Salgından sonra hayat nasıl olacak

Salgından sonra hayat nasıl olacak

Cuma, 27 Mart, 2020 - 13:15
Emel Musa
Tunuslu şair ve yazar

Bazı aydınlar ve kendini aydın sananlar, koronavirüs salgının patlak vermesinin ardından, ‘dünyanın artık o eski dünya olmayacağı’ yönünde açıklamalar yaptı. Bu ifadelerde biraz sinir bozucu olan husus, yargılarına olan aşırı özgüvenleriydi.

Nitekim hala salgın devam etmekte ve tüm dünya salgınla başa çıkabilmek için mücadele vermekteydi. Dünyanın değişeceği yargısı, bir soru yağmuruna neden olur. Dünyanın nesi değişecek? Bahsi geçen değişim, şu an dünyanın üzerine kurulu olduğu sistemlerin tümünü kapsayacak mı? Koronavirüs sonrasında bitecek olan nedir ve başlayacak olan nedir?

Tabii ki, tüm bu sorular, dünyanın bu krizi aşacağı ve salgını yeneceği öncül yargısına dayanıyor, aksi takdirde korona sonrasını konuşmanın pek bir anlamı olmayacaktır. Neyse ki Çin’den gelen iyi haberler, salgınla baş edebileceğimizi varsaymamıza neden oluyor. Öte yandan böylesi bir yargıya inanmak, koronavirüs salgınının daha üst seviyede seyrederek uzun süre devam edeceği ve mevcut dünya düzeninin değişmesine neden olacağı anlamına geliyor. Zira kısa süreli krizler, ne kadar keskin olursa olsunlar, dünyayı değiştiremezler. 

‘Koronavirüs sonrası dünyanın değişeceği’ fikri ile empati kurabilmek için tarih sayfalarını karıştırmamız gerekmektedir. Şüphesiz insanlık tarihi boyunca, birçok salgın felaketi, savaşlar ve kıtlıklar yaşanmıştır. Mevcut salgınla geçmişteki felaketler arasında bir bağ kurmaya çalışalım. Kara Veba ve dünya savaşları gerçekten de dünyadaki dengeleri değiştirdi ve yeni sistemlerin meydana gelmesine olanak sağladı. Ancak hangi sistemden söz ediyoruz? Dünya sisteminin değişeceğini söylerken, siyasi olarak yöneticilerin değişmesi mi kast ediliyor? Yoksa zengin fakir ayrımı yapmayan bu salgın sonrasında tüm dünyadaki sistemlerin yok olacağı ya da dönüşeceği mi kast ediliyor?

Söz konusu ‘değişim fikrini’ savunanların da dikkat çektiği üzere, tarih bize şunu söylüyor; büyük çaplı felaketler, insanların ‘kutsal’ addettikleri şeylere şüpheyle yaklaşmasına neden oluyor. Bu gibi durumlarda insanlık, doğanın saldırılarından korunmak ve ezeli korkusunu aşmak için ‘bilime’ yöneliyor. Bilimsel ve hatta sanatsal başarıların çoğu, doğayı fethetmek ve karşısında övünmek için değil, kendimizi doğanın bilinmeyenlerinden koruma güdüsüyle gerçekleştirilmiştir. Kulübe ve evle başlayan insan icatlarının çoğu, kendisini fırtına, soğuk ve sıcaktan koruma amaçlıydı. Süreç içinde büyük ilerlemeler kaydeden insan, adeta ‘doğanın gazabını’ unutma eğilimi sergiledi ve zafer kazandığı sanrısına kapıldı. Depremler, kasırgalar ve sel felaketleri ise bu temel korkuyu hatırlatıcı etkilere sahipti.

İnsan kendi türü ile savaşlara girişti ve doğa ile olan savaşımını unuttu, ya da şöyle söyleyelim; doğaya karşı olan savaşı kazandığını düşündüğü için artık onu bir tehlike olarak görmemeye başladı. İlk hatası buydu, kendi türdeşleri ile savaşan insanın ikinci hatası ise; doğayı tahrip ederek, öfkesini celp etmesiydi.

Korona salgını sonrasında dünyanın, uluslararası ilişkiler açısından değişeceği kast ediliyorsa, bu değişimin göreceli olacağını söylemekte fayda var. Nitekim tarih boyunca büyük krizler sonrasında böylesi değişimlere şahit olunmuştur. Unutmamalı ki korona salgını türünün tek örneği değildir. İnsanlık, Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarını yaşamış, sonrasında bazı ülkeler yükselirken bazı ülkeler düşüşe geçmiştir. Ayrıca birçok ülkede de yönetim biçimleri değişmiştir. Hatırlanırsa koronavirüs salgını ortaya çıkmadan önce, emperyalizmin sadece kılık değiştirdiği, artık doğrudan değil de karmaşık mali sistemler aracılığıyla zayıf ülkeleri sömürdüğünden söz ediyorduk.

Belki de uluslararası ilişkiler açısından değişecek olan şeylerin başında, bu krizde ‘ataerkil rollerini’ oynayamayan sözde güçlü devletlerin zaafa uğraması yer almaktadır. Nitekim doğaya en fazla zarar veren, liberal ekonomidir.

Tarihin sonuna gelindiği tezi çürütülmüştür, bugün kapitalizmin imajı son derece olumsuzdur. Sınırsız maddi tüketimi teşvik eden popülist kültür ve küreselleşmenin küstah eğilimleri insanları yormaya başlamış, büyük bir dengesizliğe neden olmuştur. Mevcut sistemde, toplumların eğitim seviyesi dramatik bir şekilde düşüşe geçmiş, fastfood yaygınlaşmış, pop starlar, futbolcular ve hafif meşrep yıldızlar insanların idolü haline gelmiştir. Kavramlar altüst edilmiş ve anlamları çarpıtılmıştır. Yüzeysellik addedebileceğimiz bir boşluk yaratılmıştır.

Bahsi geçen değişimin, bu ideolojisiz çağı olumlu yönde dönüştüreceğini umut ediyoruz. Daha da önemlisi, en büyük umudumuz, sosyal devletlerin yeniden rollerini üstlenebilmesidir. Zira şu anda devletler, özel sermayeye teslim olmuş durumdadır ve vatandaşlarının arzu ve isteklerini yerine getirmemektedir. Bu konunun derinlemesine bir sorgulamaya tutulması elzemdir. Tabi eğitim ve sağlık gibi temel kurumların da iyileştirilmesine vesile olmasını umuyoruz.

Korona’dan sonra da, her salgının ardından olduğu gibi, düşünsel aktiviteler artacak ve her alanda bilimsel gelişmeler hız kazanacaktır. İnsan değişmeden dünya değişecek değildir. İnsan ise sadece zihniyetini değiştirdiğinde gelişebilir. Bununla birlikte belki de haklıdırlar, hiç tahmin etmediğimiz bir şekilde dünya değişebilir, şu anda kesin bir yargıda bulunamayız.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya