Vahdettin İnce
Yazar
TT

Kürt seçmen davranışı taktik mi strateji mi?

31 Mart Yerel Seçimleri’nden sonra Kürt seçmen davranışı üzerine birçok analiz yapıldı. Bu analizlerin büyük çoğunluğu AK Parti’nin veya CHP’nin Kürtlere yönelik söylem ve davranışını esas aldıkları için bana göre meselenin anlaşılmasından çok uzaktırlar, en azından eksiktiler. Söz konusu partilerin yaklaşımlarının olumlu ya da olumsuz hiçbir etkisinin olmadığını söylemek istemiyorum elbette. Seçimler gibi lokal bir olayın ortaya çıkardığı herhangi bir reel durumun hiç kuşkusuz daha önceden devreye sokulmuş bir büyük stratejinin neticesi olabileceğini söylemek istiyorum.
Cumhuriyeti kuranlar o günkü koşulları göz önünde bulundurarak ancak Batı ile uyumlu bir politika izleyerek, müdahalesini kaçınılmaz kılacak görüntülerden kaçınarak varlıklarını sürdürebileceklerini düşünüyorlardı. Bunun için de Batı’nın müdahalesini gerektirecek sorunların görünür olmaktan çıkarılması, tamamen Batılı bir görüntü vermenin gerektiği kanaatine vardılar. O günün kanaatine göre İslami bir görünümün yanında çok etnikli bir yapının Batı müdahalesine açık hale gelmek anlamına gelecekti ve taze Cumhuriyetin de bu müdahaleyi bertaraf edecek gücü yoktu.
Neticede çözüm olarak İslam’ın ve Kürtlüğün görünür olmaktan çıkarılmasına karar verildi ve bunun için de hepimizin bildiği son derece sert tedbirlere başvuruldu. İslami hayat tarzı Anadolu’nun kasabalarına, Kürtlük de yaşadıkları coğrafyanın köylerine ötelendi. Ama tabi günün birinde şehirleri, metropolleri zorlamamaları için orada da rahat bırakılmadılar. Yirminci yüzyılın ilk yarısı boyunca bilinçli bir şekilde büyük bir yoksunluk içinde yaşamaya zorlandılar.
Modern hayatın nimetlerine kavuşmak isteyenler, Müslümanlık hayat tarzını ve Kürtlüğü çağrıştıran giysilerini çıkararak İstanbul, İzmir gibi cennetlere kavuşabilirlerdi ancak. Fakat bu iki sosyolojiyi daha fazla durdurmak imkan dahilinde görünmüyordu artık.
Önce Menderesle birlikte İslami hayat tarzının ezan gibi bazı sembollerinin önü açıldı ve İslami kesimin büyük şehirlere göçü sağlandı. Kasabada, alabildiğine yoksunluk içindeki bir hayattan yeterince usandıkları hesap edilerek kurulan barajların kapakları açıldı.
Otuz, kırk yıllık siyasal çatışma sürecinden sonra Kemalizm ile Müslümanlığı uzlaştıran bugünkü sürece geldik. Sivri (!) yönleri yontulmuş İslami hayat tarzı Kemalizm için tehdit olmaktan çıkmıştı. O halde Kemalizm de süngüsünü göstermekten vazgeçebilirdi ve öyle oldu. Karşılıklı benzeşim ve dönüşüm.
Kökenleri kasaba yoksunluğunda direnen İslami geleneğe dayanan bugünkü başat siyasal akım da bu sosyolojinin bir sonucudur.
Bu bağlamda resmi ideolojinin iki korkusunu birden barındıran Kürtlerde durum biraz farklı gelişti. Onların sisteme adapte olmaları için daha fazla zamana ihtiyaç vardı. Çünkü aslında bütün bir Anadolu’nun dini yapısının temelinde Kemalizm’e göre fazla şeriatçı olan Kürt dindarlığı yatıyordu.
Kemalizm’in can düşmanı bellediği iki İslami anlayış vardı; Nurculuk ve Halidi-Nakşibendilik. İkisinin de kurucusu Kürt’tü. Bu yüzden sistem Kürt temsiliyetin, seküler bir cihete devrini sağlamak için yoğun çaba gösterdi. Nurculuğa son darbeyi FETÖ vurdu. Bugünlerde Halidi-Nakşibendilik ile ilgili tartışmalar genellikle Halid-i Şehrezori’nin Kürtlüğü üzerinde yoğunlaştırılarak yürütülmesi de dikkat çekicidir. Kemalizm iki can düşmanından kurtulmuş görünüyor.
Seksenli yıllarda Kürtler, Özal’ın başlattığı süreçle birlikte İstanbul, İzmir gibi büyük şehirlere göç ettiklerinde artık tamamen seküler bir temsiliyete sahiptiler. PKK’nın silahlı ve HDP’nin siyasal çizgisi.
Ama hem PKK hem de HDP bir enstürmandı. Kürtlerin sisteme adapte edilmeleri için kullanıldılar ve dini duyguların beslediği Kürtlük kimliklerinden bu seküler hareket tarafından soyutlanmış Kürt tarafı da sistem açısından tehdit olmaktan çıkmıştı ve Kemalizm bir kez daha süngüsünü kınına soktu.
Zemin yumuşatıldı ve başında Dersimli bir Alevi-Kürt bulunan ve Kürtlüğe belirgin bir şekilde meyilli olduğunu özellikle hissettiren CHP’nin yanında yer almaları sağlandı. 31 Mart Yerel Seçimleri’nde ortaya çıkan tabloyu bir de böyle okumak gerekir.
Ben şahsen Kemalizm’in bu başarısına şapka çıkarıyorum. CHP’nin temsil ettiği Kürt mağduriyetini bayraklaştırarak yola çıkanların günün sonunda CHP’nin saffında yer almaları az bir başarı mıdır Allah aşkınıza.
Tanrı’ya şükür artık sistemin beka gibi bir sorunu kalmamıştır.