Abdulmunim Said
Kahire’de Mısır Gazeteciler İdaresi Meclisi Başkanı ve Kahire Bölgesel Strateji Çalışma Merkezi Yönetim Müdürü
TT

Araplar ve 2019 Afrika’sı

Suudi Arabistan’da Büyükelçi Ahmet Kattan’ın Afrika İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı olarak tayin edilmesi, Afrika kıtasına yönelik ilginin arttığına işarettir. Bu ilgi, Suudi Arabistan’ın Etiyopya-Eritre barışında ve Afrika Boynuzu’ndaki meselelerde oynadığı diplomatik rolde ortaya çıktı. Yalnızca Suudi Arabistan, Afrika kıtasına ilgi göstermedi. Aynı zamanda Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) de Afrika Boynuzu’nda siyasi ve ekonomik anlamda birçok faaliyette bulundu. Aynı şekilde Kuveyt, uzun süreden beri Afrika kıtasına yatırım ve yardım yaptı.
Arap ve İslam dairesinin yanı sıra Mısır’ın tarihi olarak Afrika’yı dış politikasının ana çemberlerinden birisi addetmesi, normal bir durumdur. Fakat bu ilgi, önceki Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’e yönelik suikast girişimiyle birlikte azaldı. Abdulfettah es-Sisi, cumhurbaşkanlığını devralana kadar Mısır-Afrika ilişkileri, büyük ölçüde geriledi. Zira Sisi döneminde Mısır-Afrika ilişkileri, büyük oranda canlılık kazandı.
Aslında Mısır ve Suudi Arabistan arasındaki deniz sınırı planlaması, Arap-Afrika ilişkilerinde Kızıldeniz’i, Babu’l Mendeb Boğazı’nı ve Süveyş Kanalı’nı stratejik ve ekonomik anlamda önemli bir köprü haline getirdi. Bu da Suudi Arabistan’ın siyasi ve diplomatik bir çerçeve belirlemesini sağladı. Bilindiği üzere Mısır, bu yıl Afrika Birliği başkanlığını devralacak. Bu da Arap-Afrika ilişkilerini desteklemeye yönelik büyük bir fırsat sunuyor.
Aslında Arap-Afrika ilişkileri, tarihi olarak sömürgecilikten ve Afrika kıtasındaki İsrail çekişmesinden kurtulmaya odaklandı. Avrupa ülkelerinin Afrika’ya sömürge uygulamaya başladığından beri Afrika’nın kendi bağımsızlığını kazanması için 1960’ların başında Kahire’de tarihi bir operasyon meydana geldi. Afrika ülkelerinin kaynakları bazen yurt dışına gidiyor bazen de beşeri kaynakları kölelikle kaçırılıyordu. Kimliğe ve toplumsal bağlara göre değil de Avrupa ülkeleri arasındaki anlaşmalara göre Afrika’nın siyasi oluşumları yeniden şekillendiriliyordu.
Bu gayri meşru denklemde Arap dünyasındaki birçok ülke ve Mısır, Afrika ve Arap kimliğini geri kazanmak için dış işgalden kurtuluyordu. Kahire’yi direniş noktası olarak seçen ve zamanla Afrika Birliği’ne dönüşen örgütü inşa etmeye katılan farklı Afrika ülkelerindeki özgürlük iddialarına yönelik destek göz ardı edilemez. Sonuçta Afrika ülkeleri bağımsız oldu.
Asya ve Güney Amerika ülkeleriyle birlikte Afrika ülkelerindeki toplulukların sesi, uluslararası örgütlerde duyulmaya başlandı. “Güney” olarak isimlendirilen her terim, soğuk savaş dönemini yaşayan, sosyalizm ve kapitalizm arasında anlaşmazlık bulunan bir dünyada ortak bir çıkar oluşturdu.
Bağımsızlık süreci, direniş süreci kadar zordu. Kalkınma ve ilerlemeye yönelik zorlu mücadeleye rağmen Afrika kıtası, sömürgeciliğin yanı sıra Afrika ülkelerindeki tecrübesizlik ve etnik anlaşmazlıklardan dolayı dünyanın en şanssız kıtası olmaya devam etti.
20’inci yüzyılın son yılları, Afrika kıtasına karşı acımasızdı. Öyle ki iç çekişmeler şiddetlendi, etnik anlaşmazlıklar ve uluslararası komplolar birbirine karıştı. AIDS ve Ebola gibi salgınların yanı sıra etnik temizlik operasyonları arttı. Böylece Afrika ülkeleri, dünya kalkınma endekslerinin çoğunda en alt sırada yer aldı. Dünya, Afrika halkının zorlu durumlarını görmezden gelmeye hazır gibiydi. Fakat 21’inci yüzyılın başında Afrika kıtasında yeni bir başlangıca şahit olundu. Irkçı ayrımcılığa maruz kalan ülkeler, ayrımcılıktan kurtularak Afrikalı çoğunluk, yönetime geçti. İç savaşlar yavaş yavaş azaldı. Afrika kıtasının birazcık olsun iyileşmesini sağlayan birçok siyasi çözüm gerçekleşti. Salgınlar kuşatılmaya ve açlıklar engellenmeye başlandı.
Şu an Afrika, tarihi ve çağdaş zorluklar sonrası iyileşme dönemini yaşıyor. 21’inci yüzyıl, diğer ülkelerin çok gerisinde kalan Afrika kıtasına zorluklarını dayatıyor.
Birinci zorluk, ilk devrimde sömürgecilik ve ikinci devrimde ise bağımsızlık nedeniyle sanayi devrimlerinden geri kalmasından kaynaklanmaktadır. Şu an Afrika, diğer ülkelerle birlikte üçüncü teknolojik sanayi devrimini yaşıyor. Yine Afrika, bilgi ve biyoteknolojik devrimlere dayalı dördüncü devrimi bekliyor. Afrika, gecikmeden, gerilemeden ve geçmişle uğraşmadan ancak dünyaya ayak uydurarak halkını ve bağımsızlığını muhafaza edebilir. Birinci zorlukla bağlantılı ikinci zorluk, 21’inci yüzyıla uygun ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayla ilgilidir. Aslında Afrika kıtasında pek çok kaynak mevcut. Son 20 yılda kıta, Afrika ülkelerini uluslararası rekabet sahasına yerelleştiren başarılı tecrübelere şahit oldu.
Enerji, su, turizm, sağlık ve eğitim gibi alanlarda Afrika kıtasının bölgesel işbirliği, Afrika ülkelerinin rekabet gücünü artırabilir. Üçüncü zorluk, dünyanın ve dünya düzeninin 21’inci yüzyılda değişikliğe uğramasıdır. Soğuk Savaş döneminde birbiriyle rekabet eden iki kutup, artık dünyaya hükmetmiyor. ABD’nin öncülük ettiği küreselleşme, artık dünya düzenini kontrol etmiyor. Aksine ABD, Rusya ve Çin’in özel bir ağırlığı olmasına rağmen aralarında işbirliği, uyum ve rekabetin olduğu farklı güçler mevcut.
Aslında Avrupa ve Japonya’nın yanı sıra Asya ile Güney Amerika’da ortaya çıkan ülkelerle birlikte bu üç güç, Afrika’yla rekabet ediyor. Afrika ülkelerinin, bu rekabeti, Afrika’nın ve insanlığın yararı için kullanmaları gerekli hale geldi. Dördüncü zorluk ise, çağın zorluklarıyla mücadele edebilmesi için Afrika, çekişmeleri ve çatışmaları çözüme kavuşturması gerekiyor. Belki de Afrika Birliği, çekişmeleri çözme ve ortak kalkınma mekanizması aracılığıyla bu sorunları çözmeye yardım edebilir.
Kuzey Afrika’da yer alan devletlerin yanı sıra Asya kıtasındaki Arap ülkeleriyle Afrika’yı birbirine bağlayan Kızıldeniz’deki devletlerle birlikte Arap dünyası, kıtanın kuzeydoğusundan Asya’ya ve Akdeniz üzerinden de Avrupa’ya uzanan tarihi ve coğrafi konumundan dolayı bu zorluklarla mücadele etmede temel bir ortaktır.
İster geçmişte Afrika ulusal kurtuluş hareketinin temel bir parçası olsun isterse şuan ekonomik ve sosyal reformun bir parçası olsun Araplar, hâlihazırda söz konusu zorluklarla mücadele etmeye ortak olmaya çalışıyor. Arap dünyası, kıtada meydana gelen olayları bilmek, araştırmak ve takip etmek suretiyle Afrika’yla işbirliği yapmaya daha fazla hazır olduğu zaman belki de bu durum, mümkün hale gelecektir.
Kahire’de Afrika Araştırmalar Enstitüsü gibi Afrika’ya yönelik eğitim kurumlarının mevcut olmasına rağmen Afrika kıtasına yoğunlaşan Arap araştırma merkezleri mevcut değil. Arap Birliği, Mısır-Suudi Arabistan işbirliği, dörtlü koalisyon, Kızıldeniz topluluğu çerçevesinde ya da farklı çerçevelerde gerçekleşecek bir sonraki görev bu olabilir. Zira görevler, fazla ve acildir.