Osman Mirgani
Şarku'l Avsat'ın eski editörü
TT

​Sudan’a nasıl bakmalıyız?

Her ülkenin kendine özgü özelliklere sahip olduğu herkes tarafından kabul edilen önermelerdendir. Bu nedenle geçen yılın aralık ayında başlayan Sudan gösterilerinin; ne geç kalmış bir ‘bahar’ veya onun taklidi ne de medya araçlarının yayınlarının alevlendirdiği ‘uydu kanalları devrimi’ olmadığını söyleyebiliriz. Bu tür adlandırma arayışında olanlar olay hakkında yanlış bir okuma yapabilir ve ne Sudan’ın durumuna mutlaka uyan ne de onun hakkında tarafsız olan sonuçlara ulaşabilirler.
Sudan devriminin koşulları nesneldir ve ülkeye özeldir. Başarısızlığın boyutu, sistematik yıkım, hatalı çözümler, korkunç bir yolsuzluk ve daha önce görülmemiş baskı açısından Sudan’ın yaşadığı en kötü deneyim olan İslamcıların 30 yıllık iktidarlarının bir birikimidir. Sudan; bu kişilerin iktidarlarının başarısızlığı, içi boş sloganlarının, muhalefette iken ortaya attıkları söylemlerin iktidara geldiklerinde ne kadar sahte olduğu ile ilgili araştırılmayı hak eden bir deneyimdir.
Bunun yanında Sudanlıların, 1964 yılının ekim ayında ve 1985 yılının nisan ayında gerçekleştirdikleri devrimler gibi alışılmışın dışında devrimler konusunda özel bir deneyimleri vardır. Bu iki durumda da Sudan halkı devrimlerinde ne sınırları dışında yaşananlardan ilham almış ne de kendi deneyiminin kopyalanıp başka ülkelerde uygulanmasını beklemiştir. Dolayısıyla Sudan’da halihazırda yaşanan gösterilerin ve hareketin 7 yıl gecikmiş bir ‘Arap Baharı’ olduğunu söylemek haksızlıktır. Elbette eğer bazıları, her ülkenin kendi koşullarını ve durumunu dikkate almadan devrimleri taklit edilen bir moda olarak görmüyorsak. Zira Sudanlılar son gösterilerini bile sınırları dışında gerçekleşen ya da koşullarından uzak olan bir şeyden etkilenerek başlatmamışlardır.
Bugün yaşananlara bir açıklama isteyenler; Sudanlılara modern tarihlerinde bir eşini görmedikleri kötü ve acı durumlar yaşatan “İslami Hareket” rejiminin 30 yıllık yönetim siciline bakmalıdır. Bu 30 yılda ülke; yoksullaştı ve güneyi kaybederek bölündü Darfur, Güney Kordufan ve Mavi Nil’de savaşın acılarına, bölgesel, ırkçı ve kabileci söylemlerin yükselişine tanıklık etti. Bu 30 yılda; ulusal ekonomi yıkıldı, ülkenin zenginlikleri yağmalandı, fiyatların aşırı derecede yükselmesinin ardından vatandaşların büyük bir oranı günlük ihtiyaçlarını karşılamaktan aciz bir hale geldi, yolsuzluk yaygınlaştı, bankalarda likidite kalmadı. Sudan Cüneyhi’nin değeri basıldığı kağıdın değerini bile karşılayamayacak kadar düştü.
Bu rejim yönetime geldiğinde1 dolar 12 Cüneyh’ti ve o zaman askeri darbesini gerçekleştirmeseydi doların 20 Cüneyh’e ulaşacağını söylenmişti. Bugün ise 1 dolar 72 bin Cüneyh’e denk gelmektedir. Resmi rakamlara göre 1 doların 72 Cüneyh’e denk geldiği doğrudur ama insanlar, döviz kuru oyunu ile rejimin 3 sıfırı silerek kendilerini yanıltmaya çalıştığını biliyorlar. Çünkü Cüneyh’in alım gücü gerçek değerini ortaya çıkarıyor ve bu durum, yaşamın zorluğunu, gıda, giyim ve ilaç gibi temel ihtiyaçlarını karşılamanın çilesini çekmek zorunda kalan insanların tamamı tarafından biliniyor.
Buna karşılık halk; bu İslamcıların ve imtiyaz sahiplerinin büyük bir çoğunluğunun, sistematik bir hale gelen ve devletin her yerine nüfuz eden yolsuzluğun gölgesinde görülmemiş bir zenginlik ve lüks içinde yaşadıklarını görüyordu. Eğitim sistemi çökerken, sağlık hizmetleri gerilerken ve işsizlik gençler arasında yayılırken rejim, kendisini korumak için devlet bütçesinin % 80’ini ordu ve güvenlik güçlerinin harcamalarına ayırıyordu.
Bunlar kısaca bugün tanık olduğumuz devrime giden yolu hazırlayan koşullardır. Bu devrim; 2013 yılının eylül ayında yaşanan ve rejimin kendisini korumak ve düşmanlarını sindirmek için silahlandırdığı milislerin ve birliklerin kurşunlarıyla yaklaşık 200 genç göstericinin  hayatını kaybettiği ayaklanmanın da aralarında bulunduğu mevcut devrime karşı gerçekleştirilen 7 ayaklanmanın bir devamıdır. Sudan halkının, İslamcı rejime karşı mücadele ve direnişi, gerçek kimliğinin ve ajandasının ortaya çıkması ile başlamış ve iki kuşak boyunca da devam etmiştir. Rejim ise buna hep baskı ve sindirme ile karşılık vermiştir.
Bugünkü devrimi başlatan, yakıtı ve temeli olan nesil; bu rejimin gölgesinde büyüyen, onun acımasızlığını bilen ve kahrını çeken, onun yönetimi altında en şiddetli sıkıntıları yaşayan nesildir. Kötüleşen bir eğitim, olmayan hizmetler, zor bir yaşam, yaygın bir işsizlik, ümitsiz ve kapalı bir gelecek. Bütün bunların sonuç olarak; vatandaşları korkutmak için üniversite ve evlere baskın yapmaktan tutuklama ve yargılamalara, ölümüne dayaktan gerçek kurşun kullanımına her tür baskı ve sindirme metotlarına meydan okuyan bir devrimi başlatması ve insanların sokaklara dökülmesini sağlaması kaçınılmazdı.
Bu acımasız metotların hiçbiri gösterileri durduramadı, hatta daha da alevlenmesine ve güç kazanmasına neden oldular. Çünkü insanlar artık korku duvarlarını yıktılar ve rejimin diğer milis güçleri ile birlikte meydana sürdüğü ‘Karanlık birlikleri’nin çabaları onları korkutmamaktadır. Daha da önemlisi bu baskı ve sindirmelere karşın temel taleplerini korumaları, şiddet ve yıkımdan uzak barışçıl özelliğine bağlı kalmalarıdır.
Bilhassa bazı ordu birlikleri devrimin safına geçmişken ve diğer birliklerin de onu takip edeceği tahmin edilirken, güvenlik güçleri göstericilere müdahalelerde bulunmayacağını açıklamışken devrim şu anda geri adım atma ihtimalinden bile bahsedilmesinin zor olduğu bir döneme girmiştir.
Geri adım atmanın bedeli çok ağır olacaktır ve çok daha aşırılık yanlısı kimselerin kontrol ettiği, ülkeyi tasfiyelerin yaşandığı bir döneme götürecektir. Belki de rejim güçleri arasında tehlikeli bölünmelere yol açacak çok daha baskıcı bir rejim ortaya çıkaracaktır. Sudan’ın başına gelebilecek en tehlikeli şey; başkentte ulusal ordu karargahı çevresinde düzenlenen gösterilere yapılan silahlı saldırı ve halkın yanında olan ordu birlikleri ile rejimin şahin kanadı tarafından meydana sürülen ‘Karanlık birlikler’ arasında bir çatışma yaşanmasına neden olan olaylar gibi ülkeyi silahlı çatışmalara sürüklemek isteyenlerin başarılı olmasıdır.
Rejim içerisinde ciddi anlaşmazlıkların bulunduğu ve saflarının bölünmüş olduğuna yönelik belirtiler var. Yine rejim saflarında; olayların daha fazla şiddet kazanması için baskı yapmaya çalışan,  destekçilerine bugün düzenlenmeleri çağrısında bulundukları ve bazı akıllı kimselerin aşırılık yanlısı bazı silahlı kimselerin karışabileceği uyarısında bulunduğu gösteri gibi şovenist gösteriler düzenlenterek şiddeti haklı göstermeye çalışan aşırılıkçı liderlerin bulunduğu da doğrudur. Bugünkü gösteriler; sokakları okumakta başarısız olan, göstericilerin sloganlarını anlamayan, geçmiş 30 yılın başarısızlığın ürünü olduğunu anlamak istemeyenlerin gözündeki perdeyi kaldırmaya yönelik son bir çaba olabilir.
Bugün görüntü; çok daha net bir hale gelebilir. Ulusal ordu karargahı önündeki gösteri alanında gençlerden en çok ‘Barışçıl, barışçıl’ sloganı yükseldiğinde, herkes terazinin hangi kefesinin ağır bastığını ve işlerin nereye gittiğini anlayacaktır.