Seyyid Ahmed Gazali
Cezayir eski Başbakanı
TT

İranlıları 40 yıl boyunca zorbalıkla yöneten rejim

İran'da Şah rejiminin devrilmesinin 40'ıncı yıl dönümündeyiz. 40 yıl önce İran'a daha zalim ve acımasız ikinci bir imparatorluk musallat olmuştu. Her iki rejimle de çeşitli bakanlık birimlerinin başında olmam nedeniyle mesaim olmuştur. Devrimden sonra iddia edilen İslami devrim ve onun uygulamaları hakkındaki gerçeği keşfettim ve 17 yıl önce İran direnişini tanıma ayrıcalığına sahip oldum.
Bu yüzden alanın Ortadoğu Jeostratejisi hakkında bana öğrettiklerini başta Arap kamuoyu olmak üzere tüm dünya ile paylaşmanın görevim olduğunu, İran sorununun yalnızca İran halkını değil, Arap ve İslam dünyasındaki tüm halkları da doğrudan ilgilendirdiğini anladım. Bu teokratik diktatörlük, Irak'ta, Suriye'de ve Yemen'de gördüğümüz gibi yalnızca Ortadoğu'da değil tüm Müslüman Arap bölgesinde de güvenlik ve istikrarı etkiliyor. ‘İslam Devrimi'nin yaygın hale getirilmesi’ kavramının Velayet-i Fakih anayasasında kararlaştırıldığını ve planlandığını unutmamalıyız.
Bir şekilde üç tür İran'la temas halindeydim:
İran geçmişte “büyük İran medeniyetiydi.” Şu anki ise dört Arap başkentini kılıç ve ateş ile kontrol etmeye çalışan, 40 yıldır insanların muzdarip olduğu ve düşmek üzere olan bir İran’dır.
Gelecekteki İran' direniş ve halk İran’ıdır. Bu da oluşum sürecindedir.
Şah döneminde, Cezayir ile İran arasındaki politik ilişkiler son derece sınırlıydı. 1969'da Cezayir’in OPEC’e girmesinden sonra enerji alanında koordinasyon başlamış oldu. Ulusal şirket Sonatrach’in başkanı olarak 1968’de İran’ı, İran petrol şirketi başkanı Manouchehr İkbal'İn konuğu olarak ziyaret ettim. Ziyaretimiz sırasında İran halkının politik durumdan memnun olmadığını hissettim. Heyette bulunan bazı arkadaşlar da aynı izlenimi edinmişlerdi.
İkbal, Tahran temaslarımıza cevaben 1969'da Cezayir'i ziyaret etti ve her iki ülke arasındaki ilişkiler bakanlık düzeyinde de olsa güçlenmiş oldu. Şah'ı ilk kez 1975'in mart ayında Cezayir'de düzenlenen olağanüstü OPEC zirvesinde gördüm. Zira ben de Cezayir heyetini temsilen katılmıştım. Heyet başkanlarının katıldığı özel bir toplantıda her bir heyetin başkanı ülkesinin durumu anlattı. Şah İran’dan ve yönetiminin tüm alanlardaki başarılarından bahsetti ve “İran’ın1980 yılında endüstriyel ve askeri alanda dünyada dördüncü ya da üçüncü bir güç haline geleceğini” söyledi. Ben ve katılımcılar kelimesi kelimesine bunları duymuştuk. Hükümdarların Yüce Allah’ın iradesini ve dilemesini nasıl unutabildiklerini orada daha iyi fark ettim.
Mevcut Tahran rejimi, Şah'ın dün hayalini kurduğu şeyleri hayal ediyor! Bütün zorbaların davranış biçimleri aynıdır. Dolayısıyla, zorbalık, infaz ve işkence ile ülkeyi yöneten herhangi bir diktatörlük rejimi sadece kendini kandırır.
Bu konferans münasebetiyle Bumedyen’in arabuluculuğuyla İran ve Irak arasında bir anlaşma imzalandı. “Cezayir Anlaşması” ile aralarındaki anlaşmazlıklar çözülmüş oldu.
Aynı yıl Carlos ve ekibi, İran’lı bakan Cemşid Amuzegar ve Suudi Zeki Yamani de dâhil olmak üzere katılımcı bakanlara Viyana'daki bir petrol toplantısı sırasında saldırı düzenledi. Ancak Cezayir’in serinkanlı arabuluculuğu sayesinde serbest bırakıldılar. İran'daki halk devrimi olaylarından, Şah rejiminin çöküşü ve yeni rejimin ortaya çıkmasından sonra devrimi övmeye başladık. İran devriminin Müslümanlara, üçüncü dünya ülkelerine ve tarafsız ülkelere destek olabileceğini zannettik.
