Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar
TT

Söyleyenin konumu ve sözün zarafeti

Bazı sözlerin zarafeti, aynı İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in, Brenton Tarrant ve onun gibilerin sefihliğinin ve düşkünlüğünün nedeninin Batı demokrasisi olduğunu söylemesi gibi açıklamaya ihtiyaç duymaması ve kendi kendini açıklıyor olmasında yatar.
Londra’da doğup büyüyen, Harrow’da bir yatılı okulda ardından da Oxford Üniversitesi’nde okuyan bir adam düşünün, ondan ne beklerdiniz? Bir de 50 yıl önce De Gaulle devrinde doğan ve şimdiye kadar sosyalist François Mitterrand, merkez-sağcı Giscard d'Estaing, De Gaulle’ci Jacques Chirac, renkli Nicolas Sarkozy, çapkın François Hollande ve hiçbir yerden gelmeyen Mösyö Macron ve en önemlisi Georges Pompidou gibi cumhurbaşkanlarını gören bir Fransız hayal edin.
Düşünebiliyor musunuz 50 yıl içerisinde tam 8 cumhurbaşkanı.
Bir de demokratik olmayan, ilerici, istikrarlı, yürümek ve konuşmak gibi hayat belirtilerini kaybetse dahi ölene kadar başkan kalan ülkeleri hayal edin. Doğrusu istikrar ne kadar da güzel bir şeydir. Bir kez seçip ilelebed bu dertten kurtuluyorsunuz. Demokrasi karnavallarına ve gürültülerine, ABD’de olduğu gibi bir Kenyalı’nın oğlu veya Almanya’da bir papazın kızı ya da İngiltere’de bir bakkalın kızı gibi demokrasinin ani süprizlerine ise hiç gerek duymuyorsunuz.
Ne de olsa bunlar, bir kaos nedeni ve baş ağrısından başka bir şey değildir. En sinir bozucu olanı da İsviçre demokrasisidir. Sadece cumhurbaşkanı bir kadın olduğu için değil kendisinin adını hiç kimse bilmediği, işine demokrasinin kötülüklerine maruz kalan ülkelerin ihtişam ve gösteriş işaretlerini taşıyan konvoy, kornolar, ses ve gürültü eşliğinde değil de deniz otobüsü ile gittiği için de tam bir rezalettir.
Zarif, zarif bir doktordur. Kendisi her zaman başkalarının ulaşamayacağı fikirlere ulaşır –ya da bu fikirlerin kendisi ona ulaşır- aksi takdirde diplomasisini yönetmekten daha doğrusu gülen ve zarif yüzünü temsil etmekten vazgeçmeyi sadece aklından geçirdiğinde bile bunu yapmaması için neden İran onun eteklerine yapışsın ki? Geri kalanını ve gazetecilerin savaş cepheleri dediği “meydanları” zaten General Kasım Süleymani yönetmektedir.
Demokrasi hiçbir şeyden kaçınmamaktır. Zira diğer ülkeler eşitlik, mezhepçiliği yasaklama, inanç, duygu ve dini ritüellere saygı gibi değerleri uygulamaya çalışırken Müslümanlar arasındaki mezhep çatışmaları her yerdedir. Tarrant, Batı ve dünyadaki faşist düşüncenin bir ürünüdür ve demokratik düşünce bu tür insan sadizmini en başından yasaklamış, küçük görmüş ve engellemiştir. Bu tür bir barbarlık ile kibirli, diğerini yok sayan ve onu yok etmeye dayalı kültürler sadece İslam’a değil farklı olan herkese düşmandır.
Avustralyalı cani bunun en kötü ve çirkin örneği olabilir ama o aynı zamanda bütün toplumlarda saklı bir canavardır. Bunun gibi yaratıklar yüzünden sivil toplumlar militarize olmakta, hayatlarını değiştirmektedir. Korku ve tehditler artık toplumların içerisinden gelmektedir. Avustralyalı katil, silahını ateşlediğinde aslında güvenli kapılarını herkese açan demokratik bir rejimi hedef almıştı.