Zuheyr el-Harisi
TT

Gannuşi’nin Makyavelizmi çöküş sürecinde

Tunus’ta işler tahammül sınırını aşan bir noktaya ulaşmış görünüyor. Aksi takdirde parlamentodaki bu dikkat çekici ayaklanmaya, ülkelerinin çıkarlarını önceleyen vatansever milletvekillerinin parlamento başkanına karşı kamuoyunda yürüttükleri yargılamaya ve kendisini görevden alma vaatlerine tanık olmazdık.
Doğal olarak Tunuslular kendi ülkelerini daha iyi biliyordur. Burada onlara işlerini öğretmeye kalkışacak değiliz. Gannuşi’yi ve eylemlerini eleştirmek dahil ülkelerinde yaşananları en iyi onlar tanımlayabilirler. Ama yine de Gannuşi’nin siyasi rolü ve etkisi Tunus sınırlarını aşarak bölgesel hale geldiği, açıklamaları ve girişimleri bazı ülkelerin güvenliği ve istikrarını tehdit etmeye başladığı, Katar ve Türkiye ile ilişkilerini ulusal çıkarlara üstün tuttuğu, uluslararası ve bazı ülkelerin terör örgütü tasnif ettiği bir ideolojiye (Müslüman Kardeşler ideolojisi) bağlılığı ülkesinin ulusal güvenliğini tehdit etmeye başladığı için bizim de bu konuda görüşümüzü söyleme hakkına sahip olduğumuzu düşünüyoruz.
Tunuslu milletvekilleri samimi ve açık bir şekilde gerçekleri açıkladılar. Ülkelerinin ulusal güvenliğini tehdit eden planları ve uygulamaları açığa çıkardılar. Korkmadan ve tereddüt etmeden gerçekleri haykırdılar. Milletvekilleri, Raşid Gannuşi’yi özellikle Libya ve Tunus diplomasisi dosyalarında Tunus Parlamentosu Başkanı olarak yetkilerini aşmakla suçladılar. Bunlar, Tunuslu siyasi partilerin yanı sıra Tunus’un içeride ve dışarıda tek bir başkanı olduğunu vurgulayan Devlet Başkanı’nın öfkesinin nedenini de açıklıyor. Buna ek olarak, Gannuşi’nin sahip olduğu büyük servetten de bahsedildi. Görev süresince yaptığı siyasi ihlaller açıkça kınandı.
İdeolojik kişiliklerin kararları ferdidir. Ne olursa olsun ideolojik referanslarına bağlıdır. Devlet veya halkın resmi pozisyonunu ifade etmez ama devlet içinde işgal ettiği konum nedeniyle onun etkili bir parçasıdır. Dolayısıyla, hizipçi ideolojik perspektiften yola çıkarak ülkesi için tehditkar ve yıkıcı bir söylem taşır. Asıl tehlikesi burada gizlidir.
Aşırı narsist ve egoist zihniyet, eşsiz bir modeldir. Sadece kendi taleplerini gerçekleştirdiği sürece diyaloga inanır. Ülkesinin ulusal çıkarlarıyla çelişse bile ideolojisine bağlı kalır. Arap dünyası hala insanları kandırmaya ve sloganları kullanmaya devam eden bu tür kişiliklerle doludur. Ne var ki, Gannuşi örneğinde olduğu gibi karar sahipleri olanlar bunun sonuçlarına katlanmak zorundadır.
Gannuşi kesinlikle ideolojik bir şahsiyet. Fakat politika alanında başarılı olmak için çıkarcı pragmatizm adını verebileceğimiz zekice bir denklem benimsedi. Bana göre bu, Makyavelist bir davranıştır. İdeolojisine rağmen Gannuşi’nin grubunu kaybetmemeyi ve aralarındaki ince ipliği koparmamayı başardığı anlamına gelmektedir. Gannuşi, grubu başarılı olduğunda onu desteklerken kaybettiğinde ise eleştiriyor. Böylece her iki durumda da kendini korumuş oluyor.
Felsefe eğitimi alan Gannuşi, ilk olarak Nasırcıydı. Daha sonra sosyalizmi, son olarak da Müslüman Kardeşlerin ideolojisini benimsedi. Makyavelist olduğunun kanıtlarından biri, Mısır’da yönetimlerinin devrilmesinin ardından Müslüman Kardeşlere yönelik şiddetli saldırısı ve onların gerçeklerden ve tarihten uzaklaşmış olduklarını vurgulamasıdır. Müslüman Kardeşler nedeniyle İslami projenin ödemek zorunda kaldığı faturanın, onların deneyimlerinin kötülüğünün tanığı olarak kalacağına işaret etmesidir. Gannuşi’nin bu tutumu dikkat çekici ve tartışma yaratıcıydı. Fakat kişiliğini, şartlara göre hareket ettiğini ve taktiklerini bilenler için garip değildi. Gannuşi’nin bu açıklamaları, siyasal İslam gruplarının toplumun bileşenlerini bir araya getiren ve zamanın gereklilikleriyle uyumlu bir politik proje meydana getiremeyeceğini teyit etmiş oldu. Zira herhangi bir siyasi hareket siyasi sürece katılmayı kabul ettiğinde doğal olarak teorik aşamadan uygulama aşamasına geçer. Yani demokratik oyunun mantığını kabul eder.
Ne var ki, ikilem, ikisi arasındaki çelişki de gizlidir. Siyasi proje ile siyasi eylem uygulamaları farklı şeylerdir. Bu da, İslami hareketlerin düşünsel ürün ve siyasi deneyim eksikliğinden mustarip olduğu söylemini desteklemektedir. Zira koşullar ve zaman bazen siyasi hareketlerin düşünsel referansları ile uyuşmayan pozisyonlar benimsemesini gerektirebilir. Gannuşi, halkın desteğini almak için böyle görünmeye çalışıyor ama aslında buna ne inanıyor ne de kabul ediyor.
Gannuşi’nin, Müslüman Kardeşlerin de bulunduğu bir toplantıda dile getirdiği gerçek, Mısır’da ortaya çıkarak tüm dünyaya yayılan uluslararası örgüt için acı verici bir darbeydi. Ne var ki Gannuşi, politik olarak isim yapmak istiyordu. Kendisini bu suçlamanın dışında tutup din ile siyaseti birbirinden ayırdığını söyleyerek bunu başardı da. Şartlara göre hareket eden özelliği sayesinde ilk deneyiminde Tunus’ta halkın ezici çoğunluğunun desteğini almayı başardı.
Nahda Partisi’nin Mısır’da Müslüman Kardeşler deneyiminden dersler çıkardığı ve bu nedenle o dönemde onun düştüğü hataya düşmediği aşikar. Gannuşi, Tunus halkının yüksek farkındalığından ve o dönemde Tunusluların yaşadığı demokratik atmosferden, bilhassa sandık sonuçlarına saygı ve kabullenme eğiliminden yararlandı. Ancak yıllar süren iktidarından sonra parti ve devletteki temsilcileri ulusal çıkarları her şeyin üstünde tutan bir devlet projesi başlatamadılar. Önlerindeki tek engel zaman zaman ideolojinin gerçekleştirdiği müdahaleler ve bunun demokratik sürece etkisiydi.
Nahda Hareketi o dönemde Tunus’u kaosa, siyasi suikastlara ve yıkıma sürükledi. Ancak Tunus halkının uyanıklığı, onun aldatıcı pragmatizmini ve ideolojik donukluğundan kurtulamadığını ortaya çıkardı. Nahda’nın seçimlerde başarısız olması ideolojik donukluğundan kurtulamadığı, dolayısıyla Tunus halkının beklentilerini gerçekleştirmekte başarısız olduğunun kanıtıydı.
Tunus’ta Müslüman Kardeşler projesinin çöküşünden sonra görünüşe göre ideoloji ve çıkarcılıktan kurtulamayan Gannuşi de siyasi sahnenin dışında kalacak. Bugün tarih Gannuşi’yi yargılıyor. Son sözü Tunus halkı söyleyecektir.