Emir Tahiri
İranlı gazeteci-yazar
TT

Ciddi siyasi tartışmaların verimsiz hale getirilmesi

2018 yılında sona yaklaşırken siyasi hayattaki eğilimlere bir bakalım:
İlk eğilim, uluslararası kuruluşlara karşı geleneksel ve ulusal devlet lehine artan küresel hoşnutsuzluktur. Mevcut durumun destekçileri, bu eğilimi halkçılığın yükselişi olarak görüyor ve her ne kadar kapalı anlamlar taşısa da bunun insanlığın ilerleyişine yönelik yoğun bir ivme olduğunu düşünüyor.
Bugün uluslararası arenadaki temel meseleler konusunda geriye giden tek taraf BM değildir. Onun IMF ve Dünya Bankası da dahil olmak üzere pek çok etken kolu da eski ihtişamının gölgesine sığındı. Bu iki kurum, 90’lı yıllarda 80’i aşkın ülkenin ekonomisi üzerinde kredi akışı ve ideolojiyi harmanlayarak oldukça etki sahibiydi. Ancak bugün her şeye rağmen bu kurumların etkinliği, kuru gürültüye ve çatışma alanlarında lakap takılması durumuna düşmüştür. Çok açık ki AB de aynı şekilde belirgin bir gerileme hali yaşıyor. Birleşik Avrupa Ordusu oluşturma ve AB’ye üye ülkeler arasındaki ilişkileri sıkılaştırma konusundaki aşırı iyimser söylemlere rağmen Birlik, çekiciliğini büyük oranda yitirerek birçok meydan okuma ile karşı karşıya kaldı. Bunun en yeni örneklerinden biri İngiltere’nin Brexit adı verilen ayrılma girişimidir. Gelişmeyi ve ilerlemeyi bir tarafa bıraktım; bence AB’yi kurtarmanın tek yolu kendisini ulus devletler forumu olarak yeniden yapılandırması ve bu devletlerin yerini alacak bir yapı olmaya çalışmaktan vazgeçmesidir.
On yılı aşkın bir süre önce Alman filozof Jürgen Habermas ve Papa 16. Benedictus, ulus devletin en azından Avrupa’da ömrünü tamamladığını öne sürdüler. Onlara göre kurtuluş yolu, geleneksel bir inanç değilse de kültürel bir bağ olması nedeniyle Hıristiyan dini inancının yeniden diriltilmesiydi.
Bununla beraber gerilemeye doğru olan bu eğilimin neredeyse tüm Hıristiyan kiliseleri üzerinde bariz bir etkisi oldu. Özellikle de kendilerine siyasi etki vasfını kazandırmaya teşebbüs ettikleri yerlerde ve zamanda...
Benzer bir gerileyiş, Afrika Birliği’nden tutun Amerikan Devletleri Örgütü’ne; Arap Birliği’nden Güney Amerika Ortak Pazarı’na (MERCOSUR) ve Rusya liderliğindeki Avrasya Bloğu’na kadar diğer tüm uluslararası topluluklarda görülebilir. 
Dünyanın dört bir yanındaki neredeyse tüm siyasi partilerin sanal çöküşüne ilişkin belirgin bir başka eğilim de var. Hatta siyasi partilerde bilinen en köklü ve derin geleneklere sahip olmakla bilinen ABD ve Büyük Britanya’da dahi sistem ciddi anlamda sarsılmış durumda.
ABD’de Demokrat Parti, sözde Marksistler ile acılı Liberallerden oluşan bir harmana dönüştü. Hiçbir şey onları mevcut Başkan Donald Trump’a besledikleri ortak nefret kadar birbirine bağlayamaz. ‘Çay Partisi’ olarak adlandırılan oluşumun ardından sallanan Cumhuriyetçi Parti de meşhur “Trumpçı devrime” bakarsak lise seviyesine kadar geriledi.
Büyük Britanya’da ise Brexit, ülkenin iki büyük partisini, yani Muhafazakâr Parti ile İşçi Partisi’ni üç gruba ayırmayı başardı ki bunlar zamanla bağımsız siyasi partiler haline gelebilir. İngiliz yönetimi iki asırdır siyasi kurumların istikrarı esasına ve siyasi elitin kanunun üstünlüğü ve ılımlılık ile kurduğu güçlü bağlar üzerinden tüm meydan okumaların üstesinden gelme yeteneğine dayanıyordu. Gelin görün ki İngiltere’nin bu görkemli yapısı Brexit yüzünden sarsıldı.
Fransa ve İtalya’da ise isyankâr partiler, durumu ülkedeki geleneksel düzlemden uzaklaştırarak iktidar ile çatışmaya girdi. Fransa’da ülkeyi tam 70 yıl yöneten sosyalist ve ‘de Gaulle’ yanlısı partiler şu an isyancı Sarı Yelekler’in baskısı altında sarsılmış olan Emmanuel Macron’un liderliğindeki Yürüyüş Hareketi aracılığıyla kenara itildi.
İtalya’da da aynı şekilde tüm geleneksel partiler hem sağ hem de sol akımdan halkçı toplulukların eliyle siyaset sahnesinden çıkarıldı.
Almanya’da Almanya’ya Alternatif Partisi ulusal politikalarda öncü rolünü üstlenmek adına sağ ve sol akım arasındaki ayrılığın yolunu tıkadı. Hıristiyan-Sosyalist Birlik gibi köklü bölgesel bir parti bile ana üssü Bavyera’da gerilemeye devam ediyor. 
Artık sonuna yaklaştığımız bu yıl içerisinde oldukça yeni partilerden birçoğu Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Hollanda ve İsveç başta gelmek üzere birçok Avrupa ülkesinde iktidara gelmeyi başardı.
Bu bağlamda ilgi çekici olan şey ise şu: Parti, ideolojik iklime karşı ne kadar ilgili olduysa partici politikalardaki gerileyen egemenlik eğilimi ile yüzleşmede o kadar zayıf düştü. Bütün komünist ve ulusalcı partilerin geriye, eski ihtişamlı tarihin gölgesine doğru adım atmalarındaki sebep de budur.
İspanya’da Bask ve Katalonya’yı da içine alan ayrılıkçı partiler, egemen Kastilya çoğunluğu içindeki ulusçu sıçrayış dışında herhangi bir sonuç elde edemedi. 2018 yılında beliren başka bir eğilim daha var ki o da birçok ülke tarafından kabul edilen bir kural olarak, geniş kapsamlı politikalar konusundaki mevcut tartışmanın yerine tek mesele politikalarının ortaya çıkmasıdır.
Brexit bu konunun da en iyi örneklerinden biri konumundadır. AB’den çekilmeye çalışanlar, bu tek çabayı gündeme getirerek güçlendirebilmek için diğer tüm meseleleri görmezden gelmeye tam anlamıyla hazır görünüyor. Biz bunu başına buyruk bir heves olarak nitelemek istemiyoruz.
Siber alandaki muazzam gelişim, tek mesele odaklı politikalara beklenmedik bir destek verdi. Bugün dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan biri, kendisini kişisel olarak ilgilendiren bir konuda veya nesli tükenmekte olan hayvan türlerinden birini koruma projesi için etkin bir oluşuma imza atabilir. Aynı şekilde dış dünyaya kendini tamamen kapatarak ve bu konuya odaklanarak tüm korku ve endişelerinden uzaklaşabilir. Bu noktada hedef, mümkün olduğunca sempati ve yapay tutku ile bir farklılık için savaşmak oluyor. Bu eğilim, geleneksel veya ana akım medyanın teşvik ettiği olayların anlatımında ağız birliği yapma şeklindeki bir başka belirgin eğilimle çakışıyor.
Şimdi içimizden biri, bir televizyon veya radyo kanalı açsın ya da bir gazete veya dergi okusun; şaşkınlıkla görecektir ki hepsi de aynı olay veya mesele hakkında aynı şeyi söylüyor. Bunun sebebi, ekonomik kısıtlamalar nedeniyle saha gazeteciliğinde yaşanan keskin düşüştür. Nitekim ana akım medyanın bazı ajanslar ya da ‘vatanperver’ gazeteciler tarafından sağlanan çok sıkışık bir pusulaya dayanması gerekir. Bu gerçeklerin, sloganlarla ifade edilen bir avuç görüşten başka bir şey olmadığına dair artan inancı desteklemeye hizmet ediyor.
Tüm bunlar ciddi siyasi tartışmanın verimsizleşmesine katkı sağlıyor. Siyasi partilerin, işçi sendikalarının, uluslararası organların, tartışma ve karar almak için saygın bir ortam sağlayan parlamentolar gibi ulusal kurumların zayıflatılması ile toplumları farklı siyasi seçenekler arasındaki ideolojik rekabet ve beyin fırtınası için gerekli olan mekanizma ve alandan mahrum bıraktı.
Bu yöndeki olumsuz haberler, 2018’in çoğulcu politikalar için iyi bir yıl olmadığını gösteriyor. Sevindirici haberler ise 2019 yılının değersiz mezhep merkezli ayıbı ve kusurlu yanlarını ortaya çıkarabileceğini aktarıyor.