 Cezayir, bu duruma dayanarak devrim sonrası İran'a birçok hizmet sağladı. 1979 sonbaharında rehin alınan "Amerikalı Diplomatlar Hikâyesi"nde ABD ile İran arasında arabuluculuk yaptı. İran rejimi, içine düştüğü bu büyük çıkmazdan kurtulabilmeyi başardı. İran’ın çıkarlarını ABD karşısında koruduğumuzu göstermek için benzer bir dayanışma ruhu sergiledik.
Cezayir, İran-Irak savaşının patlak vermesinden sonra tarafsız bir pozisyon almayı tercih etti. İran ve Irak'la doğrudan temas kurarak bu savaşı sona erdirmek için ağırlığımızı koyduk ve arabulucu olduk. Bu hizmetlerin bedeli bize ağır oldu.
Bundan sonra Cezayir Dışişleri Bakanı olarak İranlı meslektaşım Ali Velayeti ile buluştum. İran'ı ziyaret ettim ve Hamaney, Rafsancani, Velayeti ve diğerleri ile görüştüm. 1990'da Cezayir eski Cumhurbaşkanı Şadli Bin Cedid’e ziyaretinde eşlik ettim.
Geçen yüzyılın sekizinci yılının sonunda Cezayir’de olaylar patlak verdi. İslami cemaatler faaliyetlerini Cezayir'i kasıp kavuran terör operasyonları dalgasına dönüştürdü. On binlerce vatandaşımız öldü. Burada İran rejiminin Cezayir hükümetine başkaldıran bütün cemaatleri desteklediğini öğrendik. İran rejimi artık halk ve hükümet olarak Cezayir devletinin karşısında yer almıştı. Onları politik ve medya alanlarında, çeşitli düzeylerde ve finansal olarak desteklemeye başlamışlardı. Merhum Muhammed Budiaf, İran rejiminin terörizme destek verdiği ve Cezayir’e karşı düşmanca tutum sergilediği,  terörizme destek vererek kendisine yönelik olumlu tutumları reddettiği ortaya çıktıktan sonra Tahran'la diplomatik ilişkilerin kesilmesi emrini verdi.
Ben söz konusu dönemde başbakandım. İran rejiminin söz konusu tutumunun büyük bir şaşkınlıkla karşılandığından bahsetmeye bile gerek yok. Sunulan bunca hizmetin karşılığı nankörlük olmamalıydı. Yaşanan bu tecrübeler göstermektedir ki bu rejimin temel amacı diğer devletlerin işlerine müdahale etmek yoluyla nüfuz alanını genişletmektir. Bu hedeflerini gerçekleştirme adına en ağır suçları rahatlıkla işleyebilir.
Denetimsiz rejim doğası gereği faaliyetlerinin önünde engel olarak gördüğü herhangi birine suikast düzenlemekten kesinlikle çekinmez. Ayrıca geçen yıl Fransa'da meydana geldiği gibi terörist saldırılar gerçekleştirmek için de muhalefet grupları içine ajanlarını yerleştirmek vazgeçilmez yöntemlerinden biridir. Bu rejim, çeşitli ülkelerde 450'den fazla terör operasyonu gerçekleştirdi. Yurt dışındaki İran muhalefetinin sembol isimlerini ya doğrudan hedef alarak ya da diğer terörist ağlara sızmak suretiyle ortadan kaldırmaya çalıştı.
Üçüncü İran, İran direnişine maruz kalan, programı Meryem Recavi tarafından ortaya konan İran’dır. Özgür, barışçıl, gelişmiş ve demokratik bir İran arzulanmaktadır. Halkın Mücahitleri Örgütü'nün bu alanda ciddi tecrübeleri var. Irak'ın Eşref kentinde yaptıkları ortadadır. Şu anda Arnavutluk'ta, mollalar sonrası İran için bir insan ilişkileri modeli oluşturmak adına yeni bir Eşref inşa edilmiş durumda.
Son 16 yıl boyunca İran direnişini destekledim. Davalarını davam kabul ettim. Onları Arap ve İslam dünyasında kritik ve zorlu bir görevi üstlenmiş öncüler olarak gördüm. Kritik ve zorlu görev ise Arap ve İslam halklarının İslam kisvesine bürünmüş radikalizm ve faşizmden uzak durmalarını sağlamaktır. Radikal unsurlara giydirilen bu kisve esasında İslam’ın yüce değerlerine de tamamen terstir.