Korona sonrası, ABD’nin geri çekilişi ve siyasal küreselleşmenin geleceği

Korona sonrası, ABD’nin geri çekilişi ve siyasal küreselleşmenin geleceği

Salı, 2 Haziran, 2020 - 13:15
 Yusuf Deyni
Suudi yazar

ABD’nin Dünya Sağlık Örgütü’nden beklenen çekilmesi (Çin bunu ABD’nin yaşadığı ve zorla dayatılan inziva politikaları ile dünyayı tecrit etme tehdidini yansıtan küresel sorumluluktan kurtulma bağımlılığının bir parçası olarak tanımladı) sadece bir döngü ve korona salgını sonrası dünyaya yönelik bir tepkidir. Bunun öncesinde askeri bir gerileme ve dünyanın birçok bölgesinde askeri kuvvetlerin varlığı düzeyinde bir geri çekilme yaşanmıştı. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Zhao Lijian’ın yaptığı açıklamada dile getirdiği gibi ABD geri çekilme bağımlılığına kapılmış değil. Çinli sözcü, yeni ABD stratejisi gerçekliğini tanımlarken bencillik ifadesini kullanarak gerçeğin sadece bir bölümüne değinmiş oldu.

İnsani bir dokunuşa sahip bu tanımlama yani bencillik, her ülkenin en azından kendi çıkarlarını gözettiğini varsayan küresel politika dünyası ve koridorlarına en pragmatik ve faydacı araçlarla bile uygun değildir.

Çin’in ABD’ye yönelik devrimci açıklamaları da Dünya Sağlık Örgütü’nü Çin’in bir kuklası olarak tanımlayan Başkan Trump’ın açıklamalarına karşı bir tepkiydi. Ancak krizin daha büyük resmi, genel olarak uluslararası sistemde görülen büyük çöküş ve çatlaklardır. Dünya Sağlık Örgütü, uluslararası başarısızlıklar döngüsünde kendinden önce devrilen birçok domino taşından sadece bir tanesidir. Bu taşların başında da BM ve uluslararası krizlerle ilişkisi ve bağımsız tarafsızlığı gelmektedir. Bu ikisi sorunun yetersiz siyasi yaklaşımların karakterize ettiği iki farklı yüzüdür. Libya’nın durumu ve bir küresel çatışma bataklığına dönüşmesi, terörün uyanması ve DEAŞ dizisinin yeniden başlaması belki de bu başarısızlığın bir ürünüdür.

Benzeri görülmemiş kararlar alarak tartışmalara nokta koymada epey hevesli bir karakter olan Başkan Trump döneminde ABD, Dünya Sağlık Örgütü’nden çekilmeden önce başka kurumlardan da geri çekilmişti. BM İnsan Hakları Komisyonu, BM Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), Paris İklim Anlaşması ve İran ile imzalanan nükleer anlaşması gibi. Trump ayrıca BM Göç Anlaşmasına da itiraz etmişti.

Siyasi savaşta, hedef ülkedeki karar alma mekanizmasına etki etmek için kasıtlı olarak güç araçlarından çeşitli yöntemler ve stratejiler harmalanır (uzmanların deyimiyle siber ve istihbarat bilgilerinden diplomasiye bir karışım hazırlanır). Bu, ekonomik, güvenlik ve teknik alanların siyasi ve diplomatik tarafla iç içe geçmesi anlamına gelir. Bütün bunlar Soğuk Savaşın bile geleneksel çerçevesi dışındadır.

Günümüzde siyasi savaş, dünyanın geleneksel savaş sayfasını kapatma ve en dar sınırlara hapsetmeyle ifade bulan mantığındaki dönüşümlerin bir parçasıdır. Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman kendisi ile yapılan bir röportajda, savaşı İran içine taşıma açıklamasını yaptığında bunun Mollalar rejimini nasıl tedirgin ettiğini hatırlıyoruz. Bu açıklama, güvenliğe öncelik vererek kalkınma ve ekonomide ilerleme, bölgeyi geleneksel anlamıyla bir savaşa çekme provokasyonlarına boyun eğmeyerek baskı yapma politikalarına dayanmaktadır. Bahsettiğimiz siyasi teorinin öncüsü Brooklyn Üniversitesi’nden George F. Kennan’dır. Kendisi siyasi gerileme ve uluslararası meselelerde geri çekilme ve içeriye yatırım yapma konusundaki araştırmalarından birçok vesileyle bahsetmişti. Ama bunu farklı, siyasi savaş kavramı ve alışılmadık uygulamalarındaki dönüşüm açısından ele alıyordu. Bu açıdan bakıldığında geri çekilme, ayrılma ve sorumluluktan kaçmak aslında güce ve baskı politikalarına dayanan yeni araçların kullanılmasıdır. Trump’ın yeni olmayan ve göreve başladığı ilk günden itibaren net bir şekilde ortaya çıkan etkenlerini anlamada önemli olan bu önemli teori özetle; bugün siyasi savaşın, tabi ki geleneksel savaşa sürüklenmeden, ulusa liderlik etmek için her türlü aracı kullanması anlamına geldiğini vurgulamaktır. Bütün hedefleri, gizli ve açık operasyonlar, yeni ittifaklar, ekonomik tedbirler, kara psikolojik savaş, düşman ülkelerde gizli direnişi desteklemek gibi yeni araçlarla gerçekleştirmektir. Bu savaş ise, egemen hükümetler, temel müttefik ve ortaklar ile koordinasyon halinde yükünü dışişleri bakanlığının üstlendiği bir yaklaşımı takip eden kapsamlı stratejilere dayanmaktadır.

Günümüz dünyasında ekonomik etki, güçlü ülkelerin tercih ettiği ilk silahtır. Bu nedenle, Körfez bölgesi ve ülkelerinin güvenliğine yönelik tüm büyük tehditlere karşın –Suudi Arabistan ve ekonomik vizyonuyla daha açık ve net bir biçimde görüldüğü gibi- bu ülkeler, bölgenin sıcak bir plaka gibi ısınmış zeminine rağmen güçlü bir şekilde ilerleyerek ekonomik projelerini gerçekleştiriyor. Husi milislerinin uçaklarının artan boş saldırıları ve İran rejiminin provokasyonları gibi tehditlere kısa vadeli tepkiler vermeye kapılmadan savunma hatlarını, ulusal güvenlik projelerini ve caydırıcılığını güçlendiriyor. Bu yüzden Suudi Arabistan, Yemenlilerin meşruiyetlerini geri kazanmaları için Yemen davasının adil ve yasal yönünü güçlendirerek İran rejiminin Yemen’deki etkisini azaltmaya çabalıyor. Psikolojik savaş geçmişte olduğu gibi bugün de kriz zamanları ve sonrasında siyasal projeleri geçirmenin en önemli temel unsurlarından biri. Bunun için de, gerginliği yükseltme araçları aracılığıyla barışçıl bir uzlaşıya ulaşmak için savaş ve silahlı çatışmalar ikliminden, genel protesto halinden yararlanır. Bunu yaparken de müzakere yönünden güçlü bir konumdaymış gibi görünmeye çalışır. Bugünlerde İran ve müttefiklerinin başarmaya çalıştıkları şey, işte budur. Bu proje, Gazze trajedisinin ilk günü ile başlamış ve yeni bir direniş yaklaşımın duyurulduğu Gazze Zirvesi ile taçlandırılancıya kadar devam etmişti. Bu yeni yaklaşımda uzlaşı, maalesef müzakere kartları ve siyasi baskılarla değil kurbanların sayısı ve masum sivillerin cesetleriyle değiştirildi.

Çin ve ABD arasındaki yeni soğuğun ötesinde buzlu savaşta ülkelerin ne yapmaları gerekiyor? Araştırma, strateji oluşturma ve stratejik düşünme merkezlerinin ele alması gereken soru budur. Ama ne yazık ki, genel olarak, krizi yönetiminin, gelişmekte olan ülkelerin siyasi gerçekliğinde etkin parti ve gruplar ile birçok hükümete egemen olan zihniyette yeri yoktur. Kıtalararası sloganlar benimseyen (ama benimsemiş olduğu bu sloganlara az da olsa işaret etmekten bile aciz olan) ve devlet kavramının kalıntılarına yatırım yapmak isteyen ülkelerle ittifak yapmaya çalışan muhalif gruplar bile böyle bir zihniyete sahip değiller. Öte yandan, kitleler de arzulayan ve hayal eden bir düşünce biçiminin esiri oldular. Bu düşünce biçimi ile özel hayatlarının katı gerçekliğini yumuşatmaya çalışıyorlar ama bu arada kötü koşullarının, genel gerçekliklerinin  katılığının ve imkanlarının sınırlılığının bir parçası olduğunu görmezden geliyorlar. İşte bir vaaza dönüşen popülist söylem üretimi ve yüksek sesli kahramanları buradan yola çıkarak popüler bir talep haline geldi. Birçok medya organı bundan dolayı bu tür yıldızlar yaratmak zorunda kalıyor. Arap entelektüellerin oluşturduğu geniş kesim içinde belirli ülkelere karşı özel hesapları hatta kişisel sorunları olan bu tür kişilerin sayısı ne kadar çoktur.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya