Emel Musa
Tunuslu şair ve yazar
TT

Arap üçlüsü: Hasret, şaşkınlık ve acziyet

Biz, gelecekle iyi ilişkiye sahip bir toplum muyuz?
Gelecek tutkusunu tecrübe ettik mi?
Yarın, edebiyatımızda ve sanatımızda güçlü bir şekilde mevcut mu?
Yoksa yarın, neredeyse yok olup düşünülmeyecek durumda mı?
Gelecek ya da yarınla iyi ilişkinin hangi dereceye kadar var olduğu savunulabilir?
Öncelikle bu tür soruları sormak niçin aklımıza geldi?
Bu soruların iraptan mahalli nedir? Yazımızın başında dile getirdiğimiz sorulardan önce bu soruları cevaplamak daha önemlidir.
Cevap basit ve bu soruları cevaplamak için büyük bir çaba gerekmiyor. Gelecek, yarına yönelik politikalarımızda, planlarımızda ve planlamalarımızda yok olmak üzere. Geleceğe dikkat etmeden ve önem vermeden yaşıyoruz.
Gelecekle meşgul olmak, toplumun ciddiyetinin en önemli göstergelerindendir.
Yine gelecekle meşgul olmak, toplumun tarihi ve ahlaki sorumluluğunu ölçtüğümüz en önemli işaretlerden birisidir.
Çünkü geleceği düşünmemek ve yakın, uzak ve daha uzak gelecek için program yapmamak, açıkçası bizim gelecek kuşakları düşünmediğimizi gösteriyor.
Hatta yarın için planlama yapmamak, sadece kendi kuşağımızı düşündüğümüz anlamına geliyor.
Sanki nesil, bizim kuşağımızdan öteye gitmeyecek. Bu, geleceğin ve gelecek nesillerin değerini fark etmediğimizi yansıtan bir davranıştır.
Bunu biliyor ve bu meseleye önem vermiyorsak bu da bizim egoistliğimiz ve geleceği inşa etmeye yönelik tarihi sorumsuzluğumuz için güçlü bir örnek teşkil ediyor.
Bunun yanı sıra bu düşünce, geçmiş, şu an ve gelecek arasında normal ve dengeli bir ilişki kurma becerimizi azaltıyor.
Öyleyse biz, Arap Müslüman toplumlarımızın gelecekle ilişkisini sorguluyoruz.
Çünkü bu ilişkide gerçek bir bozukluğun olduğunu gösteren çeşitli işaretler var. Bunu yansıtan en önemli işaret de şimdiki zamandır.,
Zira gelecekte arzuladığımız şeyi bugünümüz ortaya çıkarmaktadır. Diğer bir ifadeyle şu anki gerçeklerin, gerginliklerin ve sorunların yanı sıra farklı alanlarda ortaya çıkan karışıklıkları ve gerçekleri kontrol edememek tüm bunlar, düşünme, planlama, vizyon ve ufuk belirleme sorununun olduğunu teyit ediyor.
Bu tür karmaşık sorunu bilenler, inşa edemez ve gelecekle meşgul olamaz. Çünkü şimdiki zaman, baskıcı ve boğucu olup nefes almayı engellemektedir. Nitekim yarın hakkında konuşmak ve yarın için plan yapmak, akciğerlerin iyi çalıştığının göstergesidir.
Böylece bugünümüzle ilişkimizin düzensizliğini ve geleceğe yönelik ciddi planlama yapma konusundaki acziyetimizi; geçmişin kucağına uzanarak, geçmişi överek ve hasret derecesinde geçmişe özlem duyarak neden telafi ettiğimizi anlayabiliriz.
Arap kültürü ve geçmiş arasındaki abartılı ilişki, şu an ve geçmişle ilişki kaybını telafi etmeye çalışmaktan kaynaklanmaktadır.
Sorun şu ki gelecekle ilgilenmemeyi sürdürmek, geleceği düşünmeyi ve geleceğe yönelik planlama yapmayı lüks ve tamamlayıcı bir çalışma olarak görmek, artık kabul edilen bir durum değildir. Çünkü bugün dünya, gelecekle meşgul. Sorumlu toplumlar, kendilerini temsil eden politikacılar ve aydınlar aracılığıyla geleceğe yönelik planlama yapıyor ve karar, başarı ve ufuk şeklinde gelecek yolunu çiziyor. Yine sorumlu toplumlar, bilimsel verilere dayalı tahminlere göre kendisi için doğru ve ince bir gündem belirliyor.
Bugün biz, gelişmiş toplumların kendi yol haritasını açıkladığı bir dünyada yaşıyoruz. Başarı ve ilerleme reçetesi ile kalkınmaya uygun dayanaklar listesi herkes için açık bir hale geldi. Bugün kalkınma konusunda planlı ve net bir yol haritasına sahip olmayanlar, aslında bu dünyanın dışında yaşamaktadır.
Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kuruluşlar bile geleceğe yönelik faaliyet gösteriyor ve çeşitli alanlarda ilerleme kaydetmek amacıyla halklar için tarih belirliyor.
Bu çaba, geleceğin buluşma noktası olduğu düşüncesinden hareketle halklar arasında işbirliği şartlarını iyileştirmeyi amaçlamaktadır. Karşılıklı ilişkiye olan ihtiyaç kesinleşti. Farklılık ve gerginlik sebepleri azaldı. Çünkü gelecek, ortak ya da birbirine yakın çıkarlar alanına dönüşüyor. Zira halklar arasındaki faklılık, iletişime zemin hazırlamıyor ve gerçek diyalog şartlarını tesis etmiyor.
Bugün biz, nereye gittiğimizi biliyor muyuz? Zannetmiyorum. Ne politikamız bunu gösteriyor ne de ekonomimiz geleceğe yönelik bir planlamayı doğruluyor. Bugün birçok ülkemizde meydana gelen ekonomik sorunların yanı sıra yoksulluk ve işsizlik rakamlarının yükselmesi, tesadüfe ve anlık kararlara bağlılık, vizyonun, planlamanın ve stratejinin olmadığını kanıtlıyor. Örneğin geleceğe yönelik bir mekanizmaya bağlı olması gereken ekonominin birçok ülkemizde kısa vadeli olduğunu ve projelerin istikrarsızlığın hâkim olduğu bir çevreyle irtibatlandığını görüyoruz. 
Bunun için ülkelerimizdeki istikrarsızlık, gelecekle ilişkiyi belirsiz ve gizemli hale getiriyor. Zira siyasi, ekonomik ve sosyal bakımdan istikrarsız bir toplum, inşa edemez, hayal kuramaz ve ufuk belirleyemez.
Arap zihniyetinde temel bir mesele olarak geleceği bir kenara itmek, ilerlemekten ve kalkınmaktan bahsetmeyi güvensiz hale getiriyor. Geleceğe bakmayan toplumlarda yaratıcılık azalır, hayal çemberi daralır, umut yok olur ve başarı düşüncesinin cazibesi ortadan kaybolur.
Arap dünyasında gelecek konusunda uzun bir tartışmaya ihtiyacımız var. Çünkü bu tartışmalar, dolaylı olarak bugünümüzü eleştirmemize ve geleceğe yönelik ideal planı yapmamıza olanak sağlayacaktır.
Bu nedenle geleceğimiz için program yapmayan siyasi partiler, yakın ve uzak vadede kaynakları belirlemeyen ekonomistler ve geleceği düşünmeyen aydınlar, hepsi de halklarını uzaklaştırıyor.