İyad Ebu Şakra
Siyasi analist, tarih araştırmacısı
TT

​Hangi gelecek… Hangi hükümetler... Hangi dünya?

Son birkaç gün Ortadoğu gözlemcilerinin dikkati, bölge ve halkları için çeşitli sonuçlar doğurabilecek iki konferansa odaklandı. ABD tarafından düzenlenen ancak Polonya'nın ev sahipliğini yaptığı Varşova Konferansı ve Rusya'nın Soçi kentinde düzenlenen Türkiye-Rusya-İran Üçlü Zirvesi…
60'tan fazla ülkenin katıldığı ilk konferansta katılımcıların hedefi artan İran tehdidini tartışmaktı. İkinci konferansın hedefi ise, Washington’un bölgesel sorunları ele alma konusundaki eksikliklerden yararlanmak, Rusya’yı, İranlıları ve Türkleri etkileyen durumsal hesaplamaları ve stratejik kaygıları ortaya koymaktı. Sağlam bir temele dayanmayan "taktik ittifakı" şeklinde ilerlemeyi hedefliyorlar.
Bu iki konferans bütün dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. Ancak bu arada Dubai üçüncü bir konferansa yani Dünya Hükümetler Zirvesi’ne ev sahipliği yaptı. Siyaset, ekonomi, bilim ve medya dünyasından yüzlerce kişinin katılımıyla gerçekleştirilen zirvede, yapay zekâ çağında hükümetlerin gelecekteki rolü tartışıldı.
Devlet ve hükümet başkanları, çeşitli alanlarda uluslararası kuruluşların liderleri, akademisyenler ve araştırmacılar, üç gün süren oturumlarda, konferanslarda ve seminerlerde konuşmalar yaptı. Katılımın büyük, oturum sayısının ise çok olması nedeniyle, hepsine iştirak etmek mümkün değildi, ancak katılımcılar ve davetlilerin öncelikleri temel alınarak seçimler yapma fırsati verildi.
Oturumların birinde dikkatimi çeken konulardan biri, başta ABD olmak üzere birçok gelişmiş ülkede kamu sektörü (yani hükümet sektörü) yatırımlarının büyüklüğü pahasına araştırma ve geliştirmede özel sektör yatırımlarındaki devasa büyümenin detaylı işlenmesiydi. “Amazon” gibi dev bir şirket bugün, sunulan verilere göre, büyük ülkelerin yatırımlarından daha fazla yatırım yapıyor.
Başka bir oturumun konusu ise, medyadaki yapay zekânın rolü idi. Gelecekte nasıl bir rol oynayacak ve öngörülebilir bir gelecekte fikir veya karar vericilerin rolünü ortadan kaldıracak mı? Bazı umut verici konferanslar harika tedaviler ve çözümler sunarken, bazıları da insan doğasının endişe edeceği, bilinmeyenlere kapı aralayan, insanı dikkatli olmaya sevk eden ilginç konular ortaya koydu.
Şu türden sorulara cevap aradılar. Yapay zekânın hegemonyasına mı girdik? Bırakın hükümetleri insanın kendi rolünün sonuna mı geldik? Birçoğunun işaret ettiği gibi gizlilik sonsuza dek bitti mi? Yakında yapay zekâ tekniklerini kontrol eden başkalarının bizim adımıza düşündüğü bir aşamaya mı geçeceğiz? Ama düşünenlerin bizler olduğumuza ikna edecekler mi? bizim tarafımızdan yayınlanan fikirler ve konumlar aslında başkalarına mı ait olacak? “Bizim için tasarlanan” eğilimlerimiz ve arzularımız, zayıf ve güçlü yönlerimiz dikkate alınarak elde edilen bilgi ve eğilimler, bize hissettirilmeden yine bize mi empoze edilecek?!
Bu sorular, insanı düşünmeye, araştırmaya teşvik eden bu harika “zirveden” çıkarımlarımın sadece bir kısmı.
Londra'ya yeni dönmüştüm ki sevgili bir dostum, Jonathan Taber'la birlikte “Kapitalizm Efsanesi” kitabını yazmış olan Denise Herne'ye ait sesli bir mesaj aldım. Kasette Herne, rekabetin azalması, şirket sahipliğinin belirli ellerde toplanması ve büyüyen tekelleşme nedeniyle ABD'de "kapitalizmin çöküşü" hakkında konuşuyor. Başka bir deyişle, kapitalizm kendisinin kurbanı oldu. Kontrolsüz ve sınırsız kazanç ve spekülasyon özgürlüğü, ABD kapitalizmi için varoluşsal bir tehdit haline geldi. Herne’ye göre, sağdaki Donald Trump ve soldaki Bernie Sanders'in başarısı, kamuoyunun bu gidişatla ilgili endişesini yansıtmaktadır.
Herne, Amerikalıların yüzde 71'inin ülkelerinin ekonomik sisteminin hatalı ve haksız olduğuna inandığını söylüyor. ABD'nin, rekabetin olduğu serbest pazar alanından, ekonominin hayati sektörleri üzerinde tekel kurmuş bir kaç dev şirketin hâkim olduğu dar bir alana geçtiğini de sözlerine ekledi. Örnek olarak, sadece iki şirketin ABD içki/bira üretiminin yüzde 90'ına hâkim olmasını, 4 havayolu şirketinin tüm hava trafiğini kontrol etmesini, ülke bankalarının varlığının yarısından fazlasına 5 bankanın sahip olmasını, Google’ın internetteki arama trafiğinin yüzde 90’ını, Facebook'un sosyal ağ sitelerinin yüzde 70'inden fazlasını elinde bulundurmasını veriyor. Tüm bunlar, rekabetin veya rekabetçiliğin -ki kapitalizmin temelidir- ABD'de yalnızca belirtilen alanlarda değil, tüm alanlarda öldüğünü ortaya koyan verilerdir.
Az sayıda dev firma her dilediğini yapabiliyor, küçük rakiplerini satın alabiliyor ve Rekabet Kurumu buna müdahale edemiyor. Endüstriyel ve ticari yoğunlaşma ve tekelleşme ekonomik krizleri tetiklemekte ve kapitalizmin sahip olduğu tüm erdem ve faydaları yok etmektedir. Aslında, bu gerçekler üzerinde uzun zamandır kafa yoruyordum ve bu durumu yirmi yıldır karşı konulamaz bir güç haline gelen ve büyük kapitalistlerin tereddütsüz kabullendiği küreselleşme fenomenine bağladım.
“Ulus devletin” küreselleşme rüzgarına karşı son dayanağımız haline geldiğini bir televizyon röportajı sırasında söyleyen İngiliz işadamı James Goldsmith'in sözlerini hatırlıyorum. Kısa bir süre sonra Avrupa'da küreselleşme karşıtı ulusal bir "muhalefet" fenomeni ortaya çıktı. AB fikrine karşı koymayı, İngiltere'nin AB’den ayrılmasını (Brexit), göçmen karşıtı ırkçı ulusalcı sağın yükselişini bu bağlamda zikredebiliriz.
ABD, Brezilya ve Avustralya gibi göçmenler tarafından inşa edilen ülkeler bile bu akıma ayak uydurdular. Göç karşıtı bir pozisyon alındı, bilindiği üzere ABD, Meksika sınırına duvar örmeye koyuldu.
Arap dünyamızda geçmişin kuruntularında hala yaşayanlar için söylüyorum, işte çevrenizdeki dünya bu. Krizler yaşayan bir dünya… Kendinden, çıkarlarından ve geleceğinden endişe eden bir dünya… Düşmanlığı da dostluğu gibi geçici çıkarlar üzerine bina edilmiş…
İkna olmayanlar Moskova’ya baksın, artık sosyalist değil. ABD artık bir “göçmen ülkesi” ya da kapitalist rekabette bir model değildir. İran ve Türkiye, İslami sloganlar atıyor, ancak emperyal projeler peşindeler. On yıllardır dünyayı, kurak “Arap çölünde” “demokrasi vahası” olduğuna ikna eden İsrail, oy sandıkları yerine generallerin silahlarını ve yerleşimcilerin kazmalarını öne çıkarmaya başladı.