Birkaç gün içinde dünya, Beyaz Saray’a kimin geleceğini öğrenecek. Arap dünyasında Donald Trump’ın kalmasını isteyenler ile Joe Biden’ın gelmesini umanlar olmak üzere bir bölünme yaşanıyor. Her bir tarafın bunun için özel nedenleri var. Bir önceki seçimlerde ben de Beyaz Saray’ın yeni sahibini tahmin etme bahsine katılmıştım ama tahmin ettiğim kişi çıkmadı. Bu bana tahminde bulunmamayı öğretti. Zira ABD halkı sürprizlerle doludur ve bu kez sürpriz çok daha büyük olacak. Sahneyi okumak deyim yerindeyse çok fazla tarafsızlık gerektiriyor. ABD bugün, önemli bir dönemeçten geçiyor, yaşanan bütün hadiseler, deyim yerindeyse bir hastalığın semptomları. Gelecekte araştırmacılar bunu belki de dünya liderliğinden “geri çekilmenin başlangıcı” olarak sınıflandıracaklar. Bu gerileme bugünün ürünü olmaktan ziyade herhangi bir sosyal-siyasi gelişme gibi kademelidir. Bugün bazı izlerine şahit olduğumuz bu sahnenin tamamlanmasını beklerken, bu izleri birbirleriyle ilişkilendirmeliyiz.
Gerilemenin tezahürlerinden biri, artık ABD hakkında kullanılmaya başlanan şu sert ifadedir; Amerika Birleşik Devletleri’ne bugün Amerika Bölünmüş Devletleri de denilebilir. Aidiyetlerine bakılmaksızın Amerikalıların birçok kesimi, Amerikan rüyasına yani ‘yaşama hakkı, özgürlük ve mutluluk arayışı’na hatta siyasi sisteme olan inançlarını kaybettikleri için bölünme, son birkaç yılda daha aşikâr hale geldi. Bu, geleneksel bağlamın dışından birinin çıkıp eğitilmiş liderler üreten geleneksel ‘kuruma’ nasıl sızabildiğini açıklıyor. Bahsettiğimiz kişi, hiçbir resmi devlet pozisyonunda görev yapmamış New Yorklu emlak kralı Donald Trump’tır. Kendisi, 2015 yılında Cumhuriyetçi Parti içindeki aday adaylığı yarışında ‘kurum’ içinden gelen pek çok ismi yenerek partinin başkan adayı olmayı başarmıştı. Bunlar arasında babadan oğula partinin liderleri olan isimler de vardı. Bu sonuç, birçok insanın mevcut sisteme karşı "kronik" güvensizliğinin bir ifadesiydi. Aday adaylığı yarışında başarılı olup partinin başkan adayı olsa da birçokları, onun 2016 seçimlerinde başarısız olacağını tahmin ediyorlardı ama sonuçlar onları şaşırttı.
Trump’ın seçim projesi, popülist bir proje ve bir dizi Avrupa ülkesini kasıp kavuran birçok popülist projeden farklı değil. ABD ‘küresel liberal’ proje için önemli bir üs ve Doğu Asya'dan Kuzey Avrupa ve Güney Amerika'ya kadar askıda kalmış ‘yükümlülükleri’ var. Bu nedenle, dünyadaki 70 ülke ve bölgede üsleri olan bir eksenin başıdır. Başkanlık seçimleri sonuçlarının dünya için önemli olmasının sebebi de budur. Trump'ın nefret ettiği politikalar var ama tutarlı bir siyasi projesi yok. Kendisi doğal olarak serbest piyasadan yana ve onun destekçilerinden ama aynı zamanda sadece düşmanlara değil, müttefiklere karşı da bir ticaret savaşı yürüttü. Doğal olarak küreselleşmeyi destekliyor, zira emlak krallarının dünya genelinde emlakları vardır. Fakat aynı zamanda ABD’yi dünyanın geri kalanından tecrit etmek istiyor. Duvarlar inşa etme çağrısında bulunuyor. Belirli toplumların vatandaşlarının ülkesine girişini yasaklamak gibi kararlar almaktan, kadınları, siyahları ve göçmenleri küçümsemekten kaçınmıyor. En azında diplomatik olmayan bazı ifadeler ve kelimeler ağzından kaçabiliyor. Bunlardan bazıları, belirli kesimler veya halklar için sinir bozucu olabiliyor.
Eski çalışanlarının veya akrabalarının politik davranışları hakkında yazmış oldukları kitapları kim okusa kendisini farklı ve alışılmadık bir kişilik ile karşısında bulur: ‘anlaşmalar yapma’ eğiliminde ve ‘kurumun’ bildiği ‘oyun kuralları’ ile ilgilenmeme veya onları önemsememe eğiliminde. Son olarak da koronavirüs salgınını yönetme biçimi, rakiplerinin politikalarının zayıf olduğunu kanıtlama enstrümanlarından birine dönüştü. Zira Trump’ın onu hafife aldığı, küçümsediği, daha sonra da tamamen inkâr ettiği bir zamanda pandemi, uluslararası iş birliğinin önemini empoze ediyordu. Ancak, ABD toplumunda bölünme ve kutuplaşma o kadar keskin ki taraftarlarından çoğu projesine inanmaya devam ediyor. Onlar için Trump hakkında söylenen her şey bir komplo teorisi.
Joe Biden ve ekibi ise Trump ve ekibinin (tabi bir ekibe dayanıyorsa) tam tersi olabilir. Biden, uzun yıllardır ‘kurumun’ oğlu. Geleneksel politika koridorlarında ve çeşitli resmî kurumlarda çalıştı. Barack Obama döneminde 8 yıl başkan yardımcılığı yaptı. Ne var ki, yine de liberal projeyi canlandıramaz (veya kendisine yeniden hayat veremez). Bunu istemediği için değil, kendisini kuşatan koşullar buna yardımcı olmadığı için yapamaz. Beyaz Saray’ın yeni efendisi olması halinde, aktörlerin yıllardır çalışarak ortaya çıkardıkları Amerikan toplumundaki onarılamayacak toplumsal-etnik-ekonomik bölünmeyi onarma görevi önünde duruyor olacak. Ekonomik zorluklara gelince, bunlar oldukça net. Çin, ekonomik olarak neredeyse tüm göstergelerde bugün ABD'nin önünde. ABD açısından, Sovyetler Birliği’nin gücünün zirvesinde olduğu dönemde bile yapamadığı bir ekonomik sorun teşkil ediyor. Ucuz mallarla piyasaları işgal ediyor, ileri teknoloji sağlıyor ve birçok ülkede altyapı projelerinin daha verimli, düşük maliyetli ve az zamanda gerçekleşmesine yardımcı oluyor. Çin'in yanı sıra, eski geleneksel düşünceye göre üstesinden gelmenin zor olduğu başka harici dosyalar da var. İngiltere gibi bazı geleneksel müttefikler, yeni bir Avrupa popülizmine yöneliyor. Bu popülizm, Almanya ve Batı kampının bazı ülkelerinde büyüyor. Buna karşılık, şu ana kadar Demokratların, geleneksel çerçeveler dışında bir siyasi projesi yok gibi görünüyor. Eski projeleri ise bir yandan Trumpizme zemin hazırlarken, diğer yandan Ortadoğu’da kaosun yayılmasına yol açtı.
Ortadoğu'ya gelince, tüm göstergelerden hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat Parti açısından ‘Amerikan siyasi midesinin’ Ortadoğu'daki çetrefilli meselelere doğrudan müdahaleyi artık kaldıramadığı açıkça anlaşılıyor. Kazanmaları durumunda Demokratların herhangi bir tedbirsiz müdahalesi, bugün görülen kaosu büyütecektir. Bölgede, askıda kalmış konularda büyük bir değişime bahis oynayacak olanlar bu bahsi kaybedebilir. Bugün Amerikan analitik literatürünün çoğunda yinelenen bir ifade var: "Biz dünyayı reforme edemeyiz, dünya kendini reform etmeli." Sözün özü, yurtiçi ve yurtdışında on yıllardır bizimle birlikte olan ABD politikalarının üzerine inşa edildiği hedefler artık mevcut değil. Amerikan liberal demokrasisinin mekanizmaları, Amerikan toplumu içinde ve dışında var olan sorunlara artık makul çözümler sunamıyor. Şimdiye kadar, en azından üçüncü binyılın başından beri ulaştığımız sonuç, tezahürleri izlenebilen ama gidişatı veya hedefleri hakkında kesin bir bilginin olmadığı bir değişim sürecinin meydana geldiğidir. Bu gözümüzün önünde şekillenen ve etkileşen bir süreçtir. Ancak, güvenli liman henüz görünmedi. Bu nedenle bölgemizdeki karar alıcılar, yarının risklerinin dünün riskleriyle aynı olduğunu varsaymamalı ve iç savaşlarla alevlenen bir bölgede beklenmedik olasılıklar için plan yapmalıdır.
Sonuç olarak, yarının sorunları ile başa çıkmadaki sınırlı algılar, bazı yanlış varsayımlara ve sert sonuçlara yol açan karanlık alanlar üretmektedir.
TT
ABD: Dünya beklemede
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة