İngiltere Parlamentosu’nun Salı akşamki görüntüsü, Shakespeare’nin Hamlet, Julius Sezar ve Machbet oyunlarından sahnelerin bir karışımı gibiydi. Kanlı manevraları ve savaşlarıyla siyaset sahnesinde ve kulislerinde ağır bir drama sahneleniyordu.
Milletvekilleri, Başbakan Theresa May’e büyük bir darbe vururak, ezici bir çoğunlukla (202’ye karşı 432 oy) AB’den çıkma planı ‘Brexit’e karşı oy kullandılar. Bu yenilgi, haftalardır bekleniyordu. Ama gerçekleştiğinde yorumcuları ve analistleri çok şaşırttı. Çünkü karşı oy kullananların sayısı tüm beklentilerin üstesindeydi. Pek çok kişi bu yenilgiyi, May’in AB’den çıkma müzakarelerinin yönetiminde ve bu meseleyi ele alırken takip ettiği strateji ve taktiklerde başarısız olduğunun açık bir kanıt olarak değerlendirdi. İngiltere, AB’den ayrılma tarihine sadece 70 gün kalmışken zor bir durumda kaldı.
Peki bu oylamadan sonra ne olacak? Bu noktadan itibaren Brexit meselesi hangi yönde ilerleyebilir?
Doğrusu hiç kimsenin ne Başbakanın ne de aleyhte ya da lehte oy veren milletvekillerinin ya da Brexit meselesini takip eden analistler ordusunun buna verecek kesin bir cevabı bulunmamaktadır. Öyle ki bugün durum, İngiltere Parlamentosu’nun 22 ay önce AB üyeliğinden ayrılma mekanizmalarını başlatma ve Lizbon anlaşmasının 50. maddesini etkinleştirilmesini oyladığı ve İngiltere hükümetinin 44 yıldır devam eden üyeliğinin ardından Brüksel’deki büyükelçisi aracılığıyla AB ülkelerine ayrılma kararını bildirdiği zamandan çok daha belirsizdir. Boşanmanın fiilen gerçekleşip gerçekleşmeyeceği ya da İngiltere’nin kararında tam bir dönüşüm yaşanıp yaşanmayacağı şimdiye kadar bilinmemektedir.
Siyasi güçler ve analistlerin büyük bir çoğunluğu, ülke için ciddi sonuçlara yol açma olasılığından dolayı İngiltere’nin önümüzdeki 29 Mart’ta hiçbir anlaşma olmadan AB üyeliğinden ayrılmasına yönelik korkunç senaryodan uzak durulması gerektiğine yönelik neredeyse görüş birliğine varmış durumdadır. Pek çok ekonomi uzmanı ve iş adamı, anlaşma olmadan AB’den ayrılmanın etkilerinin İngiltere ekonomisi ve konumu için felaket olacağı, zor bir durgunluk dönemine girilmesine hatta belki de gıda ve ilaç arzında sıkıntılara neden olabileceği uyarısında bulundu. Buna ek olarak İngiliz sterlininin düşmesine, ekonomik büyümenin ve Londra’nın Avrupa’nın ekonomik başkenti olarak konumunun gerilemesine yol açabileceğine dikkat çektiler. İngiltere hükümetinin kendisi de İngiltere’nin AB’den düzensiz ve anlaşmasız bir şekilde ayrılması durumunda İngiltere’nin milli hasılasında 150 milyar İngiliz sterlinine yakın bir kayıp yaşanacağını öngörmektedir. Aynı şekilde IMF’de İngiltere’nin AB’den anlaşmasız bir şekilde ayrılmasının anlaşmalı bir şekilde ayrılmasına oranla GSHM’sinde yüzde 8’lik bir kayba yol açağı uyarısında bulundu.
AB’den anlaşmasız bir şekilde ayrılma olasılığını ihitmal dışı olarak görmek, ne pahasına olursa olsun AB içerisinde kalmaya karşı çıkan,’korkutma projesi’ olarak adlandırdıkları ekonomi uzmanlarının tüm uyarılarını reddeden Muhafazakar Parti içerisindeki aşırıcı kanatla savaşmak anlamına gelmektedir. Aslında tüm bu süreç boyunca bu kanat; hükümetin düşmesini engellemek için kendisini memnun etmeye ve uzlaşmaya çalışan Theresa May hükmetini rehin almıştı. Aynı şekilde eski Başbakan David Cameron’un AB’de kalma ya da çekilmek için halk oylaması yapılması çağrısında bulunmaya iten de yine bu kanada karşı verilen savaştır. Cameron bu şekilde Muhafazakar Parti içerisindeki bu sesleri susturmaya ve parti içinde var olan tartışmayı sona erdirmeyi umuyordu. Ama sonuç birçokları gibi kendisini de şaşırttı ve İngiltere’nin şu an var olan ikilemin içerisine düşmesine yol açtı.
Peki diğer seçenekler nelerdir?
Therasa May, parlamento karşısında aldığı yenilginin ardından yeni yol haritasını belirlemek için milletvekillerinin faydalı olabilecek önerilerini dinleyeceğini açıkladı. Bunu daha önce ciddi bir şekilde yapmış olsaydı parlamento, halka naklen yayın yapan televizyon kameralarının önünde önerilerini alaycı kahkahalarla karşılamayacaktı. May, ayrıca AB’den tavizler elde etmeye çalışacağını da açıkladı. Ki bu çok zor görünüyor. Çünkü parlamento tarafından reddedilen anlaşma mevcut metniyle diğer üyeler (27 ülke) tarafından kabul edildi. Dolayısıyla bu aşamada mevcut anlaşma metnini değiştirmeyi talep etmek, tüm bu ülkelerin hükümetlerine ve parlamentolarına tekrar başvurulmasını gerektirmektedir. Kaldı ki AB ülkeleri, müzakareler kapısını tekrar açmakta hiçbir yarar görmemektedir. Bilakis İngiltere’nin bu çırpınışlarının, AB’den ayrılmak isteyenlere durumun düşündükleri kadar kolay olmayacağı, siyasi ve ekonomik olarak maliyetinin büyük olacağına dair verilecek iyi bir mesaj olduğunu düşünüyor bile olabilirler.
Bu durum karşısında Theresa May, gelecek Pazartesi günü parlamentoya yeni öneriler ile döneceğini açıkladı. Ancak May, yine de milletvekillerini anlaşmasını desteklemeye ikna edecek bir öneri sunamayabilir. Bu durumda AB ile ulaşmış olduğu anlaşma da pratik olarak ölmüş sayılacaktır. May, istifa etmeyi düşünüyor gibi görünmediğine –en azından şu ana kadar- ve partisi de kaybedebileceği için genel seçimlere gidilmesi çağrısında bulunmak istemediğine göre geriye pratik olarak birbirinden zor 2 seçenek kalmaktadır.
Birincisi; May’in yumuşak Brexit tercihine yönelmesidir. Yani Demokratik Birlik Partisi’nin desteği olmadan muhalefetteki İşçi Partisi, Liberal Demokratlar ve İskoç Ulusal Parti’sini memnun edecek bir formüle ulaşarak bu partilerin desteğini almak. Bu da, İngiltere’nin ya serbest dolaşım ve ticaret hakkı karşısında AB ile serbest ticari ilişkilerini koruyan Norveç modeline benzer bir formülü uygulamasını ya da Avrupa Gümrük Birliği’nde kalması anlamına gelmektedir. Diğer yandan bu formülü kabul etmesi halinde May, göç meselesinde belirlemiş olduğu kırmızı çizgilerden birinden geri adım atmış sayılacak ve Brexit yanlılarının sert muhalefeti ile karşı karşıya kalacaktır. Hatta eğer İngiltere AB’ye karşı bazı ya da tüm yükümlülüklerini yerine getirmeye devam edecekse, AB üyeliğinden ayrılmasının, toplantılara, oylamalara katılma ve Avrupa kararlarında etkili olma hakkını kaybetmesinin ne anlamı olduğu tartışmasını başlatacak olan AB’den ayrılma karşıtlarının büyük bir bölümünün de tepkisini çekecektir.
İkinci seçenek; May hükümetinin ya da parlamento üyelerinin büyük bir çoğunluğunun kararı seçmenlere bırakma ve halkın hiçbir değişiklik olmadan AB’de kalmak ya da Norveç ile Kanada benzeri yumuşak bir formül ile ayrılma ya da sert bir şekilde ayrılma arasında karar vermesi için yeni bir referandum düzenlemeyi kabul etmesidir. Her ne kadar bazıları sert bir şekilde ayrılma seçeneğinin hiçbir faydası ya da yararı olmayacağı için oylamada yer almasına karşı çıksa da bu görüş içerisinde bazı olumsuzluklar taşımaktadır. Çünkü bu seçeneğin oylamaya sunulmaması Brexit taraftarlarına; tartışmayı sürdürme ve bakış açılarını seçmene sunmada önlerine engeller çıkarıldığını iddia ederek bazı kesimleri kendilerine çekme imkanı verebilir.
Bu iki seçenek AB’den 50. maddenin aktifleştirilme süresini uzatmasını talep etmeyi gerektirecektir. Bunun çok da zor olduğunu düşünmüyorum. Bu, İngiltere’ye AB’den çıkması için verilen tarihi yani 29 Mart’ı aşma imkanı verecektir. Borsalar beklentilerini İngiltere’nin yumuşak Brexit ya da anlaşmasız bir şekilde AB’den ayrılma yolunda ilerlediği şeklinde belirlemeye başladı. Bu nedenle May’in anlaşmasının yenilgiye uğramasından sonra İngiliz sterlinin değeri yükseldi ve Londra borsaları dün güne biraz yükselişle başladı. Ama yine de Brexit meselesinde Shakespeare tarzı trajediler devam ettiği sürece ve tartışmalar tüm şiddetiyle sürdükçe bu yükseliş çok uzun sürmeyebilir.
TT
Shakespeare trajedilerine dönüşen Brexit
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة