Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

İran sahnesini kaplayan beklenmedik ve ardışık hadiseler

İran sahnesini kaplayan beklenmedik ve ardışık hadiseler

Perşembe, 16 Temmuz, 2020 - 09:00
Hüda Huseyni
Lübnanlı gazeteci-yazar ve siyasi analist

İran şu anda bir eşini görmediği, iç ve dış politikalarının doğrudan sonucu olan bir ekonomik, politik ve iç kriz ile uğraşıyor. Dünya ise iki haftadan fazla bir süredir İran’ın ana altyapısı ve silah programlarında yaşanan bir dizi patlama ve yangına odaklanmış bulunuyor. Bu hadiselerin ilk ikisi 26 Haziran’da meydana geldi. Birincisinde, Tahran yakınlarındaki Hocir’de bir füze fabrikasında büyük bir patlama yaşandı. Diğerinde ise Şiraz’da bir elektrik santralinde bir patlama meydana geldi ve şehir karanlığa gömüldü. Daha sonra 5-6 Temmuz’da sosyal medyaya İran ve bu hadiseler hakkında daha fazla bilgi sızdırıldı.

Bütün bunlar, şu ana kadar açıklanmamış başka hadiselerin de yaşandığı ve aynı zamanda İran içinde bazı karışıklıkların da olduğuna işaret etti. 2 Temmuz’da, Şiraz’ın kuzeybatısında Zargari Meydanı ve Montazeri Bulvarı geçidinde bilinmeyen bir tesiste büyük bir yangın çıktı. İran resmi medya organlarında bu yangınla ilgili hiçbir haber çıkmadı. Bir sonraki gece, 3 Temmuz’da, bir başka yangın çıktı. Fakat yine ne sosyal medya platformlarında yangının tam olarak nerede çıktığına dair bir bilgiye yer verildi ne de yangın resmi medya organları tarafından bildirildi. 3 Temmuz’da ayrıca Salmas şehrinde de (Tahran yakınlarında) bilinmeyen büyük bir mal deposu, çıkan yangınla ağır hasar aldı. 2-3 Temmuz yangınları gibi bu yangın haberi de İran medya organları tarafından nakledilmedi. İran’da bu tür hadiseler şu ana kadar devam ediyor. Doğrusu kendisi oldukça ilginç ve dikkat çekici.

İran bunun yanında, hükümet ve özel kurumların memur ve işçi maaşlarının ödenmesini birkaç ay geciktirmesi nedeniyle son haftalarda büyük protestolarla sarsıldı. 4 Temmuz’da bir gaz sızıntısı ve patlamaların meydana geldiği ülkenin güneyindeki Ahvaz bölgesi büyük gösterilere tanık oldu. Yine 4 Temmuz’da Şuş şehrinde de Ahvaz bölgesindeki protestolarla aynı nedenlerle (maaşların ödenememesi) büyük bir eylem gerçekleştirildi.

Bu aşamada, birbirine yakın ve uzak bölgelerde meydana gelen bütün bu yangın ve patlama hadiselerini nasıl özetlememiz gerektiği belirsiz olsa da kendisini şu şekilde tasnif edebiliriz:

26 Haziran ile 2 Temmuz’da ardı ardına gerçekleşen Hocir ve Natanz saldırıları, askeri hedeflere yönelik gelişmiş bir birimin düzenlediği saldırılardır. 26 Haziran’da Şiraz’da, 4 Temmuz’da Ahvaz bölgesinde çıkan yangınlara gelince, bunlar elektrik üretim tesisleriyle bağlantılıydı. Bir petrokimya fabrikasında çıkan yangın ise bu endüstrinin altyapısında görüldüğü bilinen tek yangındı. 30 Haziran’da Sina At'har Sağlık Merkezi'nde meydana gelen patlamanın nedeni ise bilinmiyor çünkü kliniğin yeraltındaki iki katında gerçekleşti.

2-3 Temmuz’da Şiraz ve yine 3 Temmuz’da Salmas-Tahran’da meydana gelen yangınlara gelince, hepsi de bilinmeyen tesislerde çıkmıştı. Ancak, Ahvaz ve Şuş’ta başlayan protestoların giderek yaygınlaştığı biliniyor. İran, hızlı bir şekilde kötüleşen ekonomik duruma ve çalışanların yılın yaklaşık dörtte birinde maaşlarını alamamalarına tepki olarak bir kez daha protesto gösterileriyle sarsılıyor. Nitekim 28 Haziran’da Ahvaz’da düzenlenen protestolar tren ve demiryolları seferlerini durdurmuştu.

Neler olup bittiğinden emin olmak imkansız. Ne var ki, hassas askeri bölgelerde (Hocir ve Natanz) yaşanan patlamaların, ya belirsiz bir güç tarafından ya da onun yardımıyla düzenlenen saldırılar olduğu açıktır. Geri kalan diğer hadiseler ise hakkında hiçbir şey bilmediğimiz tesisleri hedef almayı veya rejimi aciz göstermeyi ya da her ikisini amaçlayan koordineli bir kampanyanın parçası gibi görünüyor. Bütün bunlar bir yana, askeri saldırılar ile bu yangınlar arasında bir ilişki olup olmadığı ve varsa bunun ne olduğunu bulma çabası devam ediyor. Ancak kesin olan bu olaylar dizisinin, şu anda rejimi yetersiz ve güçsüz gibi gösterdiği için esnekliği üzerinde ciddi etkilere sahip olduğudur.

Tüm bu olup bitenler içinde ilginç olan, Lübnan ordusundan emekli bir general olan Emin Hotait’in yaşananlar hakkında yaptığı şu yorumdur: “İran, askeri bir taktik ile İsrail’i Tahran'daki boş yerleri bombalamaya ikna ederek İsrail füzelerinin kalitesi hakkında bilgi sahibi olmayı başardı.” Acaba bu, mutlak bir sadakate mi yoksa mutlak bir aptallığa mı dayanarak yapılmış bir analizdir.

Geçen hafta yaşanan bir başka gelişme de, İran para birimi riyalin dolar karşısında daha da değer kaybetmesi ve 200 binden 264 bine yükselmesiydi. İran riyalinin çöküşü, 220 bin riyal olan psikolojik eşiğin aşılması, ekonomik ve bankacılık sisteminin çöküşünün yanı sıra meydana gelen bir dizi patlama, İran genelinde nükleer tesisler ve enerji santralindeki arızalar, kısacası bütün bunlar rejimin karşı karşıya olduğu yerel baskıyı artırıyor.

Binlerce hatta on binlerce İranlının canını alan korona pandemisi de ülkenin tamamında etkisini sürdürmeye devam ediyor. Öyle ki rejim, virüsün yayılmasını önleme çabasından vazgeçti ve kendisine teslim oldu. Çünkü bunun için gerekli uluslararası yardımı almadı ve almayacak da. Ne var ki virüs, Dini Lider Hamaney’i yayılmasını sınırlamak için kendilerini koruma sorumluluğunu da İranlılara yüklemekten alıkoymadı.         

Tüm bunlar İran halkını gittikçe daha kızgın ve çaresiz hale getirdi. İranlıların kaybedecekleri bir şey kalmadı çünkü ellerinde hiçbir şey kalmadı. Bu nedenle öfkelerini rejime yöneltiyorlar.

Öte yandan rejim de 2009 yılındaki öğrenci gösterilerini, 2018 yılında akaryakıt fiyatlarına yapılan zam nedeniyle patlak veren protestoları, geçen yılın Kasım ayında doğalgaz zammı nedeniyle başlayan gösterileri çok iyi hatırlıyor. İran liderliği kendisi ile İran halkı arasındaki bölünmenin her zamankinden çok daha büyük olduğunu iyi biliyor.

Rejimin en belirgin korkusu, kitlelerin her gün daha pahalı hale gelen yabancı para birimleri ve yiyecek almak için uzun kuyruklarda durmalarıdır. Bu, şimdi her zamankinden daha umutsuz olan İranlıları, sokaklara dökülmeye ve bedeli ne olursa olsun rejimi protesto etmeye teşvik edecek tetikleyici neden olabilir.

İran halkının daha önce sayılamayacak kadar çok ekonomik ve iç krizlerle birçok kez test edilmiş esnekliği tamamen çökmüş görünüyor. Şubat ayında düzenlenen yasama seçimlerindeki eşi görülmemiş düşük katılım oranı, İran halkının siyasi rejimine duyduğu bütün güveni kaybettiğini ve karşı karşıya olduğu tüm sorunların sebebi olarak kendisini gördüğünü göstermişti.

Rejim bunun farkında ve bu krizler ile sorunların İranlıları güvenlik güçleri ile karşı karşıya gelmeye ve çatışmaya sevk etmesinden korkuyor. Ancak, güvenlik unsurları ve aileleri de sert ekonomik durumdan etkilenmiş bulunuyorlar. Peki bu, şu ana kadar güçlü olan rejime sadakatlerini etkileyebilir mi? Rejim bu sorunun yanıtından artık çok da emin değil.

İran konusunda uzman kişiler, önümüzdeki birkaç ayın, bir çıkmazda olduğunun artık farkına varan rejim için önemli ve belirleyici olacağını tahmin ediyorlar. Rejimin sonu yaklaşmış olabilir. Çünkü İran halkının durumu daha iyiye gitmeyecek ve koronavirüs salgını daha fazla İranlının canını almaya ve ülkeyi yıkıma sürüklemeye devam edecek. Asıl komik olan, bütün bu felaketlerin ortasında İran ve Suriye savunma bakanlarının imzaladıkları ortak savunma anlaşmasıdır.

Burada şunu sorabiliriz: Önümüzdeki birkaç ay içinde İran rejiminin düşüşünün başlangıcına mı tanık olacağız? İranlıların çoğu bunu istiyor. İran halkının iyi bir yaşam ve ülkesini geri kazanma şansı varsa, bu senaryo mutlaka gerçekleştirilmelidir.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya