Nebil Amr
Filistinli siyasetçi ve yazar
TT

Kurucular geriliyor

Filistin tarafında kurucu Fetih Hareketi, İsrail tarafında da İşçi Partisi’dir. Gerileme düzeyine odaklanmak için Filistin’de Fetih’in, İsrail’de ise İşçi Partisi’nin siyasi yaşama yönelik yarı mutlak hegemonyası gözden geçirilmelidir.
Üyesi olduğum ve 54’üncü kuruluş yıldönümünün - ki bu kuruluş aynı zamanda Filistin ulusal hareketinin ve çağdaş devrimin başlangıcıdır- kutlandığı Fetih Hareketi’yle başlayalım.
Fetih Hareketi, karşı konulmayan ve rekabet edilmeyen Filistin nüfuzuna sahip, büyük bir konumdayken yaşıtlarım gibi Fetih’in altın çağını yaşadım. Bu durum, göz ardı ve ihlal edilmenin imkânsız olduğu bölgesel bir nüfuz meydana getirdi. Uluslararası düzlemde ise Fetih, Ortadoğu’nun temel anahtarlarından biri konumundaydı. Avrupa’nın ve ABD’nin Fetih’e yönelik uyarılarına rağmen de facto hareket, açık ve resmi teamülleri etkileme noktasında aktif ve hatta daha güçlü bir rol oynuyordu.  
Fetih, devlet gibiydi ve bazen birçok sahada, özellikle de Ürdün ve Lübnan’da daha güçlüydü. Fetih, bu sahalardan çıkartılsa bile nüfuzunu ve gücünü kaybetmemesi sıra dışı bir durumdu. Fetih Hareketi, coğrafyadan ve topraktan daha önemli bir sahada nüfuzunu sürdürmeye ve geliştirmeye itimat etmesi bu sıra dışı durumun parolasıdır. Bu en önemli saha, Fetih Hareketi’ne akciğer, yaşam kaynakları ve devamlılık sağlayan halk sahasıdır. Bu faktörler, Fetih Hareketi’ni zayıflık ve güçsüzlük unsurlarına karşı daha güçlü bir hale getirdi. Burada çeşitli ayrılıklara rağmen Fetih’in zayıflayarak gerilemediğini söylenebilir. En önemli ve en tehlikeli bölünme, 1983 yılında meydana gelendir. Zira 1983 yılındaki bölünmeyi iki Arap devleti doğrudan destekledi. Bu iki Arap devleti, bölünme yanlılarını finanse eden Libya ve esas saha olan Suriye’ydi.
Ancak çevresiyle iyi ilişki kuran ve aynı şekilde uluslararası dönüşümleri iyi analiz eden bilgili ve liyakatli yönetim olmasaydı halk sahası kayıp coğrafyanın alternatifi olarak başarılı olamazdı. Fetih’in kalkıştığı cesur siyasi girişimleri analiz ederek bunu görebiliriz. Bireysel hareket ve taviz suçunu kaldıran cephesel çerçevede kendini ve eğilimlerini korumasının ardından bu girişimlerin bazısı yasak olarak nitelendiriliyordu. Cephesel çerçevenin en güçlü ve en meşru başlığı ise ulusal meclisti.
Kısacası bu, Fetih’in altın çağıydı. O dönemle şu anı karşılaştırabiliriz.
Fetih Hareketi, Yaser Arafat’ın İzak Rabin’le el sıkışmasının hemen ardından çizgisini keskinleştirerek siyasi çözümün ve düşmanla doğrudan müzakerelerin merkezde yer aldığını duyurdu. Hatta Fetih, diğer askeri faaliyetlerin bile bu çözümün ekseninde yer aldığını dile getirdi.  
Yönetimi inşa etmekle uğraşan Fetih, girdiği tecrübenin beka ve gelişme faktörlerinden ziyade fani faktörlerle kuşatıldığına dikkat etmedi. Nitekim Fetih, sahip olduğu imtiyazların cazibesine karşı koyması gerekiyordu.
Meşhur korumacı İzak Rabin ve Şimon Peres ikilisinin yönettiği İsrail, Oslo formatına göre oy çoğunluğuyla barışı kabul etti. Barış maceracılarının rakipleri için iki oy mevcut olduğu zaman yapının tamamının yıkılması gerekiyordu. Zaten bu da oldu.
Yine Fetih, tarihi ve esas sahası olan Filistin’de meydana gelen gelişmelere yeterince dikkat etmedi. Yeni rakip siyasal İslam, tüm zafer unsurlarına sahip oldu. Buna önlem almayan Fetih, kendisini şu ana kadar içinden çıkamadığı bir girdabın içinde buldu. Her iki taraftan barış macerasına katılanlar seçimlerde başarısız olurken barışa karşı çıkanlar ise seçimlerde başarılı oldu.  
İsrail’de kazanan, karar masasının başında oturuyor. Filistin’de Hamas, Fetih’in mutlak hâkimiyetinden ve rakipsiz yönetiminden dolayı iktidara gelemedi. Fakat tehlikeli bir şey oldu… İktidarın ve vatanın bir kısmı, Hamas’ın yararına olacak şekilde bölündü. Aslında ölümcül bir çıkmaza dönüştü. Geriye kalan kısım ise iki kıskacın arasına sıkıştı. Aşırı sağ yönetim altında İsrail, Fetih yönetimine tüm baskıları uyguluyor. Fetih’in özgür ve dürüst olarak ifade ettiği, seçimleri kazanan güçlü rakip Hamas’tan hiçbir şey kaçmıyor. Hamas, Fetih’i zayıflatmaya ve aciz ya da ortak konumda göstermeye çalışıyor.
Şu anki fotoğraf bu. Olayların hacminin farkına varmak için Fetih’in yaşadığı, geniş ve derin nüfuzunu inşa ettiği altın çağla şu anki çağ arasındaki mesafeyi ölçmek gerekiyor.
Devlet kurmak, çekirdek kurumları inşa etmek, bu kurumları sağlam şekilde yönetmek de dâhil olmak üzere İsrail tecrübesinin kurucusu konumundaki oluşum ise İşçi Partisi’ydi. Niçin sorusuna cevap vermenin mümkün olmadığı bu tür bir yazıda -ki bu tarz soruya araştırma ve inceleme yazılarında cevap verilebilir- altın dönemle şu anki dönemi karşılaştırmak yeterlidir. Altın dönemde İşçi Partisi, İbrani Devleti’nin ticari ve stratejik markasıydı. İşçi Partisi’nin liderleri, devlet, ordu ve kurumların yönetimini kendi ellerinde bulunduruyordu.
Tarihi ve kurucu partinin akıbeti hakkında anketlerde geçen rakamı aktarmaktan daha fazlasına ihtiyacımız olmayacak. İşçi Partisi’nin yönetimdeki payı yüzde 10’u geçmeyecek. Öyleyse kurucuların, yeterli cesaret ve objektiflikle uzun sürecin büyük bir bölümünü yeniden gözden geçirmeleri ve yanlışlara odaklanmaları gerekiyor. Eğer taraflar gerileme gerçeğini itiraf etmezlerse boşluğu sözle doldurmaya devam edecekler. Böbürlenmeyi sürdürmeleri halinde ise parmak ucu kadar ilerleme kaydedemeyecekler.