ABD, Suriye krizinin başından bu yana belirsizliklerin ve hayal kırıklıklarının egemen olduğu kararsız ve karışık bir politika izledi. Bu nedenden dolayı büyük tepkilere yol açan Başkan Donald Trump’ın Amerikan birliklerini Suriye’den çekeceğine dair sürpriz açıklaması tuhaf değildi. Çekilmeyi gerçekleştirmek için durumu kontrol altına almaya, müttefiklere güven vermeye ve strateji değil de bir yol haritası çizmeye yönelik çözüm girişimlerine paralel olarak söz konusu açıklamanın yankıları halen devam ediyor.
Kısacası Washington, Trump’ın Twitter hesabı üzerinden yaptığı açıklamasından bu yana bir çıkış yolu arıyor. Washinton, Başkanı zor durumda bırakmayacak ve kışkırtmayacak bir format bulmaya ve aynı zamanda müttefikleri rahatlatmaya çalışıyor. Çünkü Suriye’den çekilmenin nüfuzunu yeniden elde etmemesi için DEAŞ’a yönelik savaşın devam etmesini garantileyen, ABD’nin yanında savaşan Kürtlere güven veren ve İran’a karşı Koalisyon güçlerini birbirine kenetleyerek sağlamlaştıran önemli düzenlemelere göre gerçekleşmesi gerekiyor. Bundan dolayı Washington, müttefiklerini rahatlatmak ve Suriye Kürtleri konusunda Türkiye’yle bir anlaşmaya ulaşmak için Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’yu ve Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’ı bölgeye gönderdi.
Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, bölgeye yönelik gezisinin başında Suriye’den çekilmeye dair belirsiz açıklamalar yaptı. Savaşın devam ettiğini söyleyerek DEAŞ ve İran İslam devriminin, bölgenin karşı karşıya kaldığı en önemli zorluklar olduğunu belirten Pompeo, Amerikan birliklerini Suriye’den çekme konusunda net bir açıklama yapmadı. Aksine birçok kargaşaya yol açan sürpriz kararı destekler gibi göründü. Pompeo, söz konusu zorluklarla başa çıkmak ve İran’a karşı Koalisyon güçlerini sağlamlaştırmak için Başkan Trump’ın Suriye’den çekilme kararının ABD’nin nüfuzunu etkilemeyeceğine işaret etti.
Bolton ise, İsrail’de yaptığı açıklamalarının ardından Türkiye’de öfkeyle karşılandı. Bolton, Suriye’den çekilmeyi Ankara’nın Kürt meselesine karşı kırmızı çizgileri kapsamında kabul edilemez şartlar olarak belirttiği konuya bağladı. Nitekim Bolton, Suriye’den çekilmeyi 3 şarta bağlamıştı:
Suriye’nin kuzeydoğusundan çekilme işlemi, DEAŞ’ın yeni bir tehdit oluşturmasını engelleyecek şekilde olmalı. İsrail’in ve bölgedeki dostların korunması tam olarak garanti altına alınmalı. DEAŞ’a ve diğer terör örgütlerine karşı ABD’nin yanında savaşanlara önem verilmeli.
Bolton, “ABD’nin yanında savaşanlar” ifadesiyle Suriye Kürtlerine, yani ana omurgasını YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) işaret ediyordu.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bolton’la görüşmeyi reddetti. Erdoğan, “Bolton, çok büyük bir yanlış yapmıştır” diyerek kendisini sert bir şekilde eleştirdi. Aslında Erdoğan’ın Bolton’ın Kürtler ve Kürtlerin kontrol ettiği bölgelerle ilgili şartı dışında Washington’ın taleplerine yönelik herhangi bir sorunu yok. Önceki gün partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada “Bu konuda taviz vermemiz asla mümkün değil” diyerek meseleye odaklanan Erdoğan, Bolton’ın “Washington, Ankara’dan Kürtlere ya da Kürlerin kontrol ettiği bölgelere ABD’nin onayıyla operasyon düzenlemesini istiyor” açıklamasına karşı çıktı.
Türkiye’nin tepkisi beklenen türdendi. Washington’ın buna şaşırdığını düşünmüyorum. Türkiye’nin açıkladığı ve sahada uyguladığı politika, terörist olarak ifade ettiği tarafları takip etmeye yöneliktir. Türkiye, terörist olarak PKK, SDG ve özellikle de PKK’yla bağlantılı olduğunu söylediği YPG’yi kastetmektedir. Ayrıca Ankara, Suriye’nin kuzeyinde herhangi bir Kürt özerk yönetimi kurulmasını engellemeye çalışıyor. Özerk yönetimi kendi milli güvenliğine yönelik tehdit olarak görüyor. Çünkü Suriye’nin kuzeyinde kurulacak bir Kürt özerk yönetimi, Irak ve Suriye’deki kardeşlerinin gerçekleştirdikleri başarılara bakan Türkiye’deki Kürtlerin emellerini pekiştirecek.
Eğer Washington, bunların hepsini biliyorsa Erdoğan hükümetini kışkırtan ve Ankara ziyaretini zora sokan Bolton bu açıklamalarıyla ne bekliyor ya da ne umuyor?
Pentagon, Dışişleri Bakanlığı ve Kongre’deki Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham gibi –ki Amerikan birliklerini Suriye’den çekme kararının büyük bir hata olduğunu söyledi- nüfuz sahibi kimseler tarafından iç baskılara maruz kalan Trump yönetimi, DEAŞ’a karşı ABD’nin yanında savaşan Kürtler de dâhil olmak üzere müttefiklerinden vazgeçmeye karar vermediğini söylemeye çalışıyor.
Fakat Türkiye’nin tutumundan, Suriye’deki kozlarının az olmasından ve Amerikan birliklerini Suriye’den çekme kararından dolayı Trump yönetiminin seçenekleri oldukça sınırlı. Trump yönetimi, askeri açıdan Kürtleri desteklemeye devam edebilir. Fakat bu durum, Türkiye’nin askeri müdahalesini artırmasına yol açmaktan başka bir şeye yol açmayacak. Ayrıca Washington, Suriye meselesinde Rusya, Türkiye ve İran arasında iş birliğinin olduğu bir vakitte Kürtleri korumak için Moskova’yla koordinasyona geçmeye çalışabilir. Son olarak Washington, Suriye krizini bitirmek için müzakere sürecine yönelmeye ve Ankara’yı kışkırtmamak için kendilerine sınırlı özerk yönetim verilecek şekilde Kürtlerin durumunu ayarlamaya çalışabilir.
Washington’ın Suriye’den çekilme kararının sonuçlarını çevrelemeye yönelik girişimlerine bakılmaksızın ortada kesin olan iki durum söz konusu: Esed rejimi, yönetimde kalıcı ve Rusya, bugünün Suriye’sinde üstünlüğe sahip. Rusya’nın 2015 yılındaki askeri müdahalesi, askeri ve siyasi dengeleri altüst eden önemli bir faktördü. Rus müdahalesi, Esed ve müttefiklerine savaşta üstünlük sağladı. Bu da geçmişteki beklentilerin aksine rejimin kalıcı olmasına zemin hazırladı. Rusya, diplomatik düzlemde bile Cenevre toplantılarına ve anlaşmalarına paralel bir çizgi izleyerek Esed rejiminin kalıcı olmasını garantileyen yeni bir olgu meydana getirdi. Şu an Rusya, Sudan rejiminde olduğu gibi bazı devletleri Şam’la yeniden diplomatik ilişkiler kurmaya teşvik ederek Esed rejimini yalnızlıktan kurtarmaya çalışıyor. Moskova, başkent Şam’a gitmesi için Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir’i ikna etti ve kendisine bir uçak ayarladı. Böylece Beşir, Suriye’de savaşın başlamasından bu yana Esed’i ziyaret eden ilk Arap lider oldu.
Trump’ın tweeti, ABD’nin Suriye politikasındaki başarısızlığını yeniden ortaya çıkarttı. Fakat bu tweet, Trump’ın kastetmediği bir şekilde Suriye krizini bitirmek için müzakere girişimlerine odaklanılmasını sağlayabilir. Mevcut ABD yönetimi, bölgedeki politikalarında İran dosyasına öncelik vererek diğer meselelerin öncelikli olmadığını düşünüyor.
TT
ABD’nin belirsiz Suriye politikası
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة