Fıkıh ilmi, Hicri 2. asırda, Müslümanlar Hz. Peygamber’den (s.a.v) kendilerine ulaşan Hadislerin tüm yeni meseleleri kapsamadığını gördüklerinde kuruldu. Ebu’l-Feth Şehristani bu durumu şöyle niteler, “Hadiseler ve gerçekler sınırsızdır, saymakla bitmez. Her yeni hadise için bir nassın bize ulaşmadığını çok iyi biliyoruz. Her ne kadar naslar sınırlı ise de hadiseler sınırsızdır. Sınırlı olan bir şey sınırsız olanı her yönüyle kuşatıp disipline edemez. Dolayısıyla kıyas ve içtihadın gerekliliği tartışma götürmez bir meseledir.”
İçtihadın ve hüküm ortaya koymanın temel kurallarını ilk defa belirleyen İmam Şâfiî’dir (ö. 204). “Er-Risale” adlı kitabı fıkıh usulü alanında yazılmış ilk eser kabul edilmektedir. Ancak içtihadı ilk defa uygulamaya koyan Ebu Hanife (ö.150) ve onun öğrencileridir. O zamandan beri fıkıh ilmiyle iştigal edenler iki ekole ayrıldılar: Birincisi "ehl-i rey" ekolüdür. Naslardan istifade etmekle beraber, şahsi görüş ve içtihadlara dayalı genel kuralların ortaya konması için çabalar. Her yeni hadise –şayet dini bir hüküm gerektiriyorsa- bu fıkhi kuralların kaynaklığında çözüme kavuşturulur. Bu görüş, mantıken şöyle bir sonuç ortaya koymuştur; Şeriat nasların içerisine yerleştirilmiş bir dizi ahkâm değildir, bilakis yöntemdir, felsefedir ve ameldir. Bunlar ise Kur’an ve Hadislerde zikredilen bazı meselelerdeki hükümler ve meseleler üzerinden açıklığa kavuşturulmuştur. Akli delilleri esas almak, dini hükümlerin yenilenmesine imkân tanırken, asrın getirdiği problemlere de çözüm üretilmiş olmaktadır. Bu elbette içtihada dayalı şeriat hükümlerinin sürekli gözden geçirilmesini gerekli kılmaktadır. Dolayısıyla, hükme konu olan maddi veya kültürel çevrede zaman veya mekân açısından bir farklılaşma olduysa söz konusu fıkhi hükümde de farklı bir görüşün ortaya çıkması beklenir.
Rivayeti önceleyen “ehl-i hadis” ekolü ise şahsi görüşü dikkate alır gibi görünse de dini hükümleri nasların belirlediği çerçeve ile sınırlandırır ve bağlayıcı dini hükümler tesis etmede içtihada kapı aralamaz. Bu görüş, mantıken şöyle bir sonuç ortaya koymuştur; Bu dinin ve şeriatın bir sahibinin olduğunu kabullenmek, hüküm koyucu Yüce Allah’ın çizdiği sınırlar içinde kalmayı gerekli kılar. Ahkâmın tesisinde -işlevselliği ayan beyan açık olsa dahi- naslara paralel parametreler ortaya konamaz. İki ekol arasında değer argümanları bakımından da farklılıklar vardır. Ehl-i rey ekolünden olanlar, dinin amacının dünyanın mamur edilmesi olarak görürler. Dünyası mamur olan, ahirette de kurtulur derler. Ehl-i hadis ekolünden olanlar, yaratılmanın amacını yaratana kulluk yapmak olarak görürler. Dinin gönderiliş amacı ahirette kurtuluşu sağlamaktır. Zaten Rabbimiz de bunu bu şekilde ifade ediyor. Dolaysıyla bir mümine düşen görev, dünyası pahasına dahi olsa ahirete hazırlanmaktır derler.
Yukarıdakilerden de anlaşıldığı üzere, ilk ekolün (İçtihad-rey) toplumun maddi ve kültürel gelişimi ile daha fazla etkileşime girebileceği açıktır. Ancak bu görüşün yaygın hale gelmesi, din-dünya ayrımının ortadan kalkmasına ve yaşamdaki dini karakterin azalmasına yol açacaktır. İkinci ekol (Rivavet merkezli) ise iki taraflı (din-dünya) dinamik bir yapıya daha meyilli. Din ve dünyayı ayrılmaz bir bütün olarak görüyorlar. Bu bağlamda ehl-i rey ekolünden olanlar, dini karakteri ihmal etmeseler de din-dünya ayrımına daha fazla vurgu yapıyorlar.
İçtihad'ın ortaya çıkması, Müslümanların dini yaşamlarını geliştirme ihtiyacının bir ifadesi olmasına rağmen, birçok nedenden dolayı geri plana atıldı ve Rivayeti önceleyen “ehl-i hadis” ekolü bir şekilde daha baskın hale geldi. Günümüzde artık aklın bağımsız bir rolü kalmadı. Nassa tâbi bir olguya dönüştürüldü, dolayısıyla kendisine ikincil bir pozisyon atfedildi. Bu nedenle, âlimler modern yaşamın getirdiği sorunların çözümlerini rivayetlerde veya geleneksel literatürde yer alan yorumlarda bulmaya çalışıyorlar. Onlar da çok iyi biliyorlar ki akla nassa eşdeğer bir rol vermedikçe çözüm üretmek imkânsızdır. Ancak böylesi bir karar, daha önceki makalelerde açıkladığım gibi, fakihin temel aldığı anlayış veya felsefede ciddi değişikliklerin yapılmasını gerektirir.
TT
Ehl-i hadis ekolünün Ehl-i reye egemenliği
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة