Libya’nın azledilmiş eski müftüsü Sadık El- Ghariani’nin Türkiye’de, saklandığı yerden yayınladığı sahte fetvaların, Yusuf El-Karadavi ile başkanı olduğu birliğin yayınladığı fetvaların ve Ali Es-Sallabi’nin gürlemelerinin gölgesinde Trablus savaşı devam ediyor. El-Ghariani söz konusu fetvalarında Libyalı gençler ile gurur duyduğunu belirtirken oğlu Suheyl ise ateş ve silah seslerinden uzakta Manchester’de yaşıyor. Bu taraflar, meclis tarafından yasal olarak Trablus’u kurtarmakla görevlendirilen Libya ordusunun önünde kaybedecekleri savaşı sürdürdükleri gibi binlerce kişiyi kurban ettikleri büyük hilafet hayalleri için yürüttükleri savaşa bu fetvalar ile dini bir kılıf uydurmaya çalışıyor.
Uzun bir süredir diyalog ve güvenlik düzenlemeleri için kendilerine fırsatlar tanımaya çalışan Libya ordusu ise bu savaşa girmeye mecbur kaldı. Çünkü bu çabalar milislerin ele geçirdikleri yerlerden çekilmelerini sağlamakta başarısız olduğu gibi hadlerini daha çok aşmalarına yol açmıştır. Dolayısıyla Libya ordusunun bu oluşumları kovmak için harekete geçmesi bir zorunluluktu.
Libya ordusu, başkent Trablus’u milis güçlerin ve suç çetelerinin elinden kurtarmak için “Onur Tufanı ve Fethul Mübin” operasyonunu başlattı. Sivillerin hayatlarını korumak, askeri operasyonlardan zarar görmelerini engellemek, çatışmalar sırasında en üst düzey disiplin ile altyapıyı korumak için üst düzey askeri emirler ve disiplin ile kara, hava ve deniz gibi farklı uzmanlık alanlarından resmi güçlerine ilerleme emri verdi. Libya ordusunun ilerleyişini garanti altına alacak ve başkentte yasaların uygulanmasını sağlayacak plan çerçevesinde birkaç koldan harekete geçen Libya ordusu, birkaç saat içinde Trablus Uluslararası Havalimanı’nı ve başkentin en büyük bölgelerinden biri olan Hullet el-Fercan’ı ele geçirdi.
Libya ordusunun Trablus’a doğru harekete geçmesi, siyasetçilerin 8 yıl boyunca devlet otoritesini sağlamakta, güvenliği bozan terörist milis güçlerin yerleştiği başkent Trablus’ta yasaları egemen kılmakta başarısız olmalarının doğal bir sonucu olarak gerçekleşiyor. Çünkü bu milis güçler başkentte halkın hayatını cehenneme çevirerek onlara olmadık acılar çektirdi. Uluslararası toplum eşi benzeri görülmemiş bir şekilde sessiz kalmayı tercih ederken başkenti esir aldılar.
Libya ordusu başkenti ve halkını bu çetelerin elinden kurtarmak için harekete geçtiğinde ise sanki Doha’yı işgal etmek için ilerliyormuş ya da Trablus Katar’ın bir parçasıymış gibi Katar rejiminin çığlıklarını ve sesini duymaya başladık. Yine aralarında İngiltere’nin de bulunduğu bazı Batı dünyası elçilerinin harekete geçerek Güvenlik Konseyi’nin acilen toplanması talebinde bulunduğunu gördük. Doğrusu Londra’nın bu adımını Müslüman Kardeşler’in sahip olduğu son rejimi kurtarma çabası dışında anlamak ve yorumlamak mümkün değildir.
Serrac hükümeti ise kaynağı belirli talimatlara dayanan “olağanüstü hal” ilan etti. Bu, uzlaşı şartını yerine getirmediği ve başta İslamcıların onu ele geçirmeleri ve kendileri için basit bir konuşmacı haline getirmeleri olmak üzere birçok nedenden dolayı başarısız olan meclis tarafından onaylanmadığı için zaten klinik olarak ölü sayılan Suheyrat Anlaşması’dır.
Onur Tufanı Operasyonu bunu ortaya çıkarana kadar Libyalılar topraklarında yabancı güçlerin konuşlanmış olduğunu bilmiyordu. Cenzur kıyılarına yaklaşan ABD savaş gemilerinin askerlerini tahliye etmesiyle bu sır da ortaya çıkmış oldu.
Başkent Trablus terörist milis güçler ve sınırları aşan “siyasal İslam”ın esiridir. Bu milis güçler farklı taraflara bağlıdır ve çoğu para ve ortak çıkarlara dayanırken bir kısmı da bölgeseldir. Örneğin başkentte, Mısrata, Zintan ve diğer şehirlerden gelen milisler bulunuyor. Bunların tamam da güç paylaşımı için birbirleriyle rekabet ediyor. Trablus’taki milis güçlerin büyük bir çoğunluğu “Trablus Devrimcileri” gibi diğer milislere karşı üstünlük sağlamak için güç ve para karşılığında bağlılığı sürekli değişen milislerle ittifak yapan siyasal İslam milis güçleri gibi ideolojik temellidir.
Müslüman Kardeşler ve El-Mukatile (El-Kaide’nin Libya kolu) gibi milis güçlerin tamamı toplumsal bir desteğe sahip değildir. Ya da çok zayıf bir toplumsal desteği vardır. Libya ordusunun ele geçirdiği bölgelere girmeye başlaması ile halkın gösterdiği sevinç gösterileri de bunu açıkça ortaya çıkardı.
Hem Trablus hem de içindeki hükümet bu milislerin esiridir. Bu milis güçler, bir bölümünü Libya rejiminin düşmesi ile ele geçirdikleri, bir bölümünü de siyasal İslam’ın önemli şahsiyetlerinin sınırsız desteği ile elde ettikleri tehlikeli silahlarla kendisine karşı çıkanlara şantaj, kaçırma ve suikast politikası takip etti. Bu nedenle, Trablus’taki hükümetlerin milis güçlerin liderlerinin talimatlarına boyun eğmekten başka bir seçeneği yoktu.
Bu durumun en net örneği de Başbakan Ali Zeydan’ın kaçırılmasıdır. Bu akıllara İtalya’da mafyanın etkin olduğu dönemde kaçırılan Aldo Moro olayını getirmiştir. Siyasal İslam milislerinin Trablus’u kontrol etmelerinin neden olduğu felaketinin boyutu çok büyüktür.
Libya Ulusal Ordusu, Müslüman Kardeşler, Katar ve Türkiye rejimleri tarafından desteklenen milislere aldırmadan görevini yerine getirecektir. Çünkü hem Libya halkı hem de milis güçlerin zulmüne maruz kalan, şehirleri esir düşen, hayatları cehenneme dönen, gece ve gündüz bu milislerin karanlık gölgesinde yaşayan, her şeyden mahrum kalan, onların döneminde aşağılanan ve mali sıkıntılar yaşayan, su hatta ekmek kuyrukları ile tanışan Trablus sakinleri kendisinden bunu istiyor.
TT
Trablus ve Onur Tufanı
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة