Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

​Masumiyet ve otoritelerin profesyonelliği arasında halk hareketleri

​Masumiyet ve otoritelerin profesyonelliği arasında halk hareketleri

Pazar, 15 Aralık, 2019 - 14:15
Nebil Amr
Filistinli siyasetçi ve yazar

Tahrir meydanı, en parlak, ışıltılı ve yaratıcı günlerini yaşarken Mısır’ın tamamını bu meydanda görmeniz mümkündü.

Merhum arkadaşım yazar Hayri Mansur ile birlikte saatlerce meydanda dolaşmıştık. Halkalar halinde dağılmış, sırayla bu yerde toplanmalarını sağlayan motivasyonları açıklayan gruplar arasında tanıdığımız ve tanımadığımız aktivistlerle konuşmuştuk.

Tahrir Meydanı’nın sonunda, ondan birkaç metre uzaklıkta, Kahire’nin politik ve kültürel tarihi eserlerinden biri sayılan, entelektüel sınıfın yıldızlarının her konudan konuşmak için bir araya geldiği Riş Kahvehanesi vardır. Yazar, gazeteci ve sanatçı dostlarımız ile buluşacağımız o kahvehaneye doğru yürürken arkadaşımla, gördüklerimiz ve duyduklarımızdan çıkardığımız sonuçları konuşmuştuk.

İkimiz de Tahrir’de toplananların motivasyonlarının çeşitliliğine ve farklılığına, sosyal, siyasi ve fikri farklılıklarına hayran kalmıştık. Ama bunun yanısıra halk hareketinin geleceği ve sonuçları ile ilgili endişelerimiz de vardı. Bu endişemiz objektifti. Çünkü bunun gibi ne lideri ne de örgütlü bir gücü olan ama taleplerini başarılı bir şekilde somutlaştırma gücüne sahip bir halk hareketinin ipleri, sonunda insanların yaşamlarında derin köklere sahip bir devletin eline geçebilirdi. Yahut Tahrir Meydanı’nın onlar için  Yusuf el-Karadavi’nin minberinden çok daha fazlasını ifade ettiği Müslüman Kardeşler (İhvan) tarafından ele geçirilebilirdi. Her ne kadar gençler, onların devrimlerine ve sonuçlarına el koymaya hazırlanan İhvan’ı karşı çıkarak onları zorla bu platformlardan uzaklaştırmış olsalar da.

O dönemde Yüksek Askeri Konsey’in temsil ettiği Mısır’daki derin devlet, iç ve dış faktörlerden yararlanarak, anti-demokratik İhvan’ın demokratik yollarla iktidara ulaşmalarının önünü açmaya çalışmıştı. Mısır’daki en disiplinli ve örgütlü kurum olan ordu, halk hareketini bastırmak, İhvan’ın halk hareketinin birinci başarısı olan rejimi devirmelerinden yararlanarak iktidara gelmesini engellemek için kullanılmadı. Bunun yerine olayların olduğu gibi gelişmesine izin verildi. İhvan’ın deneyimsiz ve devlet yönetiminde kabiliyetsiz oldukları için başarısız olacağına güvenildi. Bunun, derin devletin muhafızlarının tarihi misyonlarını geri almaları için değerli bir fırsat sağlayacağı düşünüldü. Nitekim böyle de oldu.

Tahrir Meydanı deneyimi hakkında son söyleyebileceğimiz, milyonları harekete geçiren halk masumiyetinin, sembol olarak Mübarek’i devirmeyi başardığı ama aynı zamanda derin devletin muhafızlarının dikkatini rejimlerini daha çok korumaları gerektiğine çektiğidir. Bu, bugüne kadar da devam ediyor.

Tahrir Meydanı’nın ruhu ve motivasyonları, Beyrut’taki Şehitler ve Riyad es-Sulh meydanlarına taşındı. Bütün Lübnan’ı kapsayacak şekilde yayıldı. Tahrir Meydanı, Mısır halkının ruhundaki bütün gizli istekleri ve renkleri bir araya getirdi. Lübnan meydanları da on yıllar boyunca ülke ve halkın sıkıştırıldığı ve kendisine kan göllerinin eşlik ettiği kalıpları kırmayı amaçlayan halk gayreti ile çok daha zor bir şeyi bir araya getirdi.

Motivasyonun gücü, taleplerin sadeliği ve meşruiyeti ile kanıtlandı. Bu talepler, en güzel şehri birikmiş çöp yıığınlarından temizlemekten yeni bir politik sistem doğurmaya kadar uzandı. Yönetici sınıf tarafından bir ganimet gibi paylaşılmayan, şekli nedeniyle yüz milyarlarca doların heder etmeyen bir sistem talep etti. Kuşkusuz, bu büyük miktardaki paraların bir bölümü bile doğru yerde harcansaydı Lübnan, alıştığımız gibi ya da sandığımız gibi yeniden Ortadoğu’nun en iyi ülkelerinden biri olurdu.

Basit yahut doğal sayılan insani talepleri, yönetimi ve gücü tekelinde bulunduranlar tehlike çanları olarak gördüler. Bu da onları, bu fenomeni daha fazla büyümeden sona erdirmek, ayaklanmacılara kötünün iyisi şartlarını dayatmak için sahip oldukları tüm imkanları seferber etmeye itti.

Yani ayaklanmacıların önünde iki seçenek var.

Ya ülkeyi iç savaşa götürebilecek büyük bir isyan planlayan yabancı büyükelçiliklerin işbirlikçileri olarak suçlanmayı kabul edecekler.

Ya da akıllarını başlarına alıp taleplerini, rejimin muhafızlarının nüfuzlarını zayıflatmayacak ve onları rahatsız etmeyecek şekilde en aza indirgeyecekler.

Hala devam eden Lübnan halk hareketi, Irak halk hareketi ile aynı zamana denk geldi. 

Motivasyonları ve mekanizmaları ile iki hareket arasında birçok ortak nokta bulunuyor. Ama Irak halk hareketi Lübnan’dan daha kanlı. Lübnanlılar, giriştikleri ve mevcut yönetim formülü ile sona eren iç savaşların hatıralarını hala koruyorlar.Bu yüzden kan dökülmemesi konusunda daha dikkatliler.

Iraklılar ise yeni ve gerçekleri Lübnan deneyiminden daha etkili bir deneyim yaşıyorlar. Geçmişte Mezopotamya “İki nehir arasındaki ülke” (Fırat ve Dicle) adıyla bilinen ülkeyi bugün, “İki trajedi arasındaki ülke” adı daha iyi tanımlar hale geldi.

Bu trajedilerin ilki, muhaliflerini bastırmak için yasaklı silahlar dahil her türlü baskı yöntemini kullanan, gözünü kırpmadan katliamlar işleyen Saddam rejimiydi.

İkincisi ise, Irak’ı, halkını, dini gruplarını ve mezheplerini İran rejiminin gündeminde birleştiren İran trajedisi.

Bu nedenle Irak, çıkacağı iddia edilen bir dünya savaşının bedelini ödemek zorunda kalıyor. Halihazırda Irak’ta yaşananlar nedeniyle dökülen kanın haddi hesabının yapılması zor olabilir. Ama bu ülkenin kalkınma ve gelişmesinin belirsiz bir süreye kadar durduğunu anlamak zor değil.

Iraklılar, Mısırlılar ve Lübnanlılar gibi basit ve doğal hakları için ayaklandılar. Irak halkı sokaklara dökülmekte haklı. Çünkü petrol, kültür ve medeniyet rezervleri yönünden Ortadoğu’nun en zengin ülkesinde vatandaşların büyük bir çoğunluğu yoksulluk sınırının altında yaşarken, yöneticileri dünyanın en zenginlerinin üst sınırında yaşıyorlar.

Ben ve arkadaşım Hayri Mansur, Tahrir Meydanı hareketi için endişelendiğimiz gibi şimdi de Lübnan ve Irak halk hareketleri için endişeleniyoruz.

Çünkü masumiyet, etik ve değer olarak bu iki halk hareketinde daha derin ve etkili görüntülerle ifade buldu.

Fakat, profesyonel otoriteler bu ikisine de sahip değiller...


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya