Abdurrahman Şalkam
TT

Rejimin tavrı ve sokağın talepleri arasında Cezayir

Kalabalıklar caddelere akmaya başladığında, sloganlarını ret mürekkebi ile yazarlar, çoğunluğun arzularını haykırırlar. Reddettikleri şeyler üzerinde ittifak edebilseler dahi arzuladıkları şeyler üzerinde ihtilaf ederler. Ayrılmasını istedikleri kişinin ismini net bir şekilde haykırırlar, gelecek kişinin ismini ise nadiren bilirler.
Cezayir bu genel ifadelerin kapsamı dışına çıkmaz, ancak kendine has karmaşık tarihsel, sosyal ve politik şartlara sahiptir. Ulusal Kurtuluş Cephesi (FLN) ve onunla birlik olan Ulusal Halk Ordusu (ANP) aracılığıyla üst ve orta düzey siyasi liderliği üreten mekanizmayı ortaya çıkaran, Fransız sömürgeciliğine karşı yürütülen kurtuluş savaşıdır. Güç, bu ikilinin ellerinde yıllarca kaldı. Rejim, ulus ve iktidar iç içe geçti, sonrasında ise bu üçgen bir bileşen haline geldi, sarsılmaz bir yapı oluştu, dolayısıyla içerden veya dışarıdan hiçbir güç bu yapıyı sarsamadı.
“Kara 10 Yıl” adı verilen iç savaş sırasında yaşanan afet, korku, yıkım ve cinayetler, siyasi mekanizmayı yani Ulusal Kurtuluş Cephesi’ni sarstı, ancak ordu uyumunu sürdürdü ve rejimin politik kolunun etkinliğinin restore edilmesine güçlü bir şekilde katkıda bulundu.
Fransa ile bağımsızlık müzakerelerinin kritik aşamasında, geçici hükümeti yöneten Bin Yusuf bin Hadde gibi siyasi liderler ortaya çıktı. Fakat bağımsızlıktan sonra, başta Ahmed bin Bella olmak üzere bağımsızlık savaşında mücadele eden savaşçıların saflarından pek çok lider ortaya çıkmaya başladı. Çok zor ve kaotik bir aşamada ülkeyi yönetti.
132 yıllık Fransız sömürgesinden ve 20. yüzyılın en büyük kurtuluş savaşlarından biri olan Cezayir Kurtuluş Savaşından sonra siyasal bir rejim kurmak kolay olmadı. Zira ülkenin omuzlarında, acımasız sömürgecilik zamanlarında ve Cezayir halkının gerçeğini, vicdanını ve aklını oluşturan şiddetli kurtuluş savaşı dönemlerinde biriken bir yük vardı.
Ulusal Kurtuluş Cephesi'nin Vietnam ya da Çin gibi politik bir ideolojisi yoktu, tarihin kendisi -kâğıda yazılı olmasa da- destan yazan bir ideoloji haline geldi. Başkan Bin Bella, bağımsızlık devletinin kurulmasından sonra yaratılan yeni güç bağlantılarının doğasını ve Ülkenin bağımsız ordusunu siyasal yapı ve karar mekanizmasına bağlayan hatların niteliğini tam anlamıyla kavrayamadı, dolayısıyla pratikte politik ve askeri yapının dışında kaldı.
Ahmed Bin Bella'ya karşı gerçekleştirdiği darbeyle iktidarı ele geçiren Huari Bumedyen asker kökenli bir politikacıydı. Siyasi ve askeri gücün kanatlarını kendi uhdesine alabilmeyi başarmıştı. Zira kendisi artık Kurtuluş Cephesi Partisinin başkanı, Savunma Bakanı, Devrim Komutanlığı Konseyi Başkanı ve Devlet Başkanı olmuştu. Bu durum, devletin yapısını, rejimin tabiatını ve devlet içindeki taraflar arasındaki ilişkilerin ana hatlarını tasarladı.
 Bumedyen kendisine bir yardımcı dahi atamadı, dolayısıyla bütün bakanlar ve askeri komutanlar liderin kararlarını uygulamaya koyan insanlar konumundaydı.
Bir keresinde Cumhurbaşkanı Abdulaziz Buteflika'ya sormuştum: Ölmesi durumunda Bumedyen’in yerine geçecek bir yardımcı atamayı nasıl düşünmediniz? Cevaben,“Maalesef, hepimiz Bumedyen’in hastalanmayacağına inanıyorduk ve hiç kimse onun bir gün öleceğini aklına getirmemişti’ dedi.
Bu bana, Başkan Cemal Abdunnasır’ın sağlığı aniden bozulduğunda, etrafındaki üst düze yetkililerin ve tecrübeli doktorların onun hayatını kurtarmak için yoğun bir çaba sarf ettikleri anlarda yaşanan manzarayı hatırlattı. Doktorlardan biri dışarıda bekleyenlere cumhurbaşkanının ölüm haberini bildirmek için çıkmıştı. Savunma Bakanı Muhammed Fevzi öne atılarak doktora şöyle bağırdı: "Hayır, hayır, ne demek başkan öldü?!!!"
Liderler, siyasal rejimin yapısını kendilerine göre tasarlar ve zamanla bu yapının sökülmesi ve hatta değiştirilmesi zorlaşır. Esas sorun, hatta trajedi, gelişmeler değişimin ya da değişikliğin kaçınılmazlığını dayattığı zaman, rejimin –adeta bir dağ gibi- eski katı yapısından ödün vermeden direnmesidir. Yıllarca süren sömürgecilikten sonra bağımsız hale gelen birçok ülkede etkili olan bir diğer faktör ise, yeni liderlerin mevcut rejimi koruma dışında kurumsal yapısı sağlam bir devlet kuramamasıydı. Bağımsızlık sonrası yöneticiler sıklıkla bu iki sıkıntıyla karşı karşıya geldiler. Cezayir'de ve diğer ülkelerde olan şey işte budur.
Cezayir halkı, Cumhurbaşkanı Abdulaziz Buteflika'nın adaylığının beşinci dönem için yenilenmesini reddederek ayaklandı. Gösterilerin başlangıcındaki tek talep buydu, ne zaman ki Cumhurbaşkanı adaylıktan çekildiğini ve seçimlerin ertelendiğini bildirdi, göstericiler istek çıtasını yükselterek rejimin tüm temel unsurlarının gitmesini talep etmeye başladılar. Cumhurbaşkanı bir takım girişimler ve atamalar ilan etti. Göstericiler istek çıtasını daha da yükselterek, rejimin tamamen değiştirilmesini, eski rejimin sembol isimlerden hiç birisinin yeni yönetimde yer almamasını talep etmeye başladılar.
Gösteriler, ülkenin ana mali kaynağı olan hassas bir ekonomik sektörü, petrol sektörünü içerecek şekilde genişledi. Peki, göstericilerin bir kısmının tutuklanmasından sonra durum nereye gidiyor? Diğer bir soru da şudur, göstericiler veya muhalefetten alternatif lider kim olabilir?
Göstericiler arasında halkın teveccüh gösterebileceği, mesleki ve kültürel birikimiyle öne çıkmış herhangi bir lider yok. Muhalefet ise tam bir mozaik; büyük ölçüde rejimin reddedilmesine dayanıyor, ancak alternatifin niteliği, şekli ve sembol isimleri noktasında herhangi bir uzlaşıya varabilmiş değiller.
Siyasi ve askeri kanatları ile rejim, yükselen krizin ortasında endişelerin hâkim olduğu bir atmosferde hareket ediyor, dolayısıyla uzlaşmalar için öneri sunmakta zorlanıyor. Rejim duruşundan taviz verdikçe, göstericiler ve muhalif liderler talep çıtasını daha da yükseltiyorlar. Bu arada gösterilerin hararetini artırıp ülke geneline yaymaya gayret ediyorlar.
Cezayir'deki rejimin devrilmesi, devletin ve vatanın devrilmesi anlamına gelir, çünkü bu üçgen bağımsızlık devletinin kuruluşundan bu yana iç içe geçmiştir. Peki, ülkedeki her şeye rağmen bu tehlikeli durumdan gerçekçi bir çıkış yolu nedir?
Göstericilerin talep çıtasını yükseltme savaşı durmayacak gibi duruyor. Rejimin girişimlerindeki istikrarsızlık da, çözümün kapılarını açacağa benzemiyor. Rejim, halk hareketinin sembolleri ve ana muhalefet partilerinden kimselerin katılacağı ortak bir yönetim oluşturulabilir. Gençler, siyasi ve mesleki seçkinler yönetimde yer alabilirler. Devleti yeniden inşa edecek aşamalı bir program oluşturulabilir. Tüm taraflar yaşanan gerçekliğin farkında olmalıdır. Geçmişte yaşanan acı tecrübeler göz ardı edilmemelidir, zira toplumun tüm bileşenleri hala bundan bir şekilde etkilenmektedir.
Ordunun iktidarı tamamen ele geçirip devleti idare etmesi bir seçenek olabilir mi? Bunun cevabını ancak gelişmelerin doğası verecektir. Yükselen talep çıtası ve mevcut rejim arasında devam eden savaş anavatanın gövdesi üzerinde dönüp duruyor. Birlikte hareket edilen cihad yıllarının yarattığı efsanevi Cezayir pusulası görmezden gelinirse bu savaşın kazananı olmayacaktır.