Hamad Macid
TT

Ulusal meseleleri aktarmada Arap gazetecilerin yetersiz rolü

İran-Irak savaşından Irak’ın Kuveyt işgaline, Arap devrimlerine, terör dünyasının canlanmasına, sözde DEAŞ devletinin ortaya çıkmasına ve diğer tehlikeli krizlere rağmen bazı Arap gazeteciler, ulusal meseleleri gerektiği gibi hala temsil etmiyor.
Bu krizler, bazı ülkeleri yıkıp geçirirken bazılarını sarstı ve bazılarını da başarısız devletlere dönüştürdü. Maalesef birçok Arap gazeteci, dördüncü otorite olarak bu şiddetli ve tehlikeli krizlerde başarıları pekiştirmek, hataları düzeltmek, süreci ve engelleri doğrultmak için gereken rolü oynamadı. Bunun için bazı Arap gazetecilerin rolü sönük kaldı. Sorunları doğru ve samimi bir şekilde teşhis edip uygun çözümler sunma konusunda tartışma ve analiz yapmayan Arap gazetecinin gözü sorumlunun üzerindeydi. Hükümetin görüşünü temsil eden, açıklayan ve yorumlayan sorumlunun dili ile ülkesinin meselelerine dair değerlendirmelerin doğası ve gazetecinin dili arasında fark var.
Arap dünyasını yıkıp geçiren ve uluslararası kamuoyuna seslenmeye ihtiyaç duyulan kriz ortamında söylemin yerel kamuoyuna yöneltilmesi utanç verici bir durumdur.  Zira genelde yerel kamuoyuna olanları açıklamaya ve ezbere bildiği gerçekleri anlatmaya gerek yok.
Uluslararası medya tartışmaları, hem konuşma hem de düşünce dilini iyi bilenlere ihtiyaç duymaktadır. Çeşitli Batı ülkelerinde düzenlenen birtakım uluslararası toplantılarda Arap medyasında ön sıralarda yer alan gazetecilerin konuşmalarına şahit oldum. Onların bazı konuşmalarının alay konusu olduğunu fark ettim. Çünkü dinleyiciler, gazetecinin amaç ve maksadını anlamadı. Diyalog üslubu, verdiği örnekler, kullandığı vücut dili ve ortaya attığı düşünceler hatta yaptığı espriler farklı bir vadide bulunurken ülkesi dışında hitap ettiği kitle ise başka bir vadide yer alıyordu.
Arap gazetecinin onların konuştukları dili iyi bildiği doğrudur. Fakat o, düşünce dilini iyi bilmiyor. Bundan dolayı o, mesajını ulaştırmada başarısız kalıyor. Sonra birçok Arap gazeteci, hükümetlerin düşmanlığı ile halkla ilişkileri birbirinden ayırt edemiyor. Bunun için o, coğrafyaya, tarihe, geleneklere, dile ve kuruluşlara saldırıp bunları tenkit ediyor. Hatta bazen namus bile bu tartışmalardan kurtulamıyor. İşin sonuçlarını ve akıbetlerini tahmin edemeyen hatta farklı sonuçlara yol açan siyasi arsızlığın yanı sıra bu durum, masum, çaresiz ve güçsüz halkı kışkırtmaktadır. Bu tür rastgele eleştiri ve saldırı, askeri, ekonomik ve medya açısından halkı saldırgan hükümetlerinin etrafında daha fazla çevrelenmeye sevk ediyor.
Uluslararası medya tartışmalarında özellikle de Batı medyasında siyasi liderleri aşırı bir şekilde övmeleri, çeşitli Arap devletlerindeki bazı gazetecilerin düştüğü hatalardan birisidir. Batı kamuoyu için hiçbir şey ifade etmeyen, kültür ve edebiyatı içerisinde yer almayan bu abartı, Batı halkını ilgilendiren meselelerle hiçbir bir ilgisi yoktur. Tepkilerinde, mantıklı itirazlarında, katkılarında ve tartışmalarında ikna edici akil kimselere ihtiyaç duyan ülkenin asıl meselelerine yoğunlaşmak daha önemlidir.