İnsanlar arasında eşitlik: Peki ama eşitlik nedir?

İnsanlar arasında eşitlik: Peki ama eşitlik nedir?

Çarşamba, 11 Mart, 2020 - 09:30
Tevfik Seyf
Suudi yazar ve düşünür

Bu makale vatandaşlar arasında eşitlik ile erkek ve kadın arasındaki eşitliğe karşı çıkanlara yöneliktir.

Tartışma konusunu açıklığa kavuşturmayı ve sorularını açıklamayı hedeflemektedir.

Bence aralarından bazıları mutlaka günün birinde şunu sorgulamışlardır:

Karşı çıktığımız eşitlik konusu nedir?

“Hangi konuda eşitlik?” Prof. Amartya Sen’in Mayıs 1979’da ABD’deki Stanford Üniversitesi’nde düzenlenen bir seminerde yaptığı konuşmanın başlığıydı. Amartya Sen, adalet düşüncesinin yüce bir teorik örnekten, kolayca hükümet politikaları kapsamına girebilecek bir ekonomik ve paylaşımcı yapıya dönüştürülmesine katkıda bulunan Hindistanlı bir ekonomist ve filozoftur.

Amartya Sen, John Rawls’ın başını çektiği Eşitlikçilik ekolü içinde kategorize edilir. Ancak  Rawls’ın eşitliğin konusuna ilişkin tespitine yani, “Siyasi toplum nasıl adalete evrilir?” sorusuna  verdiği yanıta karşı çıkmıştır. Rawls, “Birincil sosyal kaynakların eşit dağılımı”na odaklanmıştı.

Bunlar da şuydu:

İnsan hakları başlığı altında yer alan temel hak ve özgürlükler.

Hareket özgürlüğü ve meslekler arasında seçim özgürlüğü ve bu ikisi arasında halkın yetkileridir.

Gelir ve servet oluşturmak.

Sosyal kurumların kişilere kendilerinden emin olmalarını, kendileri ile gurur duymalarını ve yaşamlarını değiştirmekte istekli olmalarını sağlayacak şekilde saygı duymayı taahhüt etmesi.

Rawls, sosyal sistemin, tüm vatandaşların yukarıda saydığımız birincil kaynaklardan eşit olarak yararlanabilmesini mümkün kılan kurumsal çerçeveyi sağlama taahhüdüne bağlı olduğunu söyler.

Amartya Sen ise şunu söyler: Bahsi geçen kaynakları makul seviyelerde sağlamak, maddi, yasal ve siyasi açıdan ağır bir yüktür. Devlet bu yükü ancak toplumun tam ve samimi yardımı ile taşıyabilir. Bu, toplumun önceden yardım sunabilecek durumda olmasını gerektirir.

Yukarıda belirtilen birincil kaynakların eşit dağılımı için yasal dayanağın zaten var olduğunu gösteren gerçek deneyimlerimiz var. Ancak bundan sadece küçük bir azınlık yararlanabildi çünkü geri kalanlar bilgiden yoksundu. Yahut genel ekonomik döngü ile bağlantılı değildi.

Resmi yönetimde etkin bir şekilde temsil edilmiyordu. Kendisini kamusal alandaki fırsatlardan mahrum bırakan kültürel veya siyasi engellerden muzdaripti. Bunun gibi birçok nedenden dolayı geri kalanlar, birincil kaynaklardan yararlanamadı.

Rawls’ın düşüncesi, etkileşimli bir yasal ve ekonomik sistemin olduğu sanayi toplumlarında yararlı olabilir. Gelişmekte olan toplumlarda ise bireylerin ve genel olarak yerel toplumun, geri kalmış hatta yolsuz kurumlarda çalışıyor olsalar da günlük pratik katkılarıyla mevcut sistemin düzeltilmesine katılmalarını sağlamaya önem verilmelidir.

Amartya Sen’e göre eşitliği gerçekleştirmek, eşitliği sosyal-siyasi sistemin temel içeriği olarak kabul etmeye en çok ihtiyacı olan kişilerin –birinci derecede- katıldıkları uzun süreli bir tedavi süreci gerektirir.

Bu kişilerin söz konusu sürece etkili bir şekilde katılabilmeleri için birincil gereklilik, sosyal ilişkiler sistemini özellikle halktan gelen değişim girişimlerine açık hale getirmektir.

Buradan yola çıkarak Amartya, halka yaşamını iyileştirme ve ulusal ekonomik dengeye bağlama imkanı sunacak temel hizmetleri sağlama çabalarına odaklanılması çağrısında bulundu.

Bu hizmetlerin en önemlileri: Eğitim, sağlık, bilgi kaynakları, finans kanalları ve sivil toplum kuruluşlarıdır.

Bu açıklamalardan sonra başladığım yere dönüp vatandaşlar arasında eşitliğe veya kadın ile erkek arasında eşitliğe karşı olanlara şu soruyu yöneltiyorum:

Yukarıda açıklanan şey ile ulusal duygu ya da Allah’ın hakkı veya Şeriat'ı ile çelişen ne görüyorsunuz?

Bu, eşitliğe karşı olanların alıştıkları ve aşina olduklarını gözden geçirmeleri ve düşünmeleri için bir çağrıdır.

Belki bu sayede onlar için daha önce gizli olan bazı hususlar açığa çıkabilir.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya