Her sıçrama bir yüzleşmeyi içerir…

Her sıçrama bir yüzleşmeyi içerir…

Cuma, 28 Şubat, 2020 - 08:15

Mevcut olumsuz şartları aşmanın en temel yöntemi, kişinin o şartlar ile yüzleşmesini sağlamaya yönelik bir iradeyi harekete geçirmenin zeminini kurmaktır. Her yüzleşme, kendisi dışında başka yüzleşmeleri zorunlu kılar. Bir tek yüzleşmeden söz edilemez! Hayat içinde birden fazla yüzleşeceğimiz durumlar söz konusu edilebiliniyor.

Yüzleşmede önceliğin neye yönelik olacağı aslında yüzleşmenin sağlam bir zeminde gerçekleşmesi için gerek şarttır. Tabii ki her alanda yüzleşme yapmak ilk yüzleşmeye bağlı olarak öne çıkartıldığı gibi eğer o yüzleşme gerçekleşmişse buna ihtiyaç kalmayabilir. Ancak, başlangıca temel teşkil edecek ilk yüzleşme gerçekleşmemişse yapılacak bütün yüzleşmeler eksik kalmaya mahkûm olacaktır.

Bu noktada ilk yüzleşmeyi neye yönelik gerçekleştirmeliyiz?

İnanç kümesine dair yüzleşme… Toplumsallığın üzerine kurulu olduğu kültürel doku ve değere yönelik yüzleşme… Siyasi iktidarın ve iktidar olgusunun kendisi ile yüzleşme… İlişkiler ağı ile ilgili ilkelere yönelik yüzleşme… Ahlaki yapının yozlaşmasına matuf ahlaki yüzleşme… Adalet duygusunun işlevselliği ve uygulanışı üzerine oluşan şüpheye dair adalete yönelik yüzleşme… Hukuk ve hukukun uygulanışı üzerine oluşan toplumsal rahatsızlıkların olgusu ile yüzleşme, hukuka dair yüzleşme…

Bu yüzleşmelere dair daha onlarca konu eklenebilir. Bilgi ve biliş süreçlerine dair yüzleşme gibi… Fakat yüzleşmenin başlangıç adımını belirgin kılmanın yöntemi; yüzleşme süreçlerinde sürekli aynı tekrarı ortaya çıkaran temel sebebi dikkate almak zorunluluğu kendisini hissettirmektedir. Yukarıdan itibaren dikkate sunduğumuz yüzleşme olgularının hepsinde ortak bir durum söz konusu… İnsan… Her yüzleşmede insan tekinin varlığı ve edimleri belirleyici olmaktadır. Yani hangi olguyu ele alırsak alalım, konu insanın kendisine gelmekte ve ona dair yaklaşımın belirleyiciliği dikkate sunulmaktadır. Çünkü insan teki, en doğru olan bir olguyu, durumu veya aracı yanlış kullanma becerisine sahip olan tek varlık türüdür. Bu yüzden yüzleşmedeki ilk adımın kişinin kendisi ile yüzleşmesi olduğu gerçeğini dikkate sunmalıyız…

İnsan, sahip olduğu inançları, düşünce sistematiği, mantığı, dili, bilişsel süreçleri, değeri, bilgiyi, ilişkiyi, yönetme becerisini, tabi olma istidadını vesaire iyi, güzel, doğru, yararlı, istifadeye açık, geliştirici, düzeltici veya kötü, çirkin, olumsuz, bozucu vesaire olarak kullanabilir. İnsan sahip oldukları üzerinden çok katmanlı bir yapıya haizdir. Bu çok katmanlı yapı içinde bir yüzleşmeyi sağlamak konusunda da doğru bir adımı atmanın ilkini ortaya çıkarmak esasa taalluk eder. Bu temel gerçeği dikkate almadığımızda yaptığımız yüzleşme, başarılı bir şekilde başka yüzleşmelere kapı aralayamayabilir. Bu yüzden bu çok katmanlılığı aşmanın ve insana dokunmanın bir ilk noktasını bulmak zorunluluk addediyor.

İnsanın çok katmanlı yapısı içinde bir şey olmalı ki bu diğer bütün katmanları da etkileyecek ve geliştirecek bir özelliğe sahip olmalıdır. İşte bu noktada insanın fazlalıklarını atarak işe başlamalıyız. İnsan, ne olmazsa insan olmaktan çıkar? Bu sorunun cevabı bize başlangıç adımını gösterecektir. İnsan, inançlarını terk eder ve yeni inançlara sahip olabilir. İnsan, bilgisini unutursa yeni bilgilere ulaşacak potansiyelini harekete geçirir. İnsan ilişkilerini ter eder, ancak yeni ilişkileri veya farklı kesimlerle ilişki kurma becerisi üzerinden bunu yenileyebilir. Öyle bir şey olmalı ki onu terk ettiğinde bir daha yerine koyamayacağı gibi ondan sonraki bütün katmanları da etkileyebilecek bir konumu ihtiva etmelidir. Aslında yukarıdan itibaren saydıklarımız aynı zamanda bu ilk başlangıca dayalı olarak yeniden ele alınabiliyor. İnsanın bu kaygı durumunu, ontolojik güvenliği meselesini doğru bir zeminde kurmanın en temel yolu: anlam dünyasıdır. İnsan, anlamı üzerinden kendi çok katlı yapısı içinde her katmanını doğru bir şekilde harekete geçirebilir.

Anlam, insanın kendisi ile yüzleşeceği en temel konumudur. Çünkü insanı tüm varlık kategorileri ile ilişkiye yöneltirken, elde edeceği bilgi, beceri ve yorum kabiliyetini kullanırken bu anlama dayalı olarak varlık kazandırdığı bilinmektedir. Çünkü insan anlamsız olduğu andan itibaren bir hiçliğe düşecektir. Bu hiçlik onu yabancılaştırdığı gibi yapacağı her işte de anlamsızlığı öne çıkartacağı için saçmaya düşmeye hazır halde olacaktır. Bu yüzden insan, ilk yüzleşmesini bu anlam’ın neliği meselesini netleştirmekte kullanmalıdır.

İnsan anlamdır.

İnsanın kendi bütünlüğünü oluşturan da bu anlam ile mümkün hale gelebilir. Bu anlam aynı zamanda insanın dünü, bugünü ve yarınını kuşatacak bir düzeyi ihata etmesi şarttır. Yani her hangi bir anlam değil, insanın kendi bütünlüğünü oluşturacak bir zemini kurması ve süreklileştirerek varlık kazandırmasını sağlayan bir şey olmalıdır.

İnsanın sürekli kendisine dönerek yaptıklarının ve düşündüklerinin hesabını kendisine vermesini sağlayacak olan anlamın kendisini bizatihi kesinliğe ulaştırması ve bu kesinlik üzerinden sürekli diğer katmanlarını da hesaba çekerek ıslaha süreklilik kazandırması elzemdir. Yani mesele, tek boyutlu bir yüzleşme değil! İnkişaf için sürekli bir yüzleşmeler yumağını harekete geçirmek ve böylece sürekli, süreklileştirilmiş biçimi içinde yüzleşmeyi daimiliğe dönüştürmektir. Böylece salt doğruyu öne çıkarmak değil, yanlıştan uzak durmayı sağlamak gibi en doğruya ve en yararlıya yönelebilmeyi de inkişaf ettirmektir.

İnsanın kendisi ile yüzleşmeyi sağlamaya matuf harekete yöneldiği zaman insan, anlama yaslanarak yüzleşmeyi başlatacak ve kendisini doğru zaman ve zeminde sürekli yeniden kurgulayarak varlık kazanacaktır. Böylece önce kendisi sonra etrafından başlayarak varlığı ve yaşamı bir üst aşamaya taşıyacak eylemi ve düşünceyi ortaya çıkartır.

Anlamın açığa çıkışını ve hakikatin anlam ile buluşmasını sağlayacak olan şey bu anlama dair psikolojik vasatı kurmaya matuf olarak betimlenmelidir. Bu psikolojik vasatı sağlayacak olan şey; tam bir samimiyettir. Samimiyet, kendisini iyi niyet olarak yola koyar. İyi niyet ve samimiyet bir istikamet üzere olduğunda işlevsellik kazanır. Yani istikameti netleşmiş, iyi niyetini açığa çıkarmış samimiyet anlamı her şeyden bağımsız olarak var olmaya hazır hale getirmenin zeminini işaret eder. Böylece insan, anlam arayışını istikamet üzere ve iyi niyete dayalı olarak samimiyetle beslediği zaman kendisini ayartacak her şeyden kurtuluşun da teminatı olur. Çünkü en büyük ayartıcı olan ‘şeytan’ sadece ‘halis kullara’ dokunamaz…

Bu psikolojik vasat, her yüzleşmenin derinleşmesinde varlığını idame ettirmesi önemini gösterir. Anlamı ortaya çıkardığı gibi anlamın yeni alanlara yönelmesinde de koruyucu bir işleve sahip olmasını sağlamak önemlidir.

İnsanın uzanımı olan her eyleminin bir anlamının varlığı onu insan kılmanın temelini oluşturuyor. İnsanın davranışlarının eleştiriye açık yapısı bir anlamın varlığı ile kesinlik kazanıyor. Birisine yönelik yaptığımız eleştiri, o kişinin anlamı ile yaptığı arasındaki dengenin yokluğuna dair bakışın işaretidir. Kişinin eylemi taşıdığı anlam ile mutabakat sağlamadığı zaman bir gösterge gibi eleştiri oklarını kendisine çekmektedir. Bu yüzden anlamlı hareket eden kişi, etrafında bir saygınlık üretir. Bu saygınlık onun toplumsal konumunu belirgin kılar. Dolayısıyla ilk yüzleşmeyi anlam üzerinden yapmanın insan açısından kaçınılmaz bir özelliğe haiz olduğu tartışma dışıdır. En temel kişi, kimliğini ve davranış kalıplarını anlamı üzerine bina eder. İnandığı değer ve anlamı ile kişiliği arasındaki uçurum kişiliğine yönelik eleştiriyi zorunlu kılıyor ve bazı sıfatlar almasına neden oluyor. Münkir, müfsit, fahiş, yalancı, sahtekâr gibi vasıfları anlam ile kişilik arasındaki ayrılıkta vasıf olarak kişiye yapışır.

Anlam, bir istikamet ve iyi niyet ile samimiyetle kuşandığında kişiliği sağlam bir şekilde kurarken, ilişkiler ağını da bu sağlam kişiliğe dayandırarak olumlu bir bağ kurmanın zemini kılabilir. İyi, güzel, doğru ve hayra davet gibi temel ilkeleri kişiliğinin temel yapısı olarak inşa edebildiğinde insan, anlamı somut bir şekilde temsil liyakati taşımış olur.

İnsan, anlam üzerinden gerçekleştirdiği yüzleşmesi ile birlikte kimliğinin neliği ile bir yüzleşme sağlar. Bu kimliği ile gerçekleştirdiği yüzleşme kimliğinin gereği olan dışa açık ağlarının yapısı ile de yüzleşecektir. Ve bu yüzleşmeler silsile yolu ile sürekli genişleyerek hayatın diğer noktalarına dair harekete geçecektir. Siyasi, sosyal, dini hayatla yüzleşme de bu yüzleşmeler ile birlikte gerçekleşecek yüzleşmeler olarak tanımlanmalıdır. Kişi, gerçekleştirdiği yüzleşmenin hakikati ile elde ettiği tecrübe üzerinden toplumsal yapıda gerçekleşecek olan yüzleşmeye katkı sunmanın imkânlarını elinde bulundurur. Bu imkân, ona bir yol göstericilik özelliği kazandırır.

Bu yüzleşmeyi aynı dönemde birlikte gerçekleştiren bir topluluğun varlığı ise toplumsal zeminde yapılacak bir yüzleşmenin hedefe ulaşmasının garantisi olarak öne çıkar. Güç ve enerji toplayarak yeni doğrulara, güzelliklere, iyiliklere yönelmenin zeminini kurmaya imkân tanır. Adalet, hukuk, özgürlük, yardımlaşma, dayanışma gibi temel olgularda bir yüzleşme her zaman kaçınılmaz olacaktır. Ancak bu yüzleşmeyi sahibi olduğumuz bir anlam dünyası ve bu anlam dünyasına dayalı bir dünya görüşü üzerinden yaptığımızda anlamlı ve eleştiriye açık bir yapı arz eder.

‘İlk taşı masum olan atsın’ sözünün nebevi karakteri önemli ve buradan mülhem ilk masumiyet, anlamın açığa çıkartılmasına neden olan yüzleşmenin gerçekleşmesine bağlı olarak öne çıkarılmalıdır. İlk adımı sağlam atan ve kuran her başlangıç yürüyüş gerçekleştirmeye istidadı olduğunu da açığa çıkartmış sayılacaktır. Yüzleşmekten kaçınmak insanlıktan kaçmak ile eşdeğer görülmelidir…

Haydin yüzleşmenin soğuk ve sert zemininde arınalım… Arınarak arınmanın kapısını aralayalım…


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya