Abdullah Utaybi
Suudi Arabistanlı yazar. İslami akımlar araştırmacısı
TT

Riyad ve Dünya Zirvesi

Tarihi bir olay, dünya zirvesi ve dünyaya liderlik eden en güçlü siyasi ve ekonomik gruba Riyad ev sahipliği yapıyor.
G20 Zirvesi, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad'da dünyanın en güçlü 20 ülkesinin liderinin katılımıyla düzenleniyor. Ortadoğu ve Arap dünyasında bu düzeyde ilk kez böyle bir zirve gerçekleştirildi.
Siyasi, ekonomik, askeri ve kültürel açıdan en büyük ve en güçlü yirmi ülkenin bir araya geldiği zirveyi, dünya zirvesi olarak nitelendirebiliriz. Çünkü bu zirve, dünyanın mevcut gerçekliğinden, geleceğinden, istikrarından, devamlılığından, gelişmesinden, ilerlemesinden, büyüklüğü, türü ve etkisi ne olursa olsun başarısını engelleyen büyük zorluklarla yüzleşmekten sorumludur.
Bu zirve arzuların doğduğu, vizyonların ortaya konduğu ve geleceğin çizildiği Riyad'da yapılıyor. Suudi Arabistan'ın 2030 Vizyonu, Arap, İslami, bölgesel ve uluslararası düzeyde bir meşale haline geldi. Zirve, Suudi Arabistan’ın son 3 yılda gerçekleştirdiği etkileyici başarı dizisinin bir halkasıdır. İnsanlık tarihinin bu müstesna yılında bütün dünyayı kasıp kavuran, siyaseti etkileyen, ekonomiyi zayıflatan koronavirüsü diğer bütün sesleri bastırdı. Suudi Arabistan bu yıl G20 Zirvesi’ne liderlik ediyor. Lider bir öncüdür ve bir öncü insanlarına yalan söylemez. Suudi Arabistan, ölümcül virüsle daha ciddi bir şekilde yüzleşmek adına geçtiğimiz mart ayında bir zirve çağrısında bulundu ve bunu gerçekleştirdi. Şimdi ikinci zirve de Suudi Arabistan'da düzenleniyor. Aşılar, yüzde 90 ila 95 arasında başarı gösterdi. Bu, herhangi bir aşı için oldukça büyük bir yüzde. Bu büyük başarının ardından zirve, aşıların milyarlarca insana eşit şekilde dağıtılması için gerekli yol ve yöntemlerin belirlenmesine destek olacak.
Ekonomi hayatın bel kemiğidir ve ekonomik olarak daha güçlü olan ülkeler gelecekte liderlik ve öncülük etme niteliğine sahiptir. G20 Zirvesi’ne katılan ülkelerin toplam ekonomisi, dünya ekonomisinin yüzde 80'inden fazlasını oluşturmaktadır. Riyad'da gerçekleştirilen bu zirve büyük zorluklarla karşı karşıyadır. Korona salgını üstesinden gelinmesi gereken tek zorluk değildir. Bugünün en önemli sorunlarından biri de dünyanın ekonomik olarak nasıl toparlanacağıdır. 20 ülke bunun kısa sürede ve etkili yollarla yeniden toparlanmasını nasıl temin edebilir? Zirvenin karşı karşıya olduğu en büyük zorluk budur.
Ekonominin çöküşü devletleri devirir, kaos ve terörizmi yayar, savaşları yaratır. Dolayısıyla bu zirvenin önemi bir gelecek yaratmakta, etkili çözümler bulmakta ve tehditlerin üstesinden gelmekte yatmaktadır. Dünyanın ve insanlığın geleceği büyük ölçüde bu büyüklükteki bir zirvenin sonuçlarına bağlıdır. Eğer G20 bunu başaramazsa dünyada başka hiç kimse bunun üstesinden gelemez. Bu nedenle geleceğe doğru yol alan umut treninin raylarını döşeme görevi bu büyük grubun omuzlarındadır. Bu ve benzeri sebepler dolayısıyla herkes bu zirvede hazır bulunacak. Başlıca uluslararası ve bölgesel kuruluşlar, sivil toplum kuruluşları ve medya da zirveye katılacak. Zirvenin oturum aralarında liderler, söz konusu zorluklar ve bunlara yönelik çözümlerle ilgili birçok forum, diyalog ve toplantı düzenleyecekler.
Basının zirveyi kayda alması dikkate değer bir çabadır. Bu hususta başarılı olunmadığı takdirde bir dizi başarı rüzgarda savrulup kaybolur. İstisnai bir zamanda gerçekleştirilen istisnai bir zirvenin başarısı için sarf edilen çabaları tüm dünyanın bilmesi önemlidir. Çünkü farkındalığın ve algının ilk durağı bilgidir. Suudi Arabistan, Arap ve Müslüman ülke ve halklarına, kendisiyle gururlanacakları bir başarı sunuyor. Bu ülkenin liderlikle ilgilendiği, dünyayla uzlaştığı, maddi ve manevi olarak güçlü olduğu, kendinin ve müttefiklerinin çıkarlarını savunduğu, ülkelerin istikrarını koruma ve terörizmle yüzleşmekte kararlı bir pozisyona sahip olduğu açıkça görülüyor.
Bu zirve büyük bir önem taşıyor. Dünya önemli bir aşamadan geçiyor ve ciddi değişimlere tanık oluyor. Suudi Arabistan'ın dünya üzerindeki en güçlü müttefiki ABD, bu yeni dönemde Demokratların yönetimi altına giriyor. Bunun dünya adına hayırlı olmasını ve tarihin doğal akışına dönmesini umuyoruz. Diğer taraftan İhvan-ı Müslimin’in tehditlerine ve dini şiddete karşı daha önce benzeri görülmemiş bir harekete tanık oluyoruz. Tarihte ilk kez ülkeler, bu örgütün tehlikelerinin gerçekten farkında görünüyor. Bu örgüt onlarca yıl Arap ve İslam ülkelerine yönelik baskının bir aracı olarak kullanıldı. Bu aşırılık yanlıları söz konusu ülkeler için bir tehdit haline geldiler ve kanunların gölgesinde ülkeleri zayıflatmaya, yok etmeye ve savaşmaya çalıştılar.
Obama yönetiminin bazı Arap ülkelerinde bu gruplara iktidar ve otorite için destek vermesinin ardından kan kaybetmeye başladılar. Bu gerilemenin en önemli göstergelerinden biri, Arap ülkelerinin doğrudan hastalığın kaynağına, terörizmin ve yıkımın kökenine odaklanmaları, bu grupları terör kategorisi içinde değerlendirmeleri ve hukukun gücüyle onları zapt etmeye çalışmalarıydı. İhvan-ı Müslimin tüm dünyayı kasıp kavuracak kapsamlı bir siyasi projeye sahip eli kanlı, ırkçı bir Nazi grubu gibidir. Geçmişte dünya onun hakkında sessiz kaldı. Çünkü birtakım küçük çıkarlar dolayısıyla onunla yüzleşmeyi sürekli olarak erteledi. Eğer bu grupla yüzleşilir ve buna bir son verilirse dünya sayısız kötülükten arındırılacaktır.
Son olarak, Riyad’da düzenlenen zirveyle tarihi bir ana şahitlik etmekteyiz. Bunun geleceği etkileyecek uzun soluklu sonuçları olacaktır.