Etiyopya’nın Nahda Barajı ile ilgili vizyon çatışması herkes için bir ikilem

Etiyopya’nın Nahda Barajı ile ilgili vizyon çatışması herkes için bir ikilem

Salı, 8 Ekim, 2019 - 11:15

Her ne kadar Etiyopya-Mısır ilişkileri son 4 yılda genel olarak istikrarlı bir iyileşmeye tanıklık etse de Nahda Barajı meselesi aksi yön izliyor. Aynı şekilde bu iyileşme, ilk yıllarda barajı doldurma kuralları ve Nil sularının döküldüğü iki ülkenin sabit çıkarları ve kazanılmış hakları ile çatışmayacak şekilde çalışma prosedürleri hakkında detaylı bir anlaşmaya varılma çabalarına da yansımıyor. Bu tür bir anlaşma, şeffaf bir iş birliği, yağmurun çok ya da az olduğu yıllarda nehrin debisi ile ilgili sürekli bir bilgi paylaşımını gerektiriyor. Dolayısıyla Mısır açısından bu, uzun yıllar boyunca bütün Mısırlıların yaşam döngüsünü ilgilendiren bir mesele.

Geçen eylül ayında düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu görüşmelerine katılan Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’nin bu konuda uzlaşının olmaması ve bunun Nil havzası ülkeleri ile bizzat Mısırlıların hayatı üzerindeki olumsuz etkilerine yönelik uyarıları ile ülkesinin bu emrivakiyi kabul etmeyeceğine yönelik sözleri oldukça dikkat çekiciydi. Çünkü bu, Etiyopya’nın Mısır’ın önerilerini kabul etmeyi reddeden tutumu karşısında Mısır’ın duyduğu yüksek derecedeki endişenin açık ve net bir şekilde ifade bulmuş haliydi. Etiyopya Mısır’ın barajı doldurma kurallarının her yılın su miktarı ve Nil’in taşkınlık durumu ile uyumlu, esnek bir şekilde belirlenmesi ile ilgili önerisini reddediyor. Hatta bunu bilimsel olarak tartışmayı bile kabul etmiyor.

Gördüğümüz gibi Mısır, krizi siyasi değil bilimsel bağlamda ele alıyor. Bu bilimsel bağlam, Etiyopya’nın baraj inşaatını tamamlamasının ardından barajı doldurma senaryolarının olası etkilerine ilişkin sistematik anlaşmazlıkların ortak icraatlar aracılığıyla çözümüne dayanıyor. Bu yüzden Mısır, bir yandan Etiyopya’ya elektrik üretimi veya tarımsal genişleme ile ilgili konularda projeden faydalanmasına izin veren diğer yandan da Mısır ve Sudan’ın haklarını gözeten kapsamlı anlaşma gereğince barajın yönetimi sürecine katılmayı talep ediyor. Nitekim Sisi yönetime geldiği 2014 yılından itibaren iki kriterli bir denkleme dayanan bu formüle işaret ediyor. Bu formül, Etiyopya’nın kalkınma ve gelişme hakkını, dolayısıyla barajı bölgesel nitelikte bir kalkınma projesi olduğunu kabul ediyor. Ama aynı zamanda Mısır ve Sudan’ın Mavi Nil sularındaki haklarını da güvence altına almayı amaçlıyor. Mısır pratikte kontrol edilebilir bir düzeyde olması şartı ile bir miktar zarara uğramayı da kabul ediyor.

Mısır, bu politika doğrultusunda üç tarafın da kabul edebileceği bir öneride bulunması umuduyla Dünya Bankası uzmanlarının müzakerelere katılmalarını önerdi. Ancak Etiyopya bunu reddetti. Yine Mısır son olarak BM aracılığıyla uluslararası camianın müdahalesini ya da ABD veya uluslararası arabulucuğu kabul etmeyi önerdi. Ama Etiyopya bunu da kabul etmedi.

Etiyopya’nın tutumu ise egemenliğe dayalı bir siyasi ilkeden hareket ediyor. Bu ilkeye göre Etiyopya, topraklarından geçtiği için çıkarlarına ve önceliklerine göre Nil'den faydalanma hakkına sahiptir. Nil sularının döküldüğü iki ülkenin çıkarları ise Etiyopya’nın çıkarlarından sonra gelmektedir. Diğer bir deyişle Mavi Nil herşeyden önce bir Etiyopya nehridir. Dolayısıyla Mısır ve Sudan, Etiyopya’nın kendi ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra kendilerine lütfedeceği su oranını belirleme ya da bu konuda kendisine kısıtlama getirme hakkına sahip değildir. Buna dayanarak Etiyopya, nehrin debisi, barajın teknik özellikleri, yağmurun az ya da çok olduğu yıllarda barajı nasıl yöneteceği ile bilgileri paylaşmayı reddediyor.

