Halid Kıştini
Iraklı gazeteci - yazar
TT

Tarihi açıdan Balfour

Arthur Balfour’dan hepimizin nefret ettiği ayan beyan ortada. Ama bu nefret duygusuna sahip olan yalnızca biz değiliz. Onun ekibinden olan ve ona karşı beslediği nefreti dile getiren bir siyasetçi de var Lord Curzon. O, yirminci yüzyılın başlarında Balfour hakkında bir hatıra yazmıştı. Bu hatıraya siyaset ehlinin alışkanlığını överek başlamış daha sonra öldürücü darbeyi ona saklamıştır. Gelin onun hakkında neler söylemiş bakalım:
Balfour’un cesarete ihtiyacı yoktu; Boer Savaşı’nda da bolca gösterdi. Gücü kuvveti de oldukça yerindeydi. Tek bir tarafa bağlı da değildi, herhangi bir görüşü dinlemeye hazırdı. Onun kusuru, düşünce tembelliği, meseleyi kavrayamaması, orta yolda buluşmaya her daim hazır olması, ne kadar utanç verici olursa olsun son tahlilde herhangi bir sorundan sıyrılmasına imkân tanıyan zihinsel kabiliyetine olan güveniydi. Gerçek şu ki Balfour, dışarıda sevilen bir hazırcevaplığa sahip ancak içeride herhangi bir fikri derinlik, değer ilkesi veya sevecen tavırlarına rağmen gerçek bir muhabbete sahip değil. Hepimiz biliyoruz ki o, acil durumlarda herhangi bir vicdan azabı duymadan içimizden birini düşürmeye, gözden çıkarmaya veya feda etmeye kalkışacak. Tıpkı Hindistan’da benim, İrlanda’da George ve Nedam’ın başına geldiği gibi. İçimizden biri aniden ölse herhangi bir üzüntü eseri görmeksizin onun akşam yemeğine çıktığını görürsünüz. Yemeğin ardından oynanan kâğıt oyunu esnasında belki ‘Zavallı George’ diye mırıldandığını işitebilirsiniz, o kadar.
Tüm bunlar, Balfour’un siyasi çıkarları uğruna herhangi birini veya topluluğu feda etmeye hazır oluşunun göstergesidir.
Balfour’un, Liberal Parti’nin mecliste ezici üstünlük elde ettiği 1906 seçimlerindeki yenilgisine karşı yaptığı yorumlarda böylesi bir özelliğin farkına vardılar. İşçi Partisi ilk kez mecliste elli koltuk kazandı. Balfour yalnızca başbakanlığı kaybetmekle kalmayıp altı bakan arkadaşıyla birlikte meclisteki koltuğundan da oldu. Seçim merkezinden evine döndüğünde Lady Alice’in hizmetkârlarından birinin kendisine getirdiği bir kart buldu. Kartta tek bir cümle daha doğrusu şu üç kelime yazılıydı:
Sevgili Arthur,
Lanet! Lanet! Lanet!
Kartı okuduktan sonra masasına geçerek tüm soğukluğuyla şunları kaleme aldı:
Sevgili Alice,
Dilinde böylesi bir güç ve belagat görmek beni sevindirdi. Partimizin başına gelen felaket karşısında biraz olsun meşru olmayan bir imrenme duyduğumu söylemek gerçekten utanç verici. Şu an siyasete karşı yerel yönetim kararnamesi çıkarıldığı günden beri benzerini hiç hissetmediğim kadar şiddetli ve çekici bir ilgi duyuyorum. Eğer göstergeleri iyi özümsediysem bu olanların yaptığımız ve senelerdir uğrunda savaştığımız hiçbir şeyle alakası yoktu. Bannerman (Liberal Parti lideri), kontrol edemediği bir su akıntısı üzerinde zıplayan bir mantar parçasından başka bir şey değil. Olan biten bunca şey, Rusya’daki kıyımlara, Avusturya’daki saldırılara ve Berlin’deki sosyalist gösterilere yol açan gelişmelerin yankısıdır.
Tüm bunlar, dünyayı önüne katıp götürmeye ve Arthur Balfour gibi bir muhafazakarı ürkütmeye başlayan solcu taşmaya kulak veren ifadelerdir.