuzda sanki renkler birden ölüvermişti. Kuveyt'in domatesleri Basra'ya gönderilmekteydi. Son derece leziz ve küçüktüler. Bıçakla dokunmadan kabuğuyla beraber yemek yaparlardı. Taberiye gölünde bulunan tarak balıklarına benzeyen ünlü Kuveyt balıkları vardı, ancak daha ince ve yağlıydı. Sonra tatlı çeşitleri vardı ve ne kadar da lezzetli ve gizemliydi.”
Reyhanî sadece gözlemlerini ve izlenimlerini aktarmakla yetinmez, aynı zamanda 20’li yılların başındaki ekonomik hayatı uzman bir iktisatçı edasıyla bizlere nakleder. Bölge ülkeleri arasındaki Gümrük vergilerini kontrol etmenin zorluğunu izah eder. Özellikle Kuveytlilerin inci endüstrisindeki rollerine ve Hindistan ile bu alanda yaptıkları karşılıklı ticarete vurgu yapar.
Tüccarlar arasındaki tek anlaşma şeklinin kendi ‘sözleri’ olduğunu, herhangi bir belge, imza ve tarihin olmadığını söyler. Bir yıllığına verilen borçlar, kişinin vicdanına ve her iki tarafın, yani satıcı ve alıcının berrak hafızasına göre ödenirdi.