Etiyopya, Nil nehrine ilişkin politik tarihine dayanarak bölgesel olarak Nil’in sularının kullanımı ile ilgili herhangi bir belge imzalamayı reddediyor. Mısır ve Sudan’ın Nil sularındaki haklarını belirleyen 1929 ve 1959 anlaşmalarını da kabul etmiyor. Anlaşmaların tarafı olmadığı gibi şekli bir nedenden dolayı bu iki anlaşmanın kendisini ilgilendirmediğini düşünüyor. 2015 yılının mart ayında Mısır ve Sudan ile imzaladığı çerçeve anlaşması ile 1993 yılında dönemin Mısır Devlet Başkanı Mübarek ile Etiyopya Devlet Başkanı Meles Zenawi arasında imzalanan anlaşma beyanı ise Etiyopya için iyi niyet göstergesi olan birkaç genel ilkeden başka bir şey değil. Bu ilkelerin uygulanması da her şeyden önce Etiyopya’nın vizyonuna bağlıdır.

Görüldüğü gibi iki tarafın vizyonu birbirinden tamamen uzak ve her biri diğer tarafın reddettiği çıktılara sahip. Bu yüzden burada mantıksal olarak sorgulanması gereken şey, ikili ilişkilerdeki iyileşmenin bu ikilemin çözümünde ne kadar etkili olacağıdır. Yine bu ilişkilerin Nil sularındaki tarihi haklarını ve asgari düzeyde çıkarlarını korumak için Mısır’ın başvurabileceği yöntemlere nasıl yansıyacağı da bir soru işaretidir.

İki ülkenin üst düzey yetkilileri arasındaki kişisel temasların, ticaret ve ekonomi alanında yaşanan nisbi iyileşmenin şu ana kadar bu meselede doğrudan bir etkisinin görülmediği açık. Hatta Kahire’nin Addis Ababa ve Nil havzasındaki diğer ülkeler ile ikili ilişkilerini geliştirmeye verdiği önem Etiyopya tarafından aksi bir şekilde Mısır tutumunda bir zayıflık olarak okunuyor. Mısır Cumhurbaşkanı Sisi de eylül ayında katıldığı Gençlik Konferansı’nda yaptığı konuşma sırasında Nahda Barajı ile ilgili müzakarelerin duraklamasından bahsederken buna benzer bir konuya değindi. Sisi, Mısır’da 2011 yılından sonra yaşandığı gibi bir noktada devletin yıkılmasının başka ülkelerin, söz konusu ülkenin su haklarını görmezden gelmesine yol açabileceğini belirtti. Daha önce 100 milyar metreküp suya sahip olan Irak’ın şu anda yalnzca 30 milyar metreküp suya sahip olabildiğine işaret etti.

Öte yandan 2015 yılında imzalanan, baraj ve Mısır ile Sudan’a etkileri ile ilgili pratik sorunları çözmek için uluslararası hukuk temel alan 10 ilkeyi içeren çerçeve anlaşmasının da Etiyopya’nın tutumu üzerinde bir etkisinin olmadığı çok açık. Hatta tam aksine bu ilkeler -ki bazıları geniş terimlerle formüle edilmiş- Etiyopya tarafından daha önce olduğu gibi farklı yorumlara izin verecek şekilde ele alınıyor. Geriye şu zor soru kalıyor: Mısır haklarını korumak ve mümkün olduğunca az zarara uğramak için nasıl hareket edecek?

Burada Mısır’ın vizyonunda birden fazla insani ve gerçekçi nedenden dolayı herhangi bir askeri seçenekten bahsedilmediğine dikkat çekelim. Çünkü bunun önerilmesi bile Etiyopya ile sınırlı kalmayıp bütün Nil havzası ülkelerine uzanacak aksi sonuçlara yol açabilir. Mısır da bunu hesaba katıyor.

Bu nedenle aktif, geniş politik ve diplomatik eylemlerin eşlik ettiği müzakareler halen Mısır’ın bu konudaki politikasının temelini oluşturuyor. Mısır’ın önünde geniş bir eylem yelpazesi var. Ancak bunların sonuç vermesi 3 şartın yerine gelmesine bağlı.

Bunlardan ilki Mısır’ın kaygıları hakkında geniş bir Afrika uzlaşısı olması. Bu uzlaşı, Etiyopya’nın üzerinde gerçek bir baskı oluşturarak daha esnek davranmasını sağlayabilir. Bu yönde bazı adımların atılmış olduğu doğru ama halen verimli sonuçlara ulaşılamadı. Dolayısıyla bu yönde daha yoğun bir çaba harcanması gerekiyor.

İkincisi, devrik el-Beşir rejiminin politikalarının etkilerinden daha tam olarak iyileşememiş gibi görünen Sudan ile daha fazla koordinasyon içinde olmak.

Üçüncüsü de Nahda Barajı ve Etiyopya’nın inadının Mısır’ın herhangi bir Arap, Afrika ya da büyük ülke ile ilişkilerinde daimi mesele haline gelmesi. Büyük Arap ülkelerinin bu konuda anlaşmalarının ve Mısır’ın su hakkını desteklemelerinin bütün Mısırlıların umduğu olumlu etkiyi sağlayacağı kesindir.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya