Süleyman Cevdet
Mısırlıaraştırmacı yazar
TT

Kudüs yolu Bahreyn’den geçiyor!

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın ya da temsilcisinin Bahreyn konferansında söylenecekleri kabul etmek ya da tartışmak için değil, aksine kürsüden Yüzyılın Anlaşmasına karşı Filistin tutumunu deklare etmek için bu konferansa katılmasını temenni ediyorum.
Mevcut bilgilere göre konferans, 25-26 Haziran tarihlerinde Bahreyn’in başkenti Manama’da düzenlenecek. Konferansın sloganı ise “Refah için barış” olacak. Yine mevcut bilgilere göre konferans, Yüzyılın Anlaşması’ndaki ekonomi şıkkını ele alacak ve bu konferansa hükümetler de katılacak. Hükümetlerin yanı sıra bu konferansa iş insanları ve sivil toplum örgütlerin temsilcileri de gelecek.
Daha önce ABD, Ramazan ayından sonra ilk defa anlaşmanın detaylarını açıklayacağını dile getirdi. Fakat o zaman ABD, anlaşmanın ekonomi ve ekonomi dışı şıklara sahip olduğunu belirtmedi. ABD, geçtiğimiz Pazar günü Bahreyn’le yaptığı ortak açıklamada Manama konferansını duyurduğu ve zamanında katılmaya davet ettiği zaman bu durum, büyük ölçüde bir sürpriz oldu. Zira önceden konferansla ilgili herhangi bir açıklama yapılmadı.
Konferansın düzenlenmesine yaklaşık bir ay gibi bir zaman olmasına rağmen hiç kimse, anlaşmanın siyasi şıkkının Manama konferansından önce açıklanıp açıklanmayacağını ya da bunun farklı bir şık olup olmayacağını bilmiyor.
Tabi siyasi şık, ekonomik şıkka paralel olarak ya da ekonomik şıktan önce açıklanabilir. Veyahut halkın tepkisini ölçmek amacıyla Manama konferansının düzenlenmesi için siyasi şıkkın açıklanması daha sonraki sürece bırakılabilir. Fakat biz, bu konferansın herhangi bir yönden anlaşmanın siyasi şıkkını ele almayacağını biliyoruz. Çünkü yayınlanan ortak açıklamaya göre tek önemli konu, Filistin halkı için parlak bir gelecek inşa etmeye odaklanmaktır.
Tüm bunları bir kenara bıraktığımızda Manama konferansı, aylardır anlaşmayla ilgili yaşadıklarımızı, duyduklarımızı, okuduklarımızı, takip ettiğimiz haberleri, detayları, tahminde bulunduğumuz ancak izine rastlayamadığımız şekli ve içeriği ele alan ilk resmi platform olacaktır.
Elimizde somut bir şey olmadan Yüzyılın Anlaşması’yla ilgili söylentileri takip ederek yaşadık. Çoğu kez bu durum, büyük felsefi düşüncelere benzediğinden dolayı hakkında konuşulan kara kedi meselesini andırmaktadır. Onlar, karanlık bir odada kara kediyi aradı. En nihayetinde şunu keşfettiler: “Oda, karanlık ise bu durumda kedi, sadece siyah değildir. Aynı zamanda kedi, odada da mevcut değildir.”
Konferans, 4 gün önce duyurulduğu zaman ilk defa şu ortaya çıktı: Belki de odanın karanlık ve kedinin de siyah olduğu doğrudur. Ancak aylardır düşündüğümüz şekilde ne oda karanlık ne de kedi siyahtır. Aslında kedi mevcut. Anlaşma ya da kedi denmesi için Bahreyn’de yapılacak konferansı buna delil göstermiyorum. Çünkü kedi/anlaşma, ilk defa ortaya çıkıyor ve ilk defa çehresini gösteriyor.  
Konferansın duyurulduğu ilk andan beri Filistin, iki düzeyde net bir tutum sergiledi. Öncelikle Filistin Kurtuluş Örgütü’nün(FKÖ) Yürütme Komitesi Üyesi ve Sosyal Kalkınma Bakanı Ahmed Majdalani, konferansa Filistin’den bir katılım olmayacağını ve konferansa katılacak herhangi bir Filistinlinin ancak ABD ve İsrail işbirlikçisi olacağını dile getirdi.
Öte yandan Filistin Dışişleri Bakanlığı’ndan net bir açıklama yapıldı. Açıklamada “Konferansın çağrı yaptığı ekonomik barış, uluslararası kararlara dayanan siyasi barışın önüne geçmemelidir. Filistinliler arasında bir karış topraktan vazgeçmeyi kabul eden ya da işgal altındaki topraklarda başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devletinin kurulması noktasında pazarlık yapan bir katılımcı göremeyeceksiniz” ifadelerine yer verildi.
Konferansın ilan edildiği ertesi gün Filistin Başbakanı Muhammed Iştiyye, bir toplantı düzenledi. Iştiyye, toplantıda “Filistin-İsrail çekişmesinin çözümü, sadece siyasi olacaktır. Ekonomi meselesi, siyasi çözümün bir sonucudur. Filistinliler, işgal altında yaşam şartlarını iyileştirme yollarını aramıyor” dedi.
Genel anlamda Arapların da Majdalani’nin sözüne ve Filistin Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına katıldığını göreceksiniz. Araplar da Filistinlilerin kabul ettiği şeyi kabul etme noktasında hemfikirdir.  Filistinliler, genelde Yüzyılın Anlaşması’na karşı böyle bir tutum sergilediği ve özelde ilk konferans hakkında böyle bir görüş benimsediği sürece buna saygı gösterilmeli ve bunun dışındaki alternatiflere itibar edilmemelidir.
Ancak bu görüşlerin konferansta değil de konferans dışında söylenmesi, Amerikalıların bu görüşleri, konferans kürsüsünden değil de medyadan duyması ve Filistinlilerin konferansa katılan herhangi bir Filistinliyi Washington ya da Tel Aviv’in işbirlikçisi olarak görmesi gerçekten sorun teşkil edebilir.
Görevi ne olursa olsun Filistinli birisi, Manama konferansına gidip kürsüye çıksa ve dünyaya aşağıdaki ifadeleri söylese ne olur:
“Filistinliler, Filistin meselesini çözmeye çalışan her konferansa karşı oldukları için değil, aksine öncüller daima sonuca götürdüğü için bu konferansa yönelik çağrıyı reddediyor. Çünkü Filistinlilerin kabul ettiği tek sonuç, işgal altındaki topraklarda başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devletinin kurulmasıdır. Zira öncülleri görmezden gelen, incelmeyen ve kabul etmeyen bu tarz bir konferans, böyle bir sonuca götürmeyecektir.”
Dünya, bu ifadeleri aynı konferansta duysa ne olur? Bu ifadelerin sahibi, ABD ya da İsrail’in ajanı mı yoksa ülkesinin, halkının ve toprağının ajanı mı olur?
Filistinliler, daha önce boykot silahını denedi. Her defasında silahın hedefi vurmadığını, amacı gerçekleştirmediğini ve uzun vadede Filistin meselesine fayda getirmeyeceğini açıkladılar. Bu defa katılım silahını denesinler. Gelişmelerin merkezinden anlaşma sahipleriyle yüzleşsinler. Sonuçta hiç kimse, istemedikleri bir şeyi kendilerine dikte etmeyecektir. Filistinliler de her Filistinlinin isteklerine zarar veren bir şeyi kabul etmek zorunda değiller.
Filistinlilerin Manama konferansına katılmaması, konferansın düzenlenmesine engel değildir. Fakat konferansta kürsüye çıkıp “Filistinliler burada. Filistinlilerin görüşü ve bakış açısı budur. Filistinliler bu görüşe ve bu bakış açısına sıkı sıkıya bağlıdır. Her Arap, bu konuda Filistinlilerin yanında durmaktan başka bir seçeneğe sahip değildir. Çünkü bu görüşe ve bu bakış açısına sahip kimse, dava sahibidir” demek daha etkili olabilir.