Zuheyr el-Harisi
TT

Yeni bir soğuk savaş mı yoksa geçici ittifaklar mı?

1990'lardan bu yana uluslararası düzen gerek doğası gerekse de yönelimleri itibariyle tartışmalara konu oldu. Dünyadaki liderliğin tek, çift veya çok kutuplu olup olmadığına dair pek çok soru gündeme geldi. Son zamanlarda dolaşımda olan ‘yeni soğuk savaş’ terimiyle mesele yeniden canlandı. Tecrübeli politikacı Kissinger, ABD-Çin askeri çatışması hususunda uyarılarda bulunarak bu konuyu dile getirenler arasında idi. Amacı 1950'lerden Berlin Duvarı'nın yıkılmasına kadar komünizm (Sovyetler Birliği) ile kapitalizm (Batı) arasındaki askeri ve ideolojik mücadeleyi hatırlatmaktı. Bazıları bu iki kutup arasındaki rekabetin nüfuz yerlerini paylaşmak amacı güden ideolojik bir mücadele olduğunu düşünüyor. Fakat bugün, belirli stratejilere göre seyreden bir rekabet ile karşı karşıyayız. Halihazırdaki rekabet, şekli ve doğası itibariyle farklıdır.
Uluslararası düzen otuz yıl boyunca ‘eksenler ve projeler politikası’ dolayısıyla bir istikrara kavuşmadı. Bununla birlikte bugün yaşananlar, büyük ülkelerin uzlaşı yolu ve bunun dünya krizlerinin çözümlerine yönelik etkisi hakkında birtakım soruları gündeme getiriyor. Washington'un 2008'den beri Rusya lehine dünya üzerindeki nüfuz alanlarını kaybettiği bir sır değil. BRICS Grubu tarafından temsil edilen küresel yeni blok ile eşzamanlı olarak Çin'in güçlü bir şekilde kendini göstermesi örnek olarak yeter. Amerikan yönetimleri için mali yükün bir saplantı haline geldiği de sır değil. Nitekim askeri müdahaleden kaçınma ve mali harcamaların yokluğu gibi söz konusu yönetimlerin bu dosyayı son on yıldaki ele alma tarzları bunun delilidir. Bununla birlikte büyük güçler arasındaki sıcak rekabet her düzeyde devam etti. Alanda etkili roller oynamaya istekli güçler ortaya çıktı. Burada geriye sorulması gereken şu soru kaldı: Yeni dünya düzenini şekillendirme hakkı kimde?
Hiç şüphesiz özellikle de öncü bir tarihe ve küresel ağırlığa sahip olan ülkeler için bu role sahip olmanın meşruiyeti düzenlemelerin yapılmasını gerektirmektedir. Yakın zamana kadar askeri gücün, uluslararası ilişkilerin analizinde temel kriter olduğuna inanıyorduk. Ancak Sovyetler Birliği'nin çöküşü ile birlikte güç kavramının sadece askeri güçten ibaret olmadığı görüldü. Süreç içerisinde kültürel boyuta dayalı yumuşak güç kavramı ortaya çıktı. Sonra sert ve yumuşak güçlerin uyumunu yansıtan ‘akıllı güç’ terimi geldi.
Öte taraftan uluslararası sahnedeki aktörlerin derin bir vizyondan yoksun olmalarının bir sonucu olarak, son on yılda uluslararası siyasette bir kafa karışıklığı olduğunu düşünenler var. Sorunlara dar bakış açısı ve tarafgirlik gibi uluslararası siyasette tanık olduğumuz durumlar bunun delilidir. Bu durum, geleneksel yöntemlerden farklı ‘yöntem ve araçların’ aranmasının nedenini açıklayabilir. Mesele artık uluslararası oyunun her zaman değişen kurallarıyla sınırlı değil. Nitekim dünya, yalnızca farklı kişiler ve liderlerden dolayı değil, aynı zamanda değişen algılar, yenilenen veriler, zihniyetler ve yeni okumalar nedeniyle de şekilleniyor. Bazıları, ideolojinin çatışmadaki etkisinin marjinal hale geldiğini ve kriterin ise çıkarlardan ibaret olduğunu düşünüyor. Bundan dolayı yeni soğuk savaş üç güç arasında cereyan etmektedir: Rusya, Çin ve ABD. ABD liderlik pozisyonunda ısrar ediyor ve ekonomik yaptırımlar kullanarak herkese baskı yapıyor. Moskova ve Pekin, komşu ülkeler üzerinde hegemonya ve kontrolün yanı sıra ABD çıkarlarına darbe vurmaya çalışıyor. Peki, Soğuk Savaş hala devam etmekte ve etkisini sürdürmekte midir? Yoksa yeni kavramların gölgesinde kalmış ve uluslararası ilişkiler sözlüğüne girmiş bir kavram mıdır?
Dominic Moise, bırakın iki kutuplu bir dünya bir yana, artık kitlelerin olmadığını görüyor; Aksine, çok kutuplu bir dünyada kusurlu, genellikle koşullu ittifaklardır.
Çağdaş modern asrımızdaki nesiler, bilinçlerini çift yahut çok kutupluluk üzerine oluşturmaktadır. Fakat Soğuk Savaş'ın ve ideolojinin ölümünden bahsediyoruz. Bugün ‘iki taraf arasındaki ittifaklar’ denen bir model ile karşı karşıyayız. Dominique Moïsi artık iki kutuplu bir dünya olmadığını aksine çok kutuplu bir dünyada kusurlu ve genellikle koşullu ittifaklar kurulduğunu düşünüyor.
İttifaklar üzerinde düşünen biri bunların anlık ve geçici olduklarını anlar. Yani bu ittifaklar, kuruluş amaçlarının sona ermesiyle hızla sona erer. Bu ittifaklar sağlam olmadıkları gibi ilkeler üzerine de kurulmuş değiller. Bilakis bu ittifakların temelinde belirli bir hedefe ulaşılmasıyla sona eren birtakım çıkarlar vardır ve ittifakın sona ermesiyle birlikte taraflar tekrardan eski anlaşmazlıklarına geri dönerler. Bu ittifaklar bir konu veya onun bir parçası ile ilgili olabilir ve konunun ortadan kalkmasıyla birlikte de sona ererler. Bu nedenle esnek ve pragmatik bir işlev görmektedirler. Bunun örnekleri çoktur. Suriye'den Libya'ya kadar çeşitli sorunlu dosyalar üzerine düşünen biri zikretmiş olduğumuz şeyin doğruluğunu tasdik eder.
Bana göre siyasette sabit ve statik bir şey yoktur, bilakis değişen ve dönüşen bir yapıya sahiptir. Bugün ittifakların doğasına bakıldığı zaman, bunların geçişken oldukları, bir yerden diğerine yer değiştirdikleri ve çıkarlarla bağlantılı oldukları görülür. Gelecek artık liderlik, güç ve öncülük üzere inşa edilmiyor. Aksine artık ittifaklara, ortaklıklara, fikir birliğine, gelişmeye ve tutumların koordine bir şekilde belirlenmesine dayanıyor. İstesek de istemesek de dünya ve onun yeni dili bu.