Korona artık korkunç bir bilmece değil

Korona artık korkunç bir bilmece değil

Salı, 19 Mayıs, 2020 - 09:00

Koronavirüs salgını ile ortaya çıkan krizin ülkeleri yeterince sert bir biçimde sınadığı ve Dünyadaki her bir ülkeyi diğer ülkelerden bağımsız olarak yerel kararlar almaya zorladığı netleşti.

Bugün belirli kurallar veya prosedürler için doğru, diğerleri içinse yanlış olduklarını söylemek zorlaştı. 

Ekonomiyi kısmen açma kararlarına karşı geçen mart ayına göre neden daha insaflı ve daha az saldırgan olduk?

Bunun tek nedeni, ekonomik faaliyetlerin dondurulması ve iş merkezlerinin terk edilmesinin seçilmesinden dolayı dünyanın başına gelen zarar değil.

Aksine hükümetleri ekonomik faaliyetlere getirilen yasakları gevşetmeye iten başka nedenler de var.

Bunlar geçerli nedenler ve en başında son 3 ay içinde Kovid-19 virüsünün doğası hakkında ulaşılabilen bilimsel bilgiler geliyor.

Bu bilgiler, araştırmalara pompalanan muazzam mali ve insani desteğin, virüsün sırlarını, davranışlarını, genetik içeriğini etkilemiş olabilecek değişkenleri, kıta coğrafyasına göre farklı türlerinin sırlarını keşfetmek için deneyimlerin ve bilinmeyen istilacı varlık hakkında iyi bir resim oluşturan birçok verinin paylaşılmasının ürünüdür.

Bundan ötürü İngilizlerin geçen mart ayının ortalarında Başbakan Boris Johnson’ın hükümetinin “sürü bağışıklığı” adı verilen yöntemi seçtiğini açıkladığı konuşmasına karşı çıkmalarının nedenlerini anlıyoruz.

İnsanların bu karşı çıkışları normaldi çünkü aralarında yaşlıların da bulunduğu yüz binlerce kişinin hayatını kolayca feda etmeyi içeren insanlık dışı bir yoldu. Bu yaşlı kişiler arasında, hala ekonomi çarkına güçlü bir şekilde katılan çalışma alanları ve disiplinlerden uzmanlar ve deneyimli kişiler de bulunuyor.

Dolayısıyla bu telafi edilmesi zor bir insani kaynağın kaybı anlamına geliyordu.

Bahsi geçen politikaya karşı çıkılmasının bilimsel sebebi ise çiçek hastalığı virüsü ve bireyin hayatı boyunca bir daha enfekte olmasını engellemek için vücudun antikorlar ürettiği diğer enfeksiyonlarda olduğu gibi çoğunluğun kendisine karşı bağışıklık oluşturması için tam anlamıyla virüsün yayılmasına izin verilmesi düşüncesine dayanıyor olmasıydı.

Fakat şu ana kadar insan vücudunun koronavirüse karşı bu tür bir bağışıklık tepkisi vermediği kanıtlandı. Bu yüzden, o dönemde Johnson’un konuşması sokaklara bir canavar salan ve insanları ona karşı kendi kaderlerine bırakan birine benziyordu.

O dönemde virüsü tanımıyorduk. Yeni bir aileden olduğu için viroloji uzmanları için bile bir bilinmezdi.

Genetik uzmanları genetik materyalin mutasyona uğramasının ne anlama geldiğini, mutasyonun doğasını ve sonuçlarını keşfetmenin yoğun bir çalışma gerektirdiğini bilirler.

Birçok ülke ekonomiyi kademeli olarak açmaya, insanlara dışarı çıkmaya izin vermeye, restoranları açmaya başladı.

Her ülke bunu, son 3 aydaki deneyimleri, beklenen kritik vaka sayısına kıyasla sağlayabileceği tıbbi bakımın boyutuna ilişkin tahminleri temelinde ölçerek belirli derecelerde gerçekleştiriyor.

Bu nedenle, Suudi Arabistan gibi bir ülke mahallelerde aktif ve kapsamlı bir biçimde testler yapıyor ve insanlara test yaptırma çağrısında bulunuyor.

Dolayısıyla buna dayanarak yükselen vaka sayısı büyük bir tehlike arz etmiyor çünkü Sağlık Bakanlığı yoğun bakım ünitelerindeki yatakların yüzde 96’sının boş olduğunu ve bu vakaların çoğunun hastanelerde bakım gerektirmediğini, ölüm oranlarının yüzde yarım olduğunu açıkladı.

Kısacası tedbirlerin alınması ve sosyal mesafenin dayatılması, yaşlılar ve kronik hastalar ile dolması beklenen ve esas olarak bir endişe kaynağı oluşturan yoğun bakım ünitelerine olan ihtiyacın büyük oranda düşmesinde başarılı oldu.

Ülkelerin yaşadıkları zorlu deneyimler ile araştırmacılar ve doktorların virüs hakkında çok iyi bilgiler oluşturmalarından sonra öncelikler artık değişti.

Bu bilgiler tamamlanmamış ve bir bölgeden diğerine farklılıklar gösterse de önemli değil.

Tüm bunlar çalışma ve incelemeden gereken payı alacaktır. 

Bugün önemli olan, yaşamın kademeli olarak geri dönmesinin özellikle yaşlılar ve kronik hastalar açısından - çünkü onlar için tehlike hala devam ediyor - sosyal mesafenin korunmasına devam edilmesi ile uyumlu bir şekilde gerçekleşmesi gerektiğidir. Bu da büyük ölçüde aile ve arkadaşların sosyal sorumluluklarına dayanıyor.

Geçen ocak ayında virüsten bahsedilmeye başlanması ile salgının asıl tehlikesinin, virüsü taşıyan ama hasta olduklarını anlamalarını sağlayacak keskin belirtiler göstermeyen, bu nedenle aktif olan, insanlar arasına karışan, hasta olduklarını bilmeden hastalığı yayan  kişilerde saklı olduğunu bildiren bir bilimsel yazı okumuştum. Bu doğru ve durum hala böyle. Ama kanımca bunun olumlu bir yanı da var.

O da virüsün enfekte olmuş kişilerin çoğunda hastalığa neden olmadığıdır.

Diğer bir deyişle, insanların evlerinden çıkmaları ve tedbirlerin aşamalı olarak kaldırılması ile vaka oranlarının artmasının, krizin başında olduğu gibi korkulacak bir şey olmadığı araştırmacıların çoğunun ittifakıyla kesinleşti. Çünkü hastalığın seyri büyük ölçüde açık ve net hale geldi.

Ölüm riski derecesi de düşündüğümüz kadar değil. İnsan doğası gereği hakkında bilgisi olmayan şeye düşman kesilir ve ondan korkar.

Elbette ülkeler, özellikle zaten kırılgan bir ekonomik durumdan muzdarip gelişmekte olan ülkeler, ekonomik açıdan acı bir şekilde etkilendiler. Fakat yasakları kaldırma ve hayata yeniden başlama kararlarının siyasi kararlardan ibaret olmadığını bilmek önemlidir.

Çünkü bu kararların sonuçlarını hükümetler üstlenecektir. Keza bu, sürü bağışıklığı politikasına döndüğümüz anlamına da gelmiyor çünkü iyileşenlerden alınan antikorlar umduğumuz gibi bir bağışıklık geliştirmemişler.

Yaşamaya geri dönmeye ve ekonomiyi açmaya başlamamızın nedeni geçen ocak ayında olduğumuzdan farklı bir durumda olmamızdır.

Bugün koronavirüs hakkında daha çok şey biliyoruz. Toplumlar ve hükümetler olarak daha bilinçliyiz.